Kürtler için, tıpkı demirci Kawa gibi zulme karşı ayağa kalkmanın ve doğanın uyanışıyla yeniden doğuşun sembolü olan Newroz bayramını kutlamak için Çanakkale’de bir araya geldik. Kürtlerin Kürdistan’ın dört parçasında baskı ve zulüm altında verdikleri mücadele, Newroz’un coğrafi olarak politik bir mücadele olmaktan çok, göçmen Kürt emekçilerinin kendi davalarını ve başkaldırılarını haykırdığı bir gün olmasına neden olmuştur.

O gün orada yaktığımız ateş, sadece dağlardan inen baharın müjdecisi değildi. O ateş, demirci Kawa’nın asırlar önce zalim Dehak’a karşı yükselttiği başkaldırının kor ateşidir. O ateş, Kürt halkının yükselttiği başkaldırının kor ateşidir. O ateş, Kürt halkının üzerindeki tüm baskılara, zulümlere ve zincirlere rağmen nasıl dimdik ayakta durduğunun kanıtıdır.

Tarih boyunca Kürtlerin dili, kültürü, varlığı inkâr edilmeye çalışıldı. Dağlarına, yurduna el konuldu. Her seferinde bu halk, zalimlere karşı dik durdu, onlara boyun eğmeyeceğini gösterdi. Çünkü Kürt halkı özgürlüğünden vazgeçmeyen bir halktır.

Baskılar artsa da, zulüm derinleşse de Kürt halkı hep direnir. Newroz ateşini sadece baharın simgelediğini sananlar yanılır. Bu ateş, her şeyden önce özgürlüğü simgeler. Bir halkın kendi kaderini tayin etme hakkını, ana dilinde haykırışını, dağlardan ovaya yayılan direniş türkülerini simgeler.

Çanakkale’de Newroz için bir araya geldiğimizde bunun sadece bir gelenek olmadığını bir kez daha gördük. Aramızda fabrikalarda gece gündüz çalışan emekçiler vardı, temizlik işlerinde iki büklüm olan kadınlar vardı. Newroz ateşinin etrafında hepimiz birdik.

O gün belki yıl boyunca sessiz kalmak zorunda olan bir işçi, o ateşin başında türkülerini haykırdı. O gün belki patronundan korkup boynu bükük dolaşan bir emekçi, halay çekerken özgür olduğunu hissetti. Yanaklarına “kesk, sor, zer” ve güneşler çizdiğimiz, belki de vatanlarından koparılmış çocuklar Kürtçe şarkılar söyledi.

Çanakkale’de yapılan konuşmalarda genellikle özgürlük ve direniş vurguları yapıldı; Kürt halkının baskı ve asimilasyona, inkâra rağmen dimdik ayakta oluşu anlatıldı. Tarihsel baskılar, köy yakmalar, yasaklar ve sürgünlere rağmen Newroz’u Kürt halkının kutlamaktan vazgeçmediği, halkın varlığını koruduğu ve koruyacağı dile getirildi.

Bulunduğumuz şehir Kürt kimliğine mesafeli olmasına rağmen Newroz yine de kutlandı ve biz de oradaydık. Çünkü Newroz, bir şehrin kimliğinden büyüktür. Karşı çıkanlar, “Burada yapamazsınız!” diyenler oldu, yine de ateş yakıldı. Çünkü Newroz’un ateşi hiçbir şehirde, hiçbir yasakla sönmez. Newroz, Kürt halkının binlerce yıllık inat ateşidir. Bulunduğumuz şehirde Kürtleri yok sayan insanlar, herkese sağlanan eşitliği Kürtlere sağlamayanlar vardı. Bizler yine de Kürtlerin bu şehirde, bu ülkede, bu coğrafyada var olduğunu ve asla yok sayılmayacağını haykırdık. Alacağımız tepkileri, duyacağımız cümleleri biliyorduk ama gittik. Çünkü Newroz, korkanların değil direnenlerin bayramıdır.

Newroz’da ateş başındayken, halaylar çekilip sloganlar atılırken kiminin kini işverenine, kiminin devlet baskısına, kiminin yaşadığı zulümlereydi. Her şeye rağmen hepimiz aynı şeyi hissettik: Bu ateş sönmeyecek. Bu direniş bitmeyecek. Kürt halkı, nerede olursa olsun, özgürlüğünden asla vazgeçmeyecek.

Şunu tekrar anladık ki Newroz sadece bir gün değildir. O, her gün yüreğimizde yanan bir ateştir. O ateş bizi ayakta tutar, bize yol gösterir, bize direnmeyi öğretir.

Newroz Pîroz Be!

Bijî Berxwedana Kurdan!

ÇOMÜ’den Bir Öğrenci