2009’dan bu yana düzenlediğimiz Ekim Devrimi Tartışmaları’nın bu yıl Bursa’daki başlığını “Ekim Devrimi’nin Rehberliğinde Proletarya İktidarını Savunmak” olarak belirledik. Panelimize SYKP, Devrimci Parti, SMF ve SODAP’ı da konuşmacı olarak davet ettik. Davetimize olumlu yanıt veren SYKP’nin katılımıyla 1 Kasım günü BADİS Bursa Temsilciliği’nde panelimizi düzenledik.
Panel çalışmaları kapsamında alandaki kurumlara davetiye götürdük, paneli düzenlemekteki maksadımızı açıkladık. Ekim Devrimi’ni bir eylem birliği ile savunmanın bugün arz ettiği önem üzerinde durduk. Panele Türkiye Komünistlerinin Platformu ve Devrimci Gençlik Dernekleri’nden de katılan arkadaşlar oldu.
Enternasyonal’in okunması ve moderatör yoldaşın bu etkinlikte buluşmamızın anlamı üzerine yaptığı konuşmanın ardından panel başladı.
SYKP konuşmacısı iki turluk sunumunda özetle şu görüşleri ifade etti:
İki kutuplu dünya çöktükten sonra kapitalistlerin vahşileştiğini, sendikaların da erimeye başladığını, sınıf hareketlerinin geriye doğru çekildiğini söyledi. Bunun neticesinde “proletarya bitti” diyen yeni ideolojilerin geldiğini, ulusal sorun, kadın sorunu, ekoloji sorunu gibi kapitalizm içinde de çözülebilecek sorunların ön plana çıktığını belirtti. Bunu karşısında uzlaşmaz emek-sermaye çelişkisini ve işçi sınıfının egemen sınıf olarak örgütlenmesini mücadelenin merkezine koymak gerektiğini vurguladı. İşçi sınıfının kendi içinde tüm kimlikleri barındırdığını ve bu yüzden kimlik mücadelelerinin aksine birleştirici nitelikte olduğunu açıklayan SYKP konuşmacısı, var olan devlet mekanizması parçalanmadan çözüme kavuşmayacak bir sorundan söz ettiğimizi vurguladı.
Bugün işçi sınıfının yok olmadığını, teknolojinin ilerlemesi sebebiyle üretim alanı küçülürken dolaşım alanının büyüdüğünü ifade eden SYKP konuşmacısı, işçi tanımının ücret seviyesi üzerinden yapılamayacağını, “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi yok” sözünün bu anlama çıkmayacağını, ücretlerin en dolgun olduğu sektörlerde en militan mücadele örneklerinin çıktığını hatırlattı.
Kapitalizmde siyasal alanla ekonomik alanın birbirinden ayrıldığını, komün ve sovyet iktidarının buna yanıt olduğunu belirten konuşmacı, önemli olanın komün veya sovyet biçiminden ziyade işçi sınıfının devlet iktidarını ele geçirmesi ve doğrudan demokrasi olduğunun altını çizdi.
Sendikalarla işçi sınıfının siyasal örgütü arasındaki farkı, sendikalar kapitalizmi kabul edip daha iyi koşullar için mücadele ederken partinin devrim mücadelesi vermesi olarak açıklayan konuşmacı, “Modern sanayi proletaryası üzerinde yükselen bir partiniz yoksa, siz devrim yapamazsınız.” dedi. Sistem dışı olanların yan yana geldiği, yani komünistlerin birliğinin sağlandığı bir partiye ihtiyacımız olduğunu belirten konuşmacı, Troçki’nin mensup olduğu bir partinin Ekim Devrimi’ne önderlik etmesini bu “kapsayıcılığa” örnek olarak gösterdi. DEM Parti’de yer alsalar da burada kast edilenin DEM gibi bir yapı olmadığını söyledi.
Köz konuşmacısı, Ekim Devrimi’ni yaratan koşulların neden güncel olduğunu açıklayarak sözlerine başladı. Yoldaş, proleter devrimleri çağının sürdüğünü, aradan geçen 108 yılda proleterleşmenin arttığını, bunun yalnızca sayısal bir artış değil aynı zamanda sınıfsal kutuplaşmanın artışı anlamına da geldiğini ve burjuvazinin proleterleri kendine bağlamakta zorlandığını açıkladı. Ayrıcalıklı işçiler katmanı hızla erirken, sosyal demokrasinin de çöktüğünü ve sermayenin çözüm arayışı içinde çırpındığını belirtti.
Ekim Devrimi’nde işçi sınıfının müttefiki olan köylülüğün bugün de varlığını koruduğunu, özellikle Güney Asya ve Afrika’da belirleyici olduğunu, bugün gündemde önemli yer tutan ekoloji mücadelesinin de esasen köylülüğün yıkımıyla ilişkili olarak ortaya çıktığını açıkladı; Türkiye’de ekoloji mücadelesi deyince akla gelen ilk örneğin HES veya maden karşıtı mücadeleler olduğunu hatırlattı.
Emperyalizm çağının aynı zamanda ulusal kurtuluş mücadeleleri çağı olduğunu hatırlatan konuşmacı, ulusal sorunun da çözülememiş halde durduğunu söyledi. Kürdistan ve Filistin örnekleri üzerinde durdu; düzen içi yoldan ulusal sorunun çözüldüğü bir örnek olarak sunulan Katalonya örneğinin de neden çözülememiş bir örnek teşkil ettiği açıkladı.
Emperyalistler arası paylaşım kavgasının artan bir şiddetle ilerlediğini söyleyen yoldaş, bunun emperyalistler ve kapitalist devletler için yıkıcı sonuçlar da doğurduğunu Rojava örneği üzerinden açıkladı.
Emekçilerin dizginlenememesi, iktisadi buhran ve paylaşım kavgasının sonucu olarak siyasi krizin derinleştiğini, demokratik hak ve özgürlüklerin de kağıt üzerinde kaldığını belirten yoldaş, bunun sonucunda dünyanın farklı köşelerinde ezilenlerin ayaklandığını söyledi.
Yoldaş, Ekim’in yalnızca koşullarının değil çözümlerinin de güncel olduğunu üç başlıkta açıkladı: 1) işçi-köylü-ezilen ulus ittifakı güncel 2) ekmek, barış, toprak, demokrasi sorunları hala devrim sorunu 3) sovyet iktidarı güncel.
Tüm bu tespitlerin ve siyasal iddianın, muzaffer Ekim Devrimi’nin mirasını sahiplenmekle mümkün olduğunu belirten Köz konuşmacısı, yarattığı devrimci dalga ile dünyayı farklı noktalardan sarsmış ve sarsmaya devam eden bir devrimden bahsettiğimizi hatırlattı. Çin Devrimi’nden Rojava Devrimi’ne kadar bu dalganın belirleyici olduğunu söyledi. Ekim Devrimi’nin yanı sıra 71-72 devrimci kopuşunun gerçekleştiği topraklarda olmamızın avantajıyla siyasi mücadele yürüttüğümüzü, bu tartışmaların hala yaygın olmasının dahi doğrudan bununla ilgili olduğunu, ezilemeyen bir devrimci dinamikten söz ettiğimizi vurguladı.
Öte yandan Ekim Devrimi’nin de bir boşlukta doğmadığını söyleyen yoldaş, Komün’ün derslerini kuşanarak onu aştığını, ilk proletarya diktatörlüğünün Sovyetler değil Komün olduğunu hatırlattı. Yoldaş, Ekim Devrimi Paris Komünü’nü uluslararası karakteri ile aştığı ve daha sonrasında Ekim’i aşan bir deneyim olmadığı için bugün Komün veya farklı bir örneğin değil Ekim’in yolundan yürüdüğümüzü açıkladı.
Uluslararası bir önderliğin eksikliği koşullarında Ekim Devrimi gerçekleşse de, bu eksikliğin 1919’da giderildiğini belirten yoldaş, Komintern’in Ekim’den süzdüğü derslerle uluslararası bir devrimci strateji tarif ettiğini söyledi. Özgür ulusların gönüllü birliğinin, yani SSCB’nin de Komintern’den sonra kurulmasının bir tesadüf olmadığını belirtti. Uluslararası bir merkeziniz olduğunda dünya devriminin sorumluluğunu alabildiğinizi, bu anlamıyla komünist siyasal mücadelenin zirvesinin Ekim Devrimi, SSCB ve Komintern olduğunu ifade etti. Ekim Devrimi’nin nerede yenildiğini de bunu esas alarak açıklamak gerektiğini söyledi. Uluslararası komünist merkezin tasfiyesini temel sorun olarak tarif etti.
Köz konuşmacısı, nesnel koşullara yanıt verecek olanın parti olduğunu, bu partinin komünist bir öncü müfreze olduğunu, dışındaki işçi kitlelerle bağı olduğunu ve bu kitleleri hareket ettirdiğini, ihtilalci bir parti olduğunu, enternasyonal bir parti olduğunu açıkladı ve “Bugün böyle bir parti yok” dedi. Çağrımızın “Bütün ülkelerin komünistleri birleşin” olmasının, esas eksikliğin uluslararası bir komünist merkez olduğuna işaret ettiğini belirtti. Bugün bu partinin kurulmasını ilk görev olarak tanımlayan Köz konuşmacısı, Türkiye’deki komünist partinin ise komünistlerin birliğini sağlayarak kurulabileceğini söyledi. Bu partinin kuruluşuna hizmet etmeyen herhangi bir mücadelenin komünist siyasal mücadele olarak tanımlanamayacak, kısmi bir mücadele olarak kalacağını ifade etti.
Köz ve SYKP’nin iki ayrı turdaki sunumları ve canlı geçen bir soru-görüş bölümü ile panel tamamlandı.
Panelimizi farklı akımlarla birlikte örgütleyememek ve konuşmacı olarak SYKP ve Köz dışında herhangi bir akımı katamamak bir eksiklikti. Fakat buna rağmen gerisine düşülmemesi gereken bir örnek ortaya koyduk. Ekim Devrimi’ni işçi sınıfının iktidarı temelinde, rehber niteliğini ön plana çıkaran bir tartışma ile andık. Bugün siyasal mücadelede Ekim’in derslerinin neye işaret ettiğini tartıştık. SYKP’nin panelimize katılması bu tartışmaya nitelik kazandırdı.
Bundan sonraki süreçte, Ekim’in derslerini siyasal mücadele içinde somutlamaya, farklı alanlarda eylem birliklerini çeşitlendirmeye gayret edeceğiz.
Bursa’dan Komünistler










