8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle Çanakkale sokaklarında eylemlere katıldık. Gün boyu farklı öznelerin farklı saatlerde ve zeminlerde gerçekleştiği eylemlere dahil olurken temel gayemiz; kadın mücadelesini sermaye düzeninden ve erkek egemen sistemden ayrı görmeyen tarihsel hattı sokağa taşımaktı. Gözlemlediğimiz en belirgin dinamik; eylemli mücadelenin merkezi bir potada erimesi yerine, farklı platformlar öncülüğünde yürütülerek parça parça harekete sebebiyet vermesiydi. Bu durum, bir yandan mücadelenin zenginliğini ve çok sesliliğini yansıtsa da diğer yandan sistem karşısında ortak bir duruşun ve örgütlü gücün inşasını zorlaştırıyor; yer yer kitlenin enerjisinin bölünmesine ve birleştirici, bütüncül bir iradenin eksikliğine yol açıyordu.
​Oysa erkek egemen sermaye düzeni, kadınların ve tüm emekçilerin bölünmüşlüğünden besleniyor. Bu nedenle farklılıklarımızı zenginlik olarak kabul ederken, asıl hedef olan düzeni değiştirme iradesinde birleşebilmek hayati bir önem taşıyor. Sokağın nabzı sistem karşıtı bir protestoya yer kıldı; özellikle kadın katliamlarının sistematikleştiği bu süreçte öfkenin sadece faillere değil, bu failleri üreten ve koruyan erkek egemen sermaye düzenine yönelmiş olması değerliydi. Bizler mücadelenin ancak kolektif ve sınıfsal bir temelde yükseldiğinde gerçek bir kurtuluş olabileceğine inanıyoruz. Alanda taşıdığımız; “Sermaye düzenini kadınlar yıkacak”, “Her dilde verdiğimiz mücadele devletinizden üstündür” ve “Çarı kadınlar devirdi, taslaklarını da kadınlar devirecek” vurguları bu politik bakış açımızın ve tutumumuzun özetiydi.
​Gece yürüyüşündeki eylemde sivil polisin LGBT bayrağına yönelik müdahalesi; devletin hangi simgelere karşı tahammülsüzlüğünü, hangi kimlikleri ve hangi mücadeleleri tehdit olarak gördüğünün bir itirafıydı. Bu müdahale, kadın mücadelesinin aslında tüm baskı biçimlerine karşı verilen ortak bir savaş olduğunu bir kez daha kanıtladı. Çünkü ataerkil düzen; tıpkı sermaye düzeni gibi, tek tip bir itaat ve tek tip bir kimlik dayatır. O gece sokakta LGBT bayrağına uzanan kirli el; aslında kadınların özgürlük talebine, emekçilerin eşitlik talebine ve her türlü farklılığın yaşam hakkınadır. Bizim için kadının kurtuluşu, işçi sınıfının tümünün kurtuluşundan bağımsız ele alınamaz. Bu yüzden dövizlerimizde ve sloganlarımızda düzen değişmeden kadının özgürleşemeyeceği gerçeğini haykırdık.
​Eylemin sonunda bizde kalan en temel soru; bu dinamikliğin neden belirli günlerde hapsolup kaldığıdır. Çünkü sistem, isyanı ritüelleştirerek etkisizleştirmeyi hedefliyor; 8 Mart’ı bir “festival”e, bir “kutlama”ya dönüştürme çabası tam da bu yüzden. Oysa biz; 8 Mart’tan 8 Mart’a hatırlanan bir öfke değil, her gün yeniden üretilen bir direniş istiyoruz. Bunun yolu da disiplinli bir beraberlikten, örgütlü bir iradeden ve en önemlisi; kadınların ve emekçilerin gündelik hayatın her alanında verdiği mücadeleyi birbirine bağlamaktan geçiyor.
Çomü Öğrencileri