Geçtiğimiz haftalarda Alınteri ile beraber Hasan Coşkun Panelleri’nin on altıncısını düzenledik. Yoldaşımızın adını verdiğimiz bu etkinliği, devrimci mücadelenin gündemine, sorunlarına ve görevlerine dair diğer sol akımlarla konuşmak ve panellerle sınırlı olmayan bir eylem birliğinin önünü açma hedefiyle düzenliyoruz. 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak olan NATO zirvesi gündemdeyken, neredeyse tüm sol akımlar NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik ve bu birliğin de içinde yer aldığı NATO’ya Hayır Koordinasyonu’nda buluşmuşken, panelimizin başlığını da “NATO ve Türkiye’de Antiemperyalist Gelenek” oluşturdu.
Bir önceki yıl düzenlediğimiz panelin değerlendirmesi gazetemize yansımıştı. Bu yazı, panelin içeriğinin değerlendirilmesinin yanı sıra panelin örgütlenme biçimine dair de gerisine düşmememiz gereken noktaları, hatta kapatmamız gereken eksiklikleri, tarif ediyordu. Bu yılki paneli de bu kıstaslarla değerlendirmek, bu değerlendirmemizi gazeteye yansıtmak gerektiğini düşündüğümüz için bu yazıyı kaleme alıyoruz.
Asıl Düşman Kendi Yurdunda
Yeni Dünya İçin Çağrı’nın da yazdığı gibi panelde verimli ve canlı tartışmalar yürütüldü. Ancak bunun da ötesinde, konuşmacı olan üç siyasi kimliğin temsilcisi de NATO’ya ve emperyalizme karşı mücadele konusunda üç esas noktayı ortak bir şekilde vurguladı: Emperyalizme karşı mücadele devrim mücadelesinden bağımsız ele alınamaz. Antiemperyalist mücadele sadece ABD emperyalizmine karşı değil tüm emperyalist devletlere karşı mücadeledir; bir emperyalist güce karşı çıkarken başka bir emperyalist güce yedeklenmemek gerekir. “Asıl düşman kendi yurdunda” demeden antiemperyalist bir mücadele yürütülemez; bu coğrafyada antiemperyalist mücadele Türk devletini yıkma mücadelesidir.
Türkiye’nin emperyalist dünyada rolü, Türkiye’deki rejimin karakteri ve bu topraklarda antiemperyalist mücadele geleneğinin serencamı hakkında bir dizi farklı görüş de ifade edildi elbette. Bu görüşleri ön plana çıkarmamamız onları yok saydığımız yahut küçümseyip gereksizleştirdiğimiz için değil; bugünün devrimci mücadelesi açısından ortaklaşılan noktaların öneminin ve bize yüklediği sorumlulukların önüne geçmemesi için. Bilakis savaş gibi komünist hareketin uluslararası tarihinde turnusol kağıdı olmuş bir konuda buluşulan bu noktalar, uzun bir süredir ne ulusal ne de uluslararası bir önderliğin olduğu bu dağınık ve parçalı tabloda her zamankinden daha önemli. Emperyalistler arası çelişki ve çatışmaların arttığı, nesnel koşulların bir yeniden paylaşım savaşını dayattığı koşullarda, üstüne üstlük Türkiye gibi ezen ulus devletinde mücadele edenler açısından, bu ortaklığın hepimizin omuzlarına yüklediği devrimci sorumluluklar var. Bu devrimci temeli bir kalkış noktası olarak belleyip, eylem birliğinin ötesine geçen bir şekilde kapsamını ve çeşitliliğini arttırırsak bu sorumluluğumuzu yerine getirme yolunda önemli bir adım atmış oluruz ancak.
Panelin Örgütlenme Biçimi Geçen Senenin İlerisindedir
Panelin örgütlenme biçiminin geçen senekinden daha ileri bir örnek teşkil etmesinin sebebi örgütleyici ve konuşmacı kurumların sayısının artması ya da panele daha fazla kişinin katılması değil. Bunlar önemli veriler olmakla beraber bu süreci yürütüşümüzü belirleyen, ona yön veren siyasi amaç ve kaygılardan dolayı bu seneki Hasan Coşkun Panelleri’nin geçen senenin gerisine düşmediğini, bilakis geçen seneki olumlu örneği daha da ileriye taşıdığını tespit ediyoruz. Bu sebeple değerlendirmemize de ilk olarak bu hedeflerden başlamak gerekiyor.
Geçen sene Hasan yoldaş adına düzenlediğimiz bu etkinliklerin amacının onu devrim mücadelesinde diğer devrimcilerden daha yüksek bir yere koymadığımız olduğunu ifade etmiştik. Devrimci mücadelede yitirdiğimiz tüm devrimcileri anmanın sorumluluğumuz olduğunu daha açık bir şekilde göstermemiz gerektiğini söylemiştik. Bu sene gerek panelin örgütleniş biçimini gerek ise Alınteri ve Köz imzalı açılış metnini bu yaklaşım belirledi.
Geçen seneye kadar Hasan Coşkun Panelleri’ni Köz olarak tek başımıza örgütlüyorduk. 2025 yılında İşçi Sınıfının Kurtuluşu ile birlikte bunun sorumluluğunu aldık. Bu yıl ise paneli Alınteri ve Köz olarak birlikte örgütledik. Fakat bunu Hasan Coşkun Panelleri ile sınırlı, onun örgütlenme biçimiyle ilgili bir gelişme olarak değil; Alınteri ile beraber aralık ayında duyurduğumuz, devrimci odağı yaratmak için başlattığımız güçbirliğinin bir parçası olarak değerlendirmek gerekir. Bu ise zaten bir eylem birliğinin sınırlarını aşan ve onunla sınırlı değerlendirilemeyecek başlı başına olumlu bir süreçtir. NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik’in eylemlerine “asıl düşman kendi yurdunda” çizgisini ön plana çıkartan ortak şiarlarla katılmamız, NATO’ya dair ortak imzalı bir bildiri yazmamız ve bu bildiriyi çeşitli çalışmalarımızla emekçilere ulaştırmamız gibi Hasan Coşkun Panelleri’ni de NATO ve antiemperyalist mücadeleyi, bu bağlamda 71-72 kopuşunu gündem edecek şekilde örgütledik, etkinliği tadilatı yeni tamamlanan İnşaat İşçileri Sendikası’nın Tarlabaşı lokalinde gerçekleştirdik, panel için “Asıl düşman kendi yurdunda”, “71-72 kopuşunun antiemperyalist mücadele yolu devrimin yoludur” ve “Hasan Coşkun ve sınıf mücadelesinde yitirdiklerimiz kavgamızda yaşıyor” şiarlarını içeren ortak imzalı ozalitler hazırladık.
Bu panel kapsamında değerlendirilebilecek olumlu gelişme, Alınteri ile beraber yukarıda ifade ettiğimiz maksadı anlatarak diğer sol akımlara bu etkinliğin örgütleyicisi ve konuşmacısı olmak için birlikte bir çağrıda bulunmamız oldu. Çağrımızın ulaştığımız akımların çoğu tarafından karşılık bulmaması ise bu maksatta ortaklaşmamaktan ziyade ya hükümetin NATO zirvesi öncesi yaptığı tutuklama ve gözaltı saldırıları ya da bununla ilişkili veya ilişkisiz biçimde var olan maddi sınırlar nedeniyleydi.
Bu noktalarda amacımıza uygun bir şekilde hareket etsek de, gazeteye yansımamasından da görülebileceği üzere, Hasan Coşkun Panelleri’nin çalışmasını planlı bir siyasi çalışmayla yürütemedik. Önümüzdeki süreçte bu eksikleri aşan bir politik çalışmayı yürütmeyi sorumluluğumuz görüyoruz.
Alınteri ve Köz Adına Yapılan Panel Açılış Konuşması:
Devrim ve parti mücadelesinin yorulmaz bir militanı olan Hasan Yoldaşı, akciğer kanseri 15 Mart 2010 tarihinde aramızdan almıştı. 15 Mart, yoldaşın çalışma yürüttüğü son alan olan 1 Mayıs Mahallesi’nin Gazi’nin rüzgârıyla ayağa kalktığı tarihti. Hasan Yoldaş da bizimle bu anlamlı tarihte vedalaşmıştı.
Hasan Coşkun 1954 yılında Niğde’de emekçi bir köylü ailesinin yedinci çocuğu olarak dünyaya geldi. 71 devrimci kopuşunun etkisiyle devrimci mücadelenin içine ilk çekilen gençlerdendi. Daha on altısında buzu ilk kıranlardan olan THKO’lular ile tanıştı. Onlardan edindiği devrimci kopuş ruhuyla o günden beri nice kavgaya fütursuzca atılıp, türlü güçlüklere göğüs gerdi ve eziyetlere direndi. Daima ileri çıkış arayışı içinde oldu ve her aşamada bu cüretin sorumluluğunu üstlenmekte asla tereddüt etmedi.
12 Mart karanlığının kalkmasını beklemeden THKO ile birlikte devrimci mücadeleye katılan Hasan Yoldaş, 12 Mart sonrası dönemde de THKO’nun mirasına sahip çıkarken onunla hesaplaşmaktan ürkmeyenler arasında idi. Halkın Kurtuluşu saflarında Niğde, Konya, Ereğli, Malatya, Maraş, İstanbul, Adana ve Kırşehir de devrimci mücadelesini kesintisiz bir biçimde sürdürdü.
Anti faşist mücadelenin devrimcilerle reformistleri kalın çizgilerle ayırdığı yıllarda anti-faşist mücadelenin gözü pek bir neferiydi. Aynı süreçte devrimci siyasi faaliyetini işçi hareketinin örgütlenmesi ve siyasal bir yönelim kazanması doğrultusunda yürütmeyi seçenlerin arasındaydı.
12 Eylül’de geçirdiği zindan yıllarının ardından siyasi mücadeleden çekilmedi. Bu kez de tasfiyeciliğe karşı mücadelede ön saflarda yer aldı. Yolu parti mücadelesi yürütenlerle de böyle buluştu. Komünistlerin birliği yolunda mücadelesini son nefesine kadar sürdürdü.
Hasan yoldaşın mücadelesini ve hayatını onun şahsına vurgu yapmak için anlatmıyoruz. Aksine, bu topraklarda yitirdiğimiz ya da hala siyasi mücadelenin içinde olan yüzlerce devrimcinin mücadelesi için bir ayna niteliği taşıdığı için anlatıyoruz. Mayıs şehitlerinden Gazi’de, Gezi’de ölümsüzleşen devrimcilere dek Türkiye devrimci hareketinin nice neferi devrimci iradelerini cüret kahramanlık destanları yazmak için değil proletaryanın sınıf mücadelesini siyasal hedefine vardırmak için ortaya koydular. Bu uğurda bedel ödediler. Bugün mücademizde yitirdiğimiz tüm bu devrimcileri bu hedefin omzumuza yüklediği sorumlulukla hatırlıyor ve anıyoruz.
Bugün sizlerle paylaştığımız bir devrimcinin hikayesi olsa da bu hikaye hem bugünkü panelimizin konusu ile hem de içinde olduğumuz siyasi gündem ile yakından ilgili. Hasan yoldaşı ve onun gibi pek çok devrimciyi sınıf kavgasının içine çeken 71-72 devrimci kopuşu, bu topraklarda anti-emperyalizm adına da en net tutumu ortaya koymuştu. Onlar, ABD ve NATO karşıtlığıyla sınırlamamışlardı mücadelelerini. Emperyalizmin asıl temsilcisinin kendi devleti olduğunu görmüş, emperyalizm içsel bir olgudur saptamasının gereğini devletin emperyalist karakterini tahlil etmeye çalışarak değil o devletle savaşma hedefli bir örgüt kurarak yapmışlardı.
Bugün de Ankara’da gerçekleştirilecek NATO zirvesi yaklaşırken saldırıların bu denli
artması, dünyanın pek çok yerinde yaprak kımıldamadan etkinlikler, zirveler yapan NATO için Türkiye’nin bir olağanüstü hal durumu teşkil etmesi tesadüf değil. Türkiye’de binlerce devrimcinin mücadeleye atılmasının önünü açan 71-72 kopuşunun yarattığı devrimci gelenek bitirilemedi. Ona sahip çıkanlarla sürüyor. Hasan Coşkun da “Denizlerin Mirasına Kimler Sahip çıkabilir” sorusuna ”onları mezarı başında ananlar değil, onların kopuşlarını ve mücadelelerini sınıf mücadelesi içinde yaşatanlar’’ yanıtını vermişti. Bu mücadeleyi yaşatma niyetimizle bugün bu etkinliği düzenliyoruz.
Devrim ve sosyalizm kavgasında yitirdiğimiz tüm devrimcileri saygıyla anıyoruz. Anıları mücadelemizde yaşayacak.
İstanbul’dan Komünistler










