Bizim de bileşeni olduğumuz Kuyu Tipleri Kapatılsın İnisiyatifi, 16 Kasım günü Önder Babat Kültür Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısıyla kendisini duyurdu.
Okunan basın metninde Y, S, R ve Yüksek Güvenlikli hapishanelerin koşulları anlatılarak Kuyu Tipleri Kapatılsın İnisiyatifi’nin “karanlığın karşısına direngen bir dayanışma, kolektif bir itiraz ve insanlık onurunun sesiyle çıktığı” vurgulandı. Bu hapishanelerin asıl hedefinin her zaman devrimciler olduğu ancak toplumsal mücadele genişledikçe muhalif tüm kesimleri de kapsadığı söylendi. Sadece bir hapishane mimarisine değil siyasi rejime karşı mücadele ettiğini vurgulayan İnisiyatif, mücadele amaçlarını şöyle sıraladı:
“Tecridi, tretmanı ve hücre tipi infazı reddediyoruz. İnsanı güneşten, sesten ve toplumdan koparan hapishane mimarisine karşı çıkıyoruz. Tecridi esas alan tüm hapishanelerin kapatılmasını; en acil biçimde ise ‘kuyu tipi’ hapishanelerin derhal kapatılmasını talep ediyoruz. Tüm bu hapishanelerin bağımsız insan hakları kuruluşlarının, baroların, tutsak ailelerinin ve toplumsal örgütlerin denetimine açılmasını istiyoruz.”
“Siyasi tutsaklara özgürlük!” diyerek biten basın açıklamasının ardından inisiyatif bileşenleri sayıldı: Alınteri, Devrimci Kurtuluş Platformu, Devrimci Parti, ESP, Kaldıraç, Kızıl Parti, Komün, Köz, Mücadele Birliği, PDD, Partizan, Partizan Şehit ve Tutsak Aileleri, SPOD, Partizan, Sosyalist Dayanışma Platformu, Sosyalistler Partisi, SMF, SMİ, Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi, Yeni Demokrasi Aileleri Derneği
Kuyu tipi hapishanelere karşı ölüm orucunun 371. gününde olan Serkan Onur Yılmaz ve diğer devrimci tutsakların da taleplerinin de gündem edildiği basın toplantısında, inisiyatifin bileşeni olmayıp destek için gelen birçok kurum ve kişiye de söz hakkı verildi.
DEM Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan söz alarak sistemin kendini korumak için geçmişten bugüne inşa ettiği zindanlara, faşist iktidarın baskılarına karşı diremek gerektiğini vurguladı. Dışarıdakiler olarak siyasi tutsaklarımızın her alanda sesi olmamız ve güçlerimizi birleştirmemiz gerektiğini, parlamentoda da bu konuyu gündemde tutmak gerektiğini ve bu inisiyatifi de çok önemli bulduğunu açıkladı.
TTB ve SES de söz alarak kuyu tiplerinin insan sağlığına etkilerini anlattı, mücadelenin sağlık emekçileri için de hem mesleki sorumluluk hem de toplumsal bir görev olduğunu belirtti. Yapı Yol İş Sendikası’ndan ve aynı zamanda 28 yıllık bir tutsak olarak söz alan Ergül Çiçekler ise bizzat yaşadıklarıyla 19 Aralık’tan bugüne devletin zindandaki saldırılarını anlattı. Zindanlarda bir siyasi tutsak bile kalmışsa özgür olamayacağımızı vurgulayan Çiçekler, bunun tüm emekçi ve ezilenlerin ortak sorunu olduğunu ve birlikte mücadele etmek gerektiğini söyledi. İnşaat İş, Suruç Aileleri İnisiyatifi, Galatasaray Üniversitesi Dayanışması da destek için toplantıya katılanlar arasındaydı. İşçi Emekçi Birliği ise toplantıya gönderdiği dayanışma mesajında kuyu tipi hapishanelerin işçi sınıfı mücadelesine de bir saldırı olduğunu vurgulayarak ortak direniş ve dayanışma çağrısında bulundu.
Kuruluş deklarasyonunu gazetemizde de yayınladığımız inisiyatifi, bugün Ekrem İmamoğlu ve CHP’li bürokratların tutsaklıkları pazarlık konusuyken siyasi tutsakların yalnızca bu kesimlerle sınırlı olmadığını, bu saldırıların asıl hedefinin devrimciler olduğunu vurguladığı için önemli buluyoruz. Zira bir bütün olarak hapishane rejiminin sorumlusunun yalnızca bugünkü iktidar değil, bugün her ne kadar hakim sınıf arası iç çekişmelerden dolayı saldırıların hedefi haline gelse de diğer düzen partileridir de. Bu sorunu devrimcilerin “özel” bir gündemi yapmayan şey burjuvazinin o ya da bu bloğundan tutsakların kuyu tiplerindeki varlığı değil, zayıflayan iktidarın bir türlü bitiremediği emekçi hareketini sindirmek için saldırmaktan başka çare bulamamasıdır. Tam da bu sebeple, diğer demokratik hak ve özgürlüklerde olduğu gibi, zindanların yıkılması ve siyasi tutsakların özgürlüğü için verilen mücadele, düzen partilerine, onların siyasi hesaplarına ve pazarlıklarına değil; emekçilerin ve ezilenlerin kendi kollarına ve gücüne dayanmalıdır. Bizlere de düşen görevin siyasi iktidarın bu saldırılarına karşı dışarıda sınıf savaşını büyütmek olduğunu biliyoruz.
Bizim için inisiyatifin ayrıca şöyle bir anlamı da bulunuyor: Bugün barış sorunuyla iç içe geçmiş bir anayasa sorunuyla karşı karşıyayız. Yıllardır düzen partilerinin bu sorunu çözmek için attıkları adımlar ise birer çözümsüzlük oldu, çözmek bir yana bu krizi daha da derinleştirdi. Bugün de hala yamalı bohça haline getirilmiş, maddi zemininin dayanakları çürümüş olsa da 12 Eylül rejimi içerisinde yaşıyoruz. İşçilerin sendika ve grev hakkı, Diyanetin kaldırılması gibi siyasi tutsaklar, kuyu tipi hapishaneler, F tipi hücreler sorunu da bir anayasa sorununda düğümleniyor. Bugün Türkiye’de burjuva partilerin bu düzenin araç ve mekanizmalarını kullanarak çözemediği bu sorunlara bağımsız proleter yanıtları tartışmak, tartıştırmak için emekçi ve ezilenlerle bu sorunları buluşturmalıyız diye düşünüyoruz. Bu inisiyatifin, tüm siyasi tutsakların özgür olmadığı bir anayasanın emekçiler lehine demokratik bir anayasa olamayacağını işçi havzalarına, varoşlara birlikte taşımaya bir vesile olacağını düşündüğümüz için de bir parçasıyız.
İstanbul’dan Komünistler










