Köz’ün Haziran sayısının “Siyasi Mücadeleye Davet Örgütlenmeye Davettir” başlıklı yazısında Köz’ün arkasında duran komünistlerin yaptığı çağrının örgütlü kesimlere yönelik kısmının anlaşıldığını fakat bu çağrının örgütsüz kesimlere yönelik kısmının nasıl karşılandığı hakkında verinin olmadığı yazılmıştı. Biz de bu değerlendirmeye ilişkin çevremizdeki kesimlerin harekete geçmekten niçin geri durduğuna dair deneyimimizi gazeteye aktarma gereği duyduk.
Komünist partiyi yaratma amacıyla, Köz’ün çizdiği politik doğrultuda bir faaliyeti yürütmek üzere bir araya geldik. Bu amaç birliği doğrultusunda bir araya gelenler olarak bizim gibi bu ortak politik faaliyeti üstlenemeyen kimi kesimlerle sohbet ve tartışmalarımız oldu. Buna ilişkin hem kendi değerlendirmemizi hem de muhataplarımızın gerekçelerine ve bizim buna dönük cevaplarımıza propaganda değeri olduğu için yer veriyoruz.
Öncelikle, bu kesimlerin bir politik faaliyet içinde yer almıyor oluşuna dönük kendi kimi açıklamaları ve mazeretleri olabilir. “İrade eksikliği”, “sorumsuzluk”, “bireysel sorunlar” gibi açıklamalar bir politik faaliyetin arkasında durmamak için sık sık karşımıza çıkabiliyor. Bizim bu beyanlar her olursa olsun bunları kıstas almamız, üzerimizden sorumluluğu atan, “bu kesimlerden zaten olmazdı” gibi ferahlatıcı teselliler bulmamız sorunu politik olarak açıklamamamıza yol açardı, sorunu bireysel olarak kavramak anlamına gelirdi. Biz karşımıza bu tip açıklamalar çıktığında bunları politik olarak değerlendirmek, Köz’ün bu kesimlere yönelik çağrısının anlaşılmadığını ve bunun bir politik bilinç sorunu olduğunu değerlendirdik. Elbette bizim temasa geçtiğimiz kesimler Köz’ün olduğu kadar dışarının ve en çok da yaygın tasfiyeci dalganın politik etkisine açık. Bu politik bilinç aşısını gerçekleştirmek de komünistlerin sorumluluğu. Karşımıza bu tip gerekçelerle ortak bir politik faaliyetin sorumluluğunu üstlenmekten kaçınan kesimler çıktığında bu bize bu kesimlere yönelik propagandaya ağırlık vermemiz, Köz’ün amaç ve görüşlerini daha iyi anlatmamız yönünde bir sorumluluk yüklüyor.
Görüştüğümüz kesimlerin hareketimiz hakkında yaptığı değerlendirmelerinin bir sonucu, hâlihazırda dağınık halde bulunan sol akımların kendi başlarına bir toparlanma imkânı olmadığı, yapmak gerekenin sınıf içinde çalışmanın bağımsız ve kendi içinde izole bir biçimde yeniden başlatılması gerektiğiydi. Emekçi yığınlarının siyasetten uzak durmasının sebebini yalnızca devrimcilerin yetersizliğine bağlayan bu görüşe göre var olan “pasifizm” ve “yozlaşma”dan uzak, yeni bir sınıf örgütlenmesi gerekliydi. Haliyle komünist partinin kuruluş kongresini toplama çağrısıyla yola çıkan Köz’ün bugüne kadar bu çağrıyı başarıya ulaştıramamasının sebebi de, devrimcilerin yapması gereken de sınıfın içinde çalışmaktı. Bizse parti öncesi siyasetin sınıf içinde çalışmayı dışlamadığını, aksine komünistliğin bir önkoşulu olan sınıf çalışmasının parti öncesi dönemde mücadele yürüten komünistler için de bir zorunluluk olduğunu anlattık. Siyasi faaliyetten bağımsız bir devrimcilik olamayacağını, sınıfa siyasi bilinci götürecek bir komünist partinin yokluğunda muhatabın sınıfın kendisi değil sınıf içinde bu faaliyeti yürüten ve devrimcilik iddiası taşıyan kesimler olduğunu konuştuk. Emekçi hareketin yükselme ve gerileme dönemlerinde ulaştığı doğal sınırlardan ve karşılaştığı engellerden azade, sınıf mücadelesini siyasi bir akılla yönlendirebilecek bir komünist partinin yokluğunda burjuva siyasetin her koşulda hareketin içine sirayet edeceğini, bununla beraber, içinde bulunduğumuz tasfiye döneminde nispeten “organik” bir sınıf hareketliliğinin de en az bugün karşılaştığımız emekçi örgütleri kadar egemen siyasetin sorunlarından nasibini alacağını değerlendirdik.
Bu kesimlerle konuştuğumuz bir başlık da bir partinin yürüteceği siyaset ile parti öncesi siyaset arasındaki fark idi. Genelde “Komünist siyaset komünist parti ile yürütülür” saptamasından bir partinin olmadığı koşullarda siyasi mücadelenin mümkün olmadığı sonucu çıkarılır. Bunun ardından bir parti yokken yürütülen faaliyetin ya bu partiyi ikame edecek, geniş emekçi yığınlara seslenen, onları kazanmaya dönük taktikler geliştirmek, ya da büsbütün siyasi faaliyetin dışında, masabaşı bir faaliyet olarak kavranması kaçınılmazdır. Hele ki siyaset, eylemlere katılmak, seçimler karşısında pozisyon belirlemek, birtakım söyleşi ve etkinlikler planlamak olarak kavrandığı takdirde sol akımların tümünün aynı siyasi hatta yürüdüğünü, komünistlerin kendisini ayırt etmesinin bu tabloda mümkün olmadığını söyleyip bambaşka eylem biçimleri önermek de bunun doğal bir sonucudur. Elbette tüm bunlar siyasi bir mücadelenin parçasıdır, ancak siyasetin kendisi değildir. Komünist siyaset, emekçileri örgütlendirmeyi, harekete geçirmeyi, hükumete karşı seferber etmeyi ve iktidarı devrimci bir yoldan almayı hedefler. Komünist siyasetin ayırt edici özellikleri olan tüm bunları gerçekleştirmek devrimci bir partiyi şart koşar. Bu partinin mevcut olmadığı çerçevede yürütülecek siyaset de bu partiyi yaratma amacına tabi olarak yürütülür ve değerlendirilir. Dolayısıyla komünist parti siyasi mücadelenin içinde kurulacak derken bu partiyi kuracak güçlerin hâlihazırda sınıf mücadelesinin içinde yer aldığını, siyasi bir mücadelenin parçası olduğunu anlıyoruz. Komünist parti siyasi mücadelenin ‘sonucunda’ kurulacak derken ise, bu partinin yaratılması için özel bir siyasi plan ve müdahale gerektiğini vurguluyoruz.
Komünist bir partinin olmadığı koşullarda yürütülecek siyasetin bu partinin ihtiyacını hisseden güçleri harekete geçirip örgütlendirmesi gerekir. Bu nedenle Köz’ün kendini ayırt ettiği kıstas şu ya da bu eylem biçimini öne çıkarmak, kendini bu farklı eylem biçimleriyle göstermek değil, komünist partiyi yaratacak güçleri amaç birliği doğrultusunda ortak bir politik merkez etrafında birleştirme çağrısıdır.
Komünist Parti Siyasi Mücadeleyle Kurulacak!
Sorumluluk Al Öne Çık!
Üniversitelerden Komünistler









