Gazetemizin Ağustos 2026 sayısında yayımlanan “Köz’ün Sözü: Süreç” başlıklı yazıyı konuştuğumuz bir gazete söyleşisini Ankara’da gerçekleştirdik. Söyleşide önce bugünkü sürece zemin hazırlayan çözüm girişimlerinin tarihini ele aldık. Ardından mevcut sürecin önceki dönemlerden hangi noktalarda ayrıldığını, rejim krizini ve düzen muhalefetinin bugünkü konumunu tartıştık. Söyleşinin ağırlık noktasını bu tablonun komünistlere yüklediği siyasi sorumluluklar oluşturdu.

İlk konuşmacı yoldaş, bugünkü süreci anlayabilmek için doksanlı yıllardan bu yana izlenen hattın başlıca dönemeçleri üzerinde durdu. SSCB’nin dağılmasının ardından ABD’nin Türkiye’yi Avrupa Birliği içinde Almanya ve Fransa’ya karşı kullanabileceği bir koçbaşı, Ortadoğu’ya yönelik bir sıçrama tahtası olarak yeniden düzenlemek istediğini anlattı. Bu planın gerektirdiği “demokratikleşme”nin PKK’nin silahsızlandırılması ve Kürdistan sorununun mevcut devlet sınırları içinde tutulması hedefiyle birlikte ilerlediğini belirtti. Konuşmacı, 1999 ile 2004 arasında uygulanan reformların bir müzakere masasından değil, devletin bütün kurumlarıyla üstlendiği gerici bir reform projesinden doğduğunu ifade etti. Devlet içindeki kliklerin ve onların arkasındaki emperyalist güçlerin çatışması derinleştikçe bu yönelimin bir devlet politikası olmaktan çıktığını söyledi. AKP’nin 2009’daki Kürt Açılımı’nın bu çatışmalar nedeniyle akamete uğradığını; 2012’deki çözüm sürecini önceki girişimlerden ayıran unsurun ise cezaevlerinden sokaklara yayılan kitle hareketinin hükümeti masaya oturtması olduğunu anlattı. Erdoğan’ın HDP’nin güçlenmesi ve 7 Haziran 2015 seçimlerinin ardından masayı devirdiğini hatırlattı.

İkinci konuşmacı yoldaş, söze burada bir araya gelenlerin amacının komünist bir parti yaratmak olduğunu belirterek başladı. Tarih anlatısının akademik bir araştırma olarak kendi başına anlam taşımadığını vurguladı. Komünistlerin burjuva siyasetindeki güç ilişkilerini, emperyalistlerin hesaplarını ve rejim içindeki çatışmaları bilmesi gerektiğini; bu bilgiye işçi sınıfını burjuva siyasetinden koparacak faaliyetin cephanesini üretmek için ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

Konuşmacı, bugünkü sürecin ne 1999’daki gibi bir devlet projesine ne de 2012’deki gibi kitle hareketinin basıncına dayandığı üzerinde durdu. Bahçeli’nin Erdoğan ile CHP arasındaki yakınlaşmayı bozmak ve Cumhur İttifakı içindeki yerini korumak amacıyla süreci başlattığını; Erdoğan’ın ise bu hamleyi DEM Parti ile CHP’nin arasını açarak bir sonraki seçime hazırlanmak için kullanmaya çalıştığını anlattı. Bu nedenle sürecin ufkunun Kürt sorununun çözümüyle değil, iktidar ortaklarının seçim hesaplarıyla sınırlı olduğunu belirtti. Kürtlerin demokratik haklarına ilişkin reformların gündeme gelmemesini ve görüşmelerin kitlelerden uzak yürütülmesini de bu hesaplarla ilişkilendirdi. Söyleşide hükümetin “PKK teslim oldu” propagandasının gerçeği yansıtmadığı üzerinde duruldu. Konuşmacı, PKK’nin silahlı mücadeleyi sona erdirip siyasi zeminde örgütlenme yöneliminin otuz yılı aşkın bir geçmişi olduğunu hatırlattı. Hükümeti asıl tedirgin eden gücün Kürt hareketinin şehirlerde, emekçi mahallelerinde ve parlamentoda biriktirdiği toplumsal enerji olduğunu belirtti. DEM Parti’nin bu gücü siyaset sahasının dışına çekmesiyle oluşan boşluğu Özgür Özel liderliğindeki CHP’nin, mutlak butlan kararı sonrasında kurduğu Yeni Parti’nin doldurduğunu anlattı. Hükümetin saldırılarının hedefinde bulunmasının CHP’yi bir emekçi partisine dönüştürmediğini, Özgür Özel’in de hükümetten kurtuluşu seçim sandığına bağladığını vurguladı.

Konuşmacı, bağımsız sınıf siyasetindeki geri çekilmeye bakarak devrimci durumun sona erdiği sonucuna varılmaması gerektiğini ifade etti. Yönetenlerin eskisi gibi yönetemediğine, yönetilenlerin eskisi gibi yönetilmek istemediğine ve kitlelerin seferberlik düzeyinin arttığına dikkat çekti. Saraçhane’de yüz binlerin toplanmasının ise devrimci hareketin yükselişi sayılamayacağını; bu hareketin şimdilik bir düzen partisinin çizdiği sınırlar ve seçim hedefi içinde kaldığını belirtti. İçinden geçtiğimiz dönemi bu nedenle genel bir yükseliş dönemi içindeki geri çekilme molası olarak tarif etti. Komünistlerin yeni bir toplumsal patlamayı beklemek yerine bu molayı yaklaşan ileri çıkışa hazırlanmak için değerlendirmeleri gerektiğini söyledi. Bu hazırlığın ilk ayağının düzen muhalefetinden bağımsız bir çizgide buluşan devrimci güçlerin ortak siyasi mevzi kurması olduğunu anlattı. Hükümete karşı mücadeleyi CHP’nin seçim planlarına bağlamayan güçlerin 1 Mayıs, NATO, savaş ve siyasal özgürlükler gibi başlıklarda ortak ve eylemli bir tutum geliştirmesi gerektiğini belirtti. İkinci ayağın ise kitlelerin içinde, onların bugünkü bilinç ve örgütlenme düzeyini hesaba katan esnek bir çalışma olduğunu söyledi. Komünistlerin CHP ve DEM Parti seçmeni emekçilerden uzak duramayacağını; bu kesimlerle mahalle derneklerinde, işçi örgütlerinde ve gündelik mücadelelerde bağ kurması gerektiğini vurguladı. Bu çalışmanın kitle örgütü ile devrimci örgüt arasındaki ayrımı doğru kurmayı gerektirdiğini, kitle örgütlerinin geniş yapısı içinde çalışırken bağımsız komünist siyasetin ayrıca savunulması gerektiğini ifade etti.

Söyleşide önceki sayının odaklarından olan varoşların işçi sınıfının en güvencesiz, en ayrıcalıksız ve siyasal bakımdan en dinamik kesimlerini barındırdığı için önem taşıdığı üzerinde duruldu. Özellikle Tuzluçayır gibi emekçi mahallelerindeki çalışmanın, destekledikleri partiler nedeniyle emekçileri suçlayan dışarıdan bir propaganda faaliyeti olamayacağı belirtildi. Barınma hakkından sendika ve sınırsız grev hakkına, Kürtlerin anadilinde eğitim hakkından mahalle derneklerinin korunmasına uzanan talepler etrafında eylemli bağlar kurulması gerektiği ifade edildi. Gündelik sorunlar etrafındaki çalışmanın ekonomizme düşmeden siyasal taleplerle birleştirilmesi gerektiği vurgulandı. Konuşmacı sözlerini, ortak bağımsız siyasi mevzi ile kitle örgütlerindeki esnek çalışmanın tek bir hazırlık faaliyetinin iki ayağı olduğunu belirterek tamamladı. İlk ayak eksik kaldığında çalışmanın CHP’nin ya da DEM Parti’nin çizgisi içinde eriyeceğini; ikinci ayak eksik kaldığında ise doğru siyasi tutumun kitlelerden kopuk bir bildiri faaliyetine dönüşeceğini anlattı. Söyleşiyi, geçmişten bugüne uzanan süreci anlamanın ancak yarının devrimci partisini yaratma görevine hizmet ettiği ölçüde değer taşıdığını vurgulayarak sonlandırdık.

Ankara’dan Komünistler