İstanbul Üniversitesinde baş gösteren ve on birinci gününe girdiğimiz üniversiteli öğrencilerin başlattığı direniş her ne kadar belli bir soluk yakalasa da hareket lineer bir şekilde sönümlenmeye dönmüş durumda. Bunun sınırları belirli birçok sebebi var. Bunlardan birisi, revizyonist öznelerin üniversitelerdeki süreci tamamen anti-demokratik bir yaklaşımla ele alması ve kitleyle olan bağını tamamen güvensizlik üzerine inşaa etmesi. Başka bir sebebi, daha üniversitelerde yükselen “işçi gençlik el ele genel greve” nidasının sendikalar boyutunda bir karşılık bulamaması. Bütün bunları kapsayan ve muhakkak en can alıcısı sebep ise devrimci partinin yokluğunun hissedilmesi.

Sürecin başından bu yana gözaltılar, tutuklamalar adeta bir çığ gibi büyürken kitlelerin partisi haline gelmiş öznelerin elleri ve kolları bağlı şekilde burjuva siyaseti içerisine hapsolmuş olmaları inisiyatif alabilmelerine ket vuruyor. İnisiyatif alsalar dahi hareketi büyütecek ilkelerden yoksun olduklarından kitlenin enerjisini taleplerin belli bile olmadığı eylemliklerde adeta sakat bırakıyorlar. Tüm bunlar yaşanırken demokratik bir alanda ne bir eleştiri ortamı oluşturulabiliyor ne de zahmet edip bir özeleştiri veriyorlar.

Süreç içinde yaşanan bütün her şeyin toplamı bize tek bir çıktı veriyor aslında bu pisliği ancak halkların birliği ve ortak iradesi temizleyebilir, bu birlik ise ancak devrimci ilkeler etrafında sağlanabilir. Yaşanan bütün hukuksuz gözaltılara karşı, direnişi büyütmekte ve devrimci ilkeler etrafında bir araya gelinmesi tartışmasını açmakta şüphesiz büyük bir fayda var.

İstanbul Üniversitesinden Bir Öğrenci