Gazetemizin Temmuz 2026 sayısı üzerine konuştuğumuz bir söyleşi gerçekleştirdik. Konuşmacı yoldaş “NATO Zirvesinin Gösterdikleri” başlıklı Köz’ün Sözü’nü anlattı. Öncelikle ideolojik bakış ile bilimsel bir analizin ayrımı üzerinde durdu. Türkiye topraklarında öncü bir komünist partinin eksikliğini, sol hareketin önemli bölümünü egemen sınıfın kavramlarını kullanarak siyaset yapmaya ittiğini ele aldı. Kısacası, NATO’nun kendisini nasıl gösterdiğine değil, arkasındaki gerçek güç ilişkilerine odaklanmayı esas aldı. NATO zirvesinde yansıtılan “uyum içerisindeki NATO ülkeleri”, “NATO 3.0” saptamalarının bazı sol çevrelerin NATO’yu tek bir kolektif emperyalist güç olarak değerlendirmesine sebebiyet verdiğini, aslen bunun bir gerçeklik taşımadığını anlattı. Ankara 2026 Zirvesi’nin NATO tarihinin en sönük zirvelerinden biri olması, zirveden ziyade liderlerin ikili görüşmelerinin gündeme gelmesi, ortak kararlar yerine pazarlıkların belirleyici olması NATO’nun ortak hareket kapasitesinin güçlendiğini değil azaldığını gösteren faktörler olarak tespit etti. ABD, Almanya, Fransa ve İngiltere emperyalizminin çıkarlarının NATO çatısı altında birleşmiş olmadığını, bu bağlamda da çelişkiler gözlemlendiğini ele aldı. Özellikle savunma harcamaları üzerinde odaklanan bu çelişkilerin devrimci mücadeleye nasıl bir alan açacağı üzerinde durdu. Burada önemli bir ayrım ortaya konarak Avrupa’nın ABD’den uzaklaşmasının birleşmiş bir Avrupa tasavvuru sunmayacağını belirtti. Sonuç olarak NATO’nun tek bir emperyalist güç olmadığını, içerisinde farklı devletlerin emperyalizminin yansımalarını barındıran bir çelişkiler ağı olduğunu ve zayıflamakta olduğunu ortaya koydu. Türkiye’nin ve Erdoğan’ın itibarının ise yükselmekte değil düşüşte olduğunu anlattı. Türkiye’nin NATO zirvesinden kazanımla çıkmadığını, dış politika özerkliğini kaybetmekte olduğunu ve bunun nedeninin Erdoğan’ın güçlenmesi değil zayıflamasından kaynaklandığını, tam da bu nedenle emperyalistlerle uzlaşmaya mecbur kaldığını saptadı. Bu çerçevede Cumhur İttifakı içerisindeki gerilimleri ve 2023 seçimleri sonrasında ortaya çıkan siyasi tabloyu ele aldı. NATO karşıtı eylemlerin başarısızlığına neden olarak hükümetin NATO ile barışmaya çalıştığı, muhalefetin bile NATO’cu bir konumda olduğu ve en önemlisi Kürt emekçilerin siyasi alandan geri çekilmesini saydı. Çözümün beklemekten geçmediğini, aksine emekçi mahallelerinde, atölyelerde, fabrikalarda, daha da önemlisi varoşlarda propaganda ve ajitasyonun Kürt emekçiler arasında yaygınlaştırılması olduğunu saptadı. Türkiye’nin en politik ve militan kesimleri olan Kürt emekçilerin siyaset sahnesinin dışına itildiği koşullarda bu emekçileri teyet geçerek NATO karşıtı mücadelenin verilemeyeceğini ele aldı.

Üniversitelerden Komünistler