Bu yaz, Boğaziçi Üniversitesinden iki arkadaşımın beni de davet etmeleri üzerine komünist siyasetin ilkelerinin ve güncel tutumlarının online olarak işleneceği Kızıl Okumalar grubuna ve yürütüşüne dahil oldum. Arkadaşlarım, her hafta okumalarını yapıp tartışmak üzerine on ikisi temel komünist ilkelerden on ikisi de güncel tutumlardan oluşan konular seçmişti. Daha sonra bu kararlaştırılan konuların nasıl işlenmesi gerektiğine dair konuştuk ve her haftaki başlık için çarşamba akşamları grupça online bir platformda toplanmayı, konuları sunum ve soru cevap şeklinde gerçekleştirmeyi tercih ettik. Her sunumdan bir hafta önce konuyla alakalı okunması gereken metinler seçtik ve konuları üçümüz rotasyonlu bir şekilde sunma kararı aldık. Tüm üyeleri içeren bir iletişim grubu oluşturduk hem okunması gereken metinleri buraya atıyor hem de sunum dışında birbirimizle sohbet edebiliyorduk, grup üyeleri de tanıdıklarımız ve tanıdıklarımızın arkadaşları tarafından oluştuğundan bir çok şehirden üniversiteli/liseli arkadaşla tanışma ve sıkı ilişkiler geliştirme fırsatımız oldu. Bu anlattıklarımı akıllarda daha iyi somutlamak için grubumuzun ilk başlığının nasıl geçtiğini kısaca anlatmak istiyorum:
Okuma grubumuzda ilk içeriğimiz “Komünizm Nedir?” başlığı oldu. Konuşmacı arkadaş öncelikle komünizmin tekil bireyler tarafından sahiplenebilecek bir fikir akımı olmadığını komünizmin 18. yy sonunda Fransız Devrimi’nin sonucuyla ortaya çıkan, somut siyasal sorunlara yönelik somut bir cevap olarak, örgütlü mücadeleyle yürütülecek bir savaş doktrini olduğunu belirtti. Böylece komünizmin ilk ezen ve ezilen ayrımıyla başlamadığını, İsa’nın yoksullar hareketi, Thomas Münzer’in köylü ayaklanmaları veya Celali isyanları gibi hareketlerin komünist siyasetin bir parçası olmadığını aksine ilk komünist siyasetin Fransız Devrimi’nin modern politik problemlerine proleter bir cevap getirme iddiasıyla Babeuf tarafından kurulan Eşitlerin Komplosu hareketiyle başladığını ifade etti.
Oturumun bu kısmında katılanlar arasında herhangi bir fikir ayrılığı ortaya çıkmadı. Fakat neredeyse hepimiz, oturum için okuduğumuz Babeuf’ün Eşitlerin Manifestosu’nu daha önce hiç duymadığımızı belirttik. Ayrıca oturumda bahsedilen Marx ve Engels’in “komünizmin yaratıcıları”, “fikir babaları” olmadığını aksine bu davaya kazandırılmış iki büyük isim olduğunu ikisinin de örgütlü birer komünist olarak içinde mücadele yürüttükleri örgütlerinin kararı neticesinde Komünist Manifesto’yu kaleme aldığı anlatısı ben ve birlikte katıldığım arkadaş için hem yeni hem de daha sağlıklı bir bakış açısı geliştirdi.
Daha sonra, yine konu için seçtiğimiz Komünist Manifesto ve Gotha Programının Eleştirisi’nden yola çıkarak komünist ve kapitalist toplumun muhtevasına, kapitalist toplumun çelişkilerine, komünist toplumun neden daha önceki sınıflı toplumlardan değil de kapitalist toplumun bağrından doğacağı üzerine değinildi ve konuşmacı arkadaş sunumunu bitirdi. Bu kısımda Marx’ın komünist topluma geçişin temel şartlarından biri olan kapitalizmin yarattığı aşırı bolluk koşulları derken tam olarak neyden bahsedildiğine dair sorular soruldu, kapitalizmin yarattığı suni kıtlıktan, kıtlık sonrası toplumdan da bahsederek hem soruları cevaplamış hem de oturumu daha cok zenginleştirmiş olduk.
18 Mart Üniversitesinden Bir Öğrenci










