2021’den bu yana işçi sınıfının düzen güçlerinden ve siyasetinden bağımsız görüş ve taleplerini haykırabileceği bir kürsüyü İzmir’de sokakta kurmak adına gerçekleştirilmeye çalışılan, son iki yıldır “İşçi-Emekçi-Emekli Buluşması” adını ve biçimini alan eylem 7 Aralık’ta Bornova’da gerçekleştirildi.

Deri-Tekstil-Kundura İşçileri Derneği, DKDER, İşçi-Sen, Kaldıraç, Köz, Odak, SMF, Komünist İşçi Hareketi, Menemen Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, Kadın Dayanışma Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından Bornova Meydanı’nda düzenlenen bu sokak etkinliğinde pek çok kurum kendi pankartları ile alanda yer aldılar.
Kurumlar adına okunan açıklamada Türkiye’de işçilerin-emekçilerin yaşadığı yoksulluk, eriyen ücretler, artan sömürü, azalmayan iş cinayetleri gibi konuların kısa bir bilançosu çıkarılarak asgari ücret belirleme sürecine dair şu görüşlere yer verildi:

“(…)12 Aralık günü asgari ücret görüşmelerinin ilki yapılacak. Ülkede yüzbinlerce işçiyi ilgilendiren MESS görüşmeleri ise devam etmektedir. Sendikalar bu süreçte ses çıkarmayıp tavır almamaktadır. Biz işçiler işçi komitelerinde örgütlenmeli asgari ücret denilen ücreti yapacağımız grevlerle, işçi eylemleri ile boşa düşürmenin yollarını bulmalıyız. Ayrıca işçiler yükselen sendika mafyasına karşı kendi sendikalarını da geri almalıdır. Elbette bugün mücadele eden işçilerin yanında da duran mücadeleci sendikalarda vardır. Bunları önemli görüyoruz ve burada bu sendikaları dayanışma ile selamlıyoruz.

Ülkede yaşanan baskılara ve artan saldırılara karşı işçi direnişleri de artmakta, büyümektedir. Ülkenin her yerinde her gün yeni direnişler yaşanırken, olan direnişler ise kararlılıkla devam etmektedir. Temel conta işçileri 363 gündür kararlılıkla sürdürmektedir. Yine aynı şekilde Digel tekstil işçilerinin direnişi sürmektedir. İki direniş de bir yılını direniş alanında bitirmek üzeredir. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından işten atılan ‘Süt Kuzusu Projesi’nde çalışan işçiler Kültürpark’ta direnişlerine devam ediyor.

Ülkenin bir çok yerinde direnişler vardır. Bu yaşanan direnişler birbirleriyle dayanışma içinde olmalı, birbirlerinden destek alarak direnişleri kazanma yönünde ileriye taşımalıdır.
2026 yılı direnişlerin daha büyümesine gebedir. Ülkede yaşanan saldırılara karşı işçi sınıfı da bu direnişlerden öğrenerek 2026 yılını direnişleri büyüterek zaferle taçlandırma yolunda her bir grevi mihenk taşı olarak görmeli, grevleri kazanımla sonuçlandırmalıdır.

Bu sene ikincisini yaptığımız ‘İşçi, Emekçi, Emekli Buluşması’nı işçi sınıfının mücadelesini büyütmesi açısından önemli bir dönemeç noktası olarak görüyoruz. Şimdi bu buluşmadan aldığımız güçle yarından itibaren daha kararlı, daha inatçı bir şekilde direnişleri büyütmeliyiz.”

Eylem boyunca “Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!”, “Yaşasın Devrimci Dayanışma!”, “Yaşasın Sınıf Dayanışması”, “Özgürlük Savaşan İşçilerle Gelecek!”, “Komünist Bir Dünya Kuracağız!”, “İş, Ekmek, Özgürlük Yoksa Barış da Yok!”, “Kurtuluş Devrimde, Kurtuluş Sosyalizmde!”, “Yaşasın Devrim ve Sosyalizm!” gibi sloganlar kimi zaman ortak bir biçimde kimi zaman da eyleme katılan akımlar tarafından sık sık atıldı.

İzmir Müzisyenler Derneği de okudukları marşlarla eyleme coşku kattılar.

Köz ve Alınteri Ortak Pankartla Alanda!

Köz ve Alınteri, asgari ücretin belirlendiği bu süreçte gerçekleştirdikleri ortak kampanyayı güçlendirecek ve devrimci bir güç birliğini eylemli bir somutluğa kavuşturacak biçimde “Ne Asgari Yaşam, Ne Asgari Ücret! Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!” şiarını taşıyan ortak pankartla alandaydılar. Ortak pankartla alanda olmak devrimci dayanışmayı aşan eylemli bir güç birliğini görünür kılmak açısından da, Köz ve Alınteri açısından bir ilk olması hasebiyle de önemliydi. Bu ortak pankart arkasında eyleme katılan devrimcilerde de moralli bir havanın eylem boyunca hakim olmasını sağladı. Alanda kampanyanın ortak imzalı bildirisinin dağıtımı da gerçekleştirildi. Gerek ortak pankart gerekse bildiriler ilgi gördü.

7 Aralık’ta Alanda Olan ve Olmayan Neydi?

7 Aralık eylemi İzmir’de gerçekleştirilen ve kitlesel basın açıklaması olarak kurgulanan pek çok eylemi aşan bir katılımla gerçekleşti. Bornova Meydanı gibi meskun mahale daha yakın ve kentle iç içe bir alanda gerçekleşmesi de başlı başına bir olumluluktu. Buna rağmen bu eyleme katılımın güçlü olduğu söylenemez. Bunda eylemi örgütleyen kurumların aslında olabilecek en geniş birlikteliği ifade etmemesi ve sınırlı kalmasının etkili olduğu söylenebilir. Bu sorunun yaşanmasında ise bu eylemi örgütleyenlerin eksikliğinden yahut bu yöndeki çağrılarının yetersizliğinden ziyade defaatle yapılan çağrılara şu ya da bu gerekçe ile olumlu yanıtlar üretemeyen ve bu eylemin sorumluluğunu almaktan imtina eden akım ve örgütlenmelerin eksikliği etkili olmuştur. Sürekli yapılan “birleşik mücadele” vurgularına rağmen omuz omuza örgütlenen bir eylemin sorumluluğunu almak bir yana takipçisi olmak için dahi herhangi bir çaba göstermeyen akımların varlığı, tam da bu örgütlenmelerin bu konudaki söylem ve çağrılarının samimiyetini göstermektedir. Gündelik mücadelede sendikal bürokrasiden şikayet etmeyi alışkanlık haline getirenlerin böylesi bağımsız bir sınıf eylemliliğinin sorumluluğunu alması beklenirken soldaki pek çok akımın bu işçi kürsüsünün eylemli biçimde ortak örgütlenmesi konusunda anlamlı yanıtlar üretememesinin sahici politik sebepleri yoktur. Bu konuda sunulan ve birer mazerete dönüşen teknik yahut apolitik gerekçeler özü itibari ile rekabetçilikten kaynaklanmaktadır. Yine reformist siyasal bir tarz ve sendikal bürokrasiyle mesafeli bağımsız bir işçi eylemi ve kürsüsünü “gerçekçi” ya da anlamlı bulmayan, “cılız” geçeceğini düşündüğü için bu eylemlerden ve bu eylemlerde devrimci iddialarla yer alan akımlardan uzak duran liberal bir bakış açısının soldaki hakimiyeti de bu eylemlerin daha dar bir bileşenle sınırlı kalmasında etkili olmaktadır.

Bu eylemin örgütleniş ve çağrı aşamasında İzmir’deki muhtelif işçi direnişlerindeki işçilerle temas kurulduğu ve kürsü konusundaki davetin tekrar tekrar iletildiğini de aktaralım. Ancak sıklıkla dışa dönük dayanışma çağrılarında bulunan bu direnişlerdeki işçiler yaşadıkları sorunları ve çağrılarını her zaman seslendiklerinin dışında bir kesime aktarabilecekleri bu kürsüyü kendi mücadeleleri için kullanma fırsatını değerlendirememişlerdir. Bu eksiklikte bu işçilerin zaaflarından çok direnişlerdeki sendikal bürokrasinin tahakkümü göz ardı edilemez.

Belirleyemediğimiz nesnel koşullardan ya da dışımızdaki öznelerin tutumlarından bağımsız olarak bu eylemin olması gereken nicelik ve nitelikten halen uzak olması esas olarak bu eylemi örgütleyen güçlerin sorunu ve kusurudur. Bu sorun ve eksiklikler de bu sorunları birlikte, dayanışma içerisinde ve örgütlü biçimde çözmek isteyenler tarafından çözülecek ve giderilecektir.

Tüm eksikliklerine yahut zorluklarına karşın örgütlenmesi ve hazırlığı yaklaşık iki ay süren bu eylemlilik buna müdahil olan güçleri örgütleyen ve diri kılan bir faaliyet ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu iki aylık süre zarfında afişi ve bildirisi ile azımsanmayacak bir kesimle temas kurulmasını sağlayan dışa dönük bir çalışma yapılabilmiştir. Bu eylemin örgütleniş süreci ve biçimi bu eylemi örgütleyen ve sürece katılan akımların militanlarının mücadele birlikteliğini güçlendirmekte, aralarındaki faaliyetli-eylemli dayanışmayı büyütmekte, aralarındaki güvene dayalı ilişkileri sıkılaştırmaktadır. Dolayısı ile bu eylemin kalıcılaşması, sürekliliğinin korunması, bu faaliyetin kanıksanması bu eylemin örgütleyicisi tüm akım ve örgütlenmelerin hem ortak başarısı hem de kazanımıdır. Söylediğini yapan, yaptığını söyleyen bir tarzın oturması bu eylemi var eden ve devrimci iddialarla siyaset yapan tüm güçler için başlı başına bir olumluluktur.

Köz’ün arkasında duran komünistler olarak bu yönde şu ana kadar aldığımız sorumluluğu almaya devam etmeyi, devrimci kaygılarla örülen bu faaliyetin sürekliliğinin sağlanması için çabamızı arttırarak sürdürmeyi devrimci bir görev olarak kabul ediyoruz.

Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!
Özgürlük Savaşan İşçilerle Gelecek!
Yaşasın Devrimci Dayanışma!
Yaşasın Komünistlerin Birliği!

İzmir’den Komünistler