İstanbul Üniversitesi tarafından Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesiyle beraber önce İÜ öğrencileri barikatları aştı, ardından ülkenin pek çok üniversitesinde de tepkiler baş gösterdi. Akademik boykot, İÜK tarafından örgütlenen eylemler, tüketim boykotu ve mahalle örgütlenmeleri de ardından kitlesel olarak başladı. Bu toplumsal hareketlilik; alanlardan, medyadan da görülebileceği üzere yalnızca diploma iptali meselesi değildi. Aslında epeydir biriken ve hükümet karşıtlığı üzerinden büyüyen bir öfke vardı.

Galatasaray Üniversitesi’ndeki süreci yakından takip edebildim ve gözlemleyebildim. Galatasaray Üniversitesi’nde de diploması iptal edilen bir akademisyen vardı. Sürecin başında, üniversite akademisyenleri ve öğrencileri olarak kampüste konuya ilişkin bildirinin de okunduğu bir eylem gerçekleştirdik. Bundan sonra yapılanların tümü kampüste düzenlenen forumlarda öğrenciler tarafından tartışıldı. Ardından gelen birkaç günlük süreçte Saraçhane’de, sonra İstanbul Üniversiteler Koordinasyonu tarafından belirlenen eylemlerin çağrılarında buluşuldu. Tutuklanmaların ilk günlerinden itibaren de akademik boykot başlatıldı. Geçtiğimiz günlerdeyse haftanın belirli bir gününde tüketim boykotuna dair çağrı yapıldı. Tüm bunların yanı sıra üniversite içerisinde dayanışmayı artıracağına inanılan faaliyetler düzenlendi/düzenleniyor. Üniversitenin son gündemlerinden biri de Bakırköy’deki işçi eylemlerine katılmaktı ve “Sermayeye Boykot, İşçiye Destek!” şiarıyla işçiler ziyaret edildi.

Galatasaray Üniversitesi’ndeki süreçte en başından beri var olan tartışmalardan bazıları şunlardı: “Eylemleri nasıl daha kitleselleştirebiliriz?”, “Alandaki cinsiyetçi, faşist sloganlara nasıl yanıtlar geliştirmeliyiz?”, “Süreç boyunca dinamik kalmak için süreci nasıl yönetmeliyiz?”… Ayrıca; forumlarda da eylemlerde de farklı olan bir dizi görüşün yanı sıra koordinasyon sağlanabildi, beraber hareket edilebildi. Bu toplumsal hareketliliğin GSÜ tarafında, kitlesel eylemlerin gidişatının belirleyiciliğine bakılmaksızın öz örgütlenmeye dair deneyim kazanıldı. Daha örgütlü, daha dinamik hareket edebilmek için geliştirilen mekanizmaların kalıcılığı ve işlerliği de önemli.

Bu süreçte mücadelede ses yükseltenlerin burjuvazinin herhangi bir kanadında değil; kendi safında seferber olmasına ihtiyaç var.

Hukuksuzluğa, İşkenceye, Sömürüye karşı; Demokrasi İçin Tek Yol Devrim!

Galatasaray Üniversitesi’nden Bir Köz Okuru