thumbnail of s153_Temmuz_2026_Web

Ankara’da gazetemizin 153. (Temmuz) sayısının dağıtımını gerçekleştirdik. NATO tutuklamaları sonrası ve NATO tutsaklarının cezaevinden çıkması sürecinde gerçekleştirdiğimiz protokol dağıtımında saldırı altındaki kimi kurumlara ulaşamadık. Ulaşabildiğimiz bazı kurumlarla konuşmalarımız NATO zirvesi ve öncesinde yaşanan tutuklama saldırısı odağında gerçekleşti. Bu saldırılardan bahsederken 1 Mayıs’la kıyasladığımızda çok daha tereddütsüz yürütüldüklerini vurguladık. Bunun sebepleri arasında ise Erdoğan’ın ABD ile ilişkilerini tamir etme çabasını ve Amerikancı muhalefetin 1 Mayıs’ı sahiplenirken NATO zirvesi karşısında toplumsal muhalefete göstermelik bir destek bile veremeyecek olmasını saydık. Kitlesel bir buluşma örgütlemenin şartlarının olmadığı NATO zirvesi öncesi sürecin devrimcilerin ilişkilerini henüz yitirmediği varoşlarda siyasi etkinliklerle sürdürülebileceğine ancak bu ilişkilerin doğru değerlendirilememiş olduğuna dikkat çektik.

Tuzluçayır’da gerçekleştirdiğimiz bir ziyaret de NATO gündemiyle açıldı. Mahallenin NATO öncesi saldırılarda bir hedef haline gelmiş olmasının devrimcilerin bu mahallelerdeki faaliyetlerinin zayıflaması ve bırakalım 71-72 kopuşunu, 68’in ve Dev-Genç’in dahi gerisine düşülmüş olmasıyla bağlantılı olduğunu ifade ettik. Kitleleri çağıran eylemlerin şehir merkezlerine çekilmesinin bu geri tutumları belirgin kıldığını, varoşlarda sürdürülecek sınıf çalışmasının ve emekçilerin yaşadıkları ve çalıştıkları yerlerde örgütlendirmelerinin yerini alabilecek nitelikte olmadıklarını söyledik. Devrimcilerin varoşlardan bütünüyle çekildiği, sermayenin buraları tümüyle değiştirdiği bir gerçeklik olmadığını ancak buralardaki siyasi faaliyetin de 71-72 kopuşunun mirasına sahip çıkacak şekillerde gerçekleştirilmediğini vurguladık. Cezaevinden kaçarken kendi yoldaşlarının yerine THKO’luları kurtaran THKP-C’li militanların, birbiri için ölmüş farklı kurumlardan devrimcilerin mirasçısı olmanın emekçi mahallelerinde sebatkar ve ortak bir çalışmayı örmekle başlaması gerektiğini anlattık.
Bir başka protokol ziyaretimizde ise hükümetin PKK ile yürüttüğü süreç hakkında konuştuk. Soru üzerine, sürecin PKK tarafında yeni bir siyasi hat çizilmiş olmasıyla başlamadığını aksine PKK’nin Sovyetler Birliği’nin çöküşünden beri TC sınırları içerisinde bir çözüm aradığını, bir müzakere hareketi olduğunu söyledik. Bu sürecin de Erdoğan’ın yeniden seçilmesi sorununa bağlandığını ve onun acziyetiyle okunması gerektiğini ifade ettik. Süreçle ilgili devrimci hareketin yapması gerekenlerin de devletin rejim krizinin ve Erdoğan’ın seçilme krizinin derinleştirilmesinde etkin rol oynamak, devrimci bir odak inşa etmek olduğunu vurguladık. Arkadaşlarımız, yalnızca pratik ihtiyaçlara odaklanan bir birlikten ziyade, programatik ve teorik ortaklaşma hedefini önüne koyan bir yan yana gelişe ihtiyaç duyduğumuzu söylediler. Biz de bu ihtiyacı dışlamak bir yana, komünistlerin birliği soruna bakışımız nedeniyle bizim için de esas olanın bu olduğunu, lakin devrimci odak çağrımızın bununla sınırlı olmadığını söyledik. Programatik tartşmaları ve birlik arayışını da dışlamayan, kalin bunu bir güç birliğinin ön koşulu haline getirmeyen bir çağrı yaptığımızı anlattık. Alınteri ile sürdürdüğümüz güç birliğinin de bu çizgide ilerlediğini anlattık. Devrimci hareketin kendi içerisinde yapması gereken teorik tartışmaların ancak bu siyasi mücadeleyle sürdürülebileceğini ve bu tartışmaların kimlerle yürütülebileceğinin de bu yolda ortaya çıkacağının altını çizdik.

Ankara’dan Komünistler