Ne Yapmalı’yı Okurken Hangi Tartışmaları Yürüttük?

İlk oturumda, eleştiri özgürlüğü bölümünü okumadan önce Ne Yapmalı’nın yazıldığı bağlam üzerinde durduk. Nereden Başlamalı, Rus Sosyal Demokratlarının Acil Görevleri, Iskra Yazı Kurulu’nun Duyurusu gibi ek materyaller üzerinden bağlamı konuştuk. Konuştuğumuz içerik şöyle özetlenebilir:

Ne Yapmalı’nın solda “genel bir arayış”, “ne yapacağını bulma gayreti” olarak anlaşıldığını, bu anlamda bu kitaptan da bir parti modeli değil, genel bir öncülük teorisi çıkarılması gerektiği kanısının hâkim olduğunu konuştuk. Ancak Lenin’in bir soru sormaktan çok, Ne Yapmalı sorusuna verdiği somut yanıtın broşürün bağlamı ile birlikte anlaşılabileceği üzerinde durduk. Bu özette de Lenin’in ana argümanına tabi olarak yürüttüğü tartışmaları (komploculuk-demokratçılık tartışmaları gibi) oturumlarımızda ele almış olsak da bütün içeriği özetlemek hayli güç olacağı için Ne Yapmalı’nın ana argümanları üzerinde duracağız.

1. Ne Yapmalı Broşürü Neyi Amaçlıyordu?

Lenin, Ne Yapmalı broşürünün hazırlığını ilk olarak 1901’de Nereden Başlamalı makalesinde şöyle duyuruyordu: “Sadece ihtiyaç duyulan örgütün niteliği ve kesin amacı konusunu açıklığa kavuşturmakla kalmamalı, aynı zamanda örgüt için kesin bir plan hazırlamalıyız, böylece örgütün kuruluşu bütün yönleriyle ele alınmış olacaktır. Meselenin ihmale gelmez önemi karşısında, biz kendi payımıza, şimdi basıma hazırlanan bir broşürde bir plan taslağını, daha ayrıntılı bir şekilde geliştirilmek üzere yoldaşlara sunuyoruz.”

Buradan (ve Nereden Başlamalı’nın tamamından) anlaşılacağı üzere Ne Yapmalı, Rusya’da otokrasiye karşı mücadele yürütmek için ihtiyaç duyulan örgütün niteliği, amacı ve bu örgütün nasıl kurulacağına ilişkin planı ortaya koymak için hazırlandı. Lenin, bu kitabın temel amacını,

Siyasal ajitasyonun niteliği ve temel içeriği,

Örgütsel görevler,

Rusya çapında bir mücadele örgütünün inşa planı, olarak özetliyordu.

Örgüt ve parti arasında niteliksel bir ayrım yapılmadığı ve parti büyük bir örgüt olarak kavrandığında, Ne Yapmalı yanlış anlaşılmış olur. Yürüteceğimiz tartışma sırasında öne süreceğimiz ve temellendirmeye çalışacağımız ikinci iddia parti ile herhangi bir örgütün niteliksel farkı ve Lenin’in bu broşürde “parti” olarak ortaya koyduğu örgütün nitelikleri üzerine olacak. Bu bağlamda Ne Yapmalı’nın esas olarak bir devrimci partinin inşa planı olduğunu belirtmek gerekir.

2. Birleşmeden Önce, Kimlerle Birleşilmeyeceğinin İlan Edilmesi

Ne Yapmalı’nın birlik çağrısı yaptığı unsurların kimler olduğunu tespit etmeden önce, kimlerin bu çağrının muhatabı olmadığının ortaya konması gerekiyor. Ne Yapmalı’nın birinci bölümünde, devrimin kaçınılmazlığını ve zorunluluğunu, devrimci bir iktidar organı olarak proletarya diktatörlüğünü reddeden revizyonistler bu çağrının muhatabı olarak ele alınmıyor. Bunlarla olan ayırım çizgisi çekiliyor. Nitekim yine daha önce materyal olarak paylaştığımız Iskra Yazı Kurulu’nun Duyurusu da “Birleşmeden önce ve birleşebilmemiz için sağlam ve kesin ayrım çizgileri çekmeliyiz.” diyordu. Yine Ne Yapmalı da kimlerle ayrı durmak istediklerini ilan ediyor:

“Kaynaşmış bir grup halinde, sarp ve zorlu bir yolda, birbirimizin ellerine sıkı sıkıya sarılmış olarak ilerliyoruz. Dört bir yandan düşmanlar tarafından kuşatılmışız. Hemen hemen hiç durmadan bunların ateşi altında ilerlemek zorundayız. Özgürce benimsediğimiz bir kararla düşmanla savaşmak amacıyla birleşmiş bulunuyoruz. Kendimizi tek bir grup olarak ayırdığımız ve uzlaşma yolu yerine mücadele yolunu seçmiş olduğumuz için baştan beri bizi suçlayanların meskeni olan yanı başımızdaki bataklığa sürüklenmemek için kenetlenmişiz. Ve şimdi aramızdan bazıları şöyle bağırmaya başlıyorlar: gelin bataklığa gidelim! Onları ayıplamaya başladığımız zaman da, karşılıkları şu oluyor: ne geri insanlarsınız! Sizi daha iyi bir yola çağırma özgürlüğünü bize tanımadığınız için utanmıyor musunuz? Beyler! Yalnızca bizi çağırmakta değil, istediğiniz yere, hatta bataklığa bile gitmekte özgürsünüz. Aslında bize göre sizin gerçek yeriniz bataklıktır ve oraya ulaşmanız için size her türlü yardımı yapmaya da hazırız. Yeter ki ellerimizi bırakın, yakamıza yapışmayın ve o büyük özgürlük sözcüğünü kirletmeyin, çünkü biz de dilediğimiz yere gitmekte ‘özgürüz’, yalnızca bataklığa karşı değil, yüzlerini bataklığa doğru çevirenlere karşı savaşmakta da özgürüz.”

Ne Yapmalı’nın birleşmeyeceğini ilan ettiği kesimler, devrimci teoriye sahip çıkmaktan imtina eden, ona saldıran kesimler. Oturumlarımız sırasında Lenin’in devrimci teoriden Marksizmin programatik birikimini anladığı fakat halen II. Enternasyonal’in kalıntılarını taşıdığı için Alman SPD’sini otorite ve o birikimin taşıyıcısı olarak gördüğü, devrimci teorinin nasıl üretilip kimler tarafından taşınabileceği yürüttüğümüz tartışmalar oldu.

3. Ne Yapmalı’da Hangi Tartışmalar Genelde Darlaştırılan Biçimiyle Yürütülmüyor?

Ekonomi mi, Siyaset mi? Örgüt/Parti Gerekir mi, Gerekmez mi?

Ne Yapmalı’da ekonomizmle yürütülen tartışmalar en dar biçimiyle ekonomi ya da siyasetin öncellenmesi biçiminde konulabilirse de Lenin tartışmayı bu içerikte yürütmüyor. 3. başlıktan itibaren yürütülen tartışma “Siyasi ajitasyon yürütmek gerekli mi, değil mi?” üzerine değil. Tartışma, bu siyasi ajitasyonun niteliğinin ve içeriğinin ne olması gerektiğine dair. Bu tartışma, gerekli siyasi ajitasyonu yürütebilmek için hangi nitelikte bir örgüt gerektiği bahsinde önem kazanıyor.

Bu tartışma eğer genel olarak “siyasi mücadele yürütebilmek için profesyonel devrimciler örgütü gerekir, parti gerekir” olarak yürütülseydi, bundan bir parti olmadığı koşullarda siyasi mücadele yürütülemeyeceği sonucu çıkarılırdı. O zaman da “kapatalım kepengimizi, oturup kitap yazalım, yeni teoriler peşinde koşalım” demek işten bile olmazdı. Bilakis, Lenin mevcut durumda hâkim olan siyasi mücadele ve ajitasyonu ele alıyor, bunu eleştiriyor ve bu siyasete (ekonomist/sendikalist, ama siyaset) son vermek, bu siyasetin yerine devrimci siyaseti hâkim kılmak istiyor. Örgüt tartışması da, devrimci siyasetin ancak tarif ettiği örgüt tarafından yürütülebileceği için önem kazanıyor. Bu örgütün olmadığı koşullardaki siyasi mücadeleyi de bu örgütün yaratılması için yürütülecek özel bir mücadele olarak tarif ediyor.

Ekonomistler de siyaseti, siyasi mücadeleyi reddeden unsurlar değil. Öyle olsalardı bir siyasi akım olarak da değil, düz sendikacılar olarak anılırlardı ve bu broşürün konusu olmazlardı. “İktisadi mücadelenin kendisine siyasi bir nitelik kazandırmak gerekir.” derken yaptıkları siyasi ajitasyonu reddetmek değil, bu ajitasyonun nitelik ve içeriğine dair bir tarif yapılıyor. İşçilerin hangi kerteden itibaren siyasi ajitasyona hazır olduğuna dair bir öncelik/sonralık ilişkisi kuruyorlar. Siyasi ajitasyondan söz ettiklerinde de reform taleplerinden, bu talepler içerisinde “siyasallaşacak olan” işçi sınıfından söz ediyorlar. Bu anlamıyla ekonomist dediğimizde aklımıza yalnızca sendikalarda çalışan, grev örgütlemeye çalışan unsurlar gelmemesi gerekiyor. Bilakis, bunlar ekonomistlerin karakteristik özelliği değil zaten. Bunlar her “sosyal demokratın” yer alması gereken hareketler. Asıl sorun siyasal bir nitelik taşısın taşımasın yerel, kısmi sorunlara dair mücadelenin burjuva bir zeminde yürütülüp yürütülmediği. Bu bakımdan siyasetle devrimci siyaseti eş anlamlı kullanmamak gerekir.

Lenin’in ekonomistlerin karşısına koyduğu siyaset, devrimci siyaset. Çünkü dar alanda herhangi bir ezme-ezilme ilişkisine siyasi iktidar hedefi taşımayan, merkezi ve acil siyasal görevlere işaret etmeyen bir mücadeleyle yanıt verildiği zaman, bu mücadeleyi yürütenler apolitik bir konuma düşmez. Siyaset boşluk tanıyan bir mefhum (kavram-konsept) olmadığı için yürüttükleri kendiliğinden mücadeleyle burjuva siyasetin zemininde dövüşürler.

Bu bakımdan Lenin’in ekonomistlere yönelik eleştirisinin konjonktürel olup olmadığı da açığa çıkar. Lenin, “zaten işçi sınıfı yeterince güçlü bir ekonomik mücadele yürütüyor, artık siyasi mücadele yürütme zamanı” demiyor. Devrimci bir siyasal mücadele için kronolojik bir gereklilik ortaya koymuyor. Devrimci siyaset işçi sınıfının kendiliğinden mücadelesinin her aşamasında zorunlu ve gerekli. Aksi bir tutum “işçi sınıfını devrimci siyasete hazırlayan iktisadi mücadeleler” değil, koşulları bahane edip burjuva siyaset yürütmek anlamına gelir.

Ekonomistlerle (özellikle Dyelo) tartışma genel olarak bir partinin gerekip gerekmediği üzerine de değil. Dyelocular da 1898’de kurulan RSDİP’in dağınık bir parçası, “bize parti lazım değil” diyen unsurlar değil. Lenin’in bunlarla yürüttüğü tartışma nasıl bir parti gerektiği, partinin bir süreç olarak mı ortaya çıkacağı yoksa partiyi inşa etmek için bir plan mı ortaya koymak gerektiği, ortaya konacak planın ne olması gerektiği üzerine.

Çünkü ekonomizmin asıl karakteristik özelliği şu veya bu kısmi mücadeleyi öne çıkarması değil, asıl acil sorun olan (Ne Yapmalı’nın alt başlığının “hareketimizin acil/yakıcı sorunları” olduğunu hatırlayalım) devrimci bir parti yaratmadan yahut devrimci bir partinin nasıl yaratılacağı sorununun üzerinden atlayarak devrimci bir siyaseti yürütmenin mümkün olduğunu savunması. Devrimci partinin yaratılması sorununun üzerinden atlayan her türlü hareket istediği kadar devrim ve iktidar sorunundan bahsetsin, ekonomizmin sınırlarını aşamaz. Tersinden, daha doğru bir ifadeyle, hâkim ekonomist siyaset ve bundan kaynaklanan amatör çalışma tarzına son vermek isteyenlerin devrimci partinin nasıl yaratılacağına cevap vermesi gerekir.

Bu da “Bir örgütün niteliğini onun siyasal eyleminin içeriği belirler.” saptamasıyla yakından bağlantılı.

Lenin, amatör örgütlerin, dağınıklığın hâkim olduğu çalışma tarzından söz ederken ekonomistlerin yaptıklarıyla söyledikleri arasındaki uyumsuzluğa değil, uyuma dikkat çekiyordu. 3. bölümde esaslarını çizdiği siyasal ajitasyonun (devrimci siyasetin) kendi önerdiği tipte bir parti modelini gerektirdiğine, bu partinin amatör örgütlerden farklı olduğuna işaret ediyordu.

4. Ne Yapmalı’nın Parti Modeli 

İlkellik ve Amatörlük – Uzmanlaşma ve Profesyonellik

Lenin amatörlükten söz ederken şekilsiz çevreleri kastetmiyor. Bu örgütlerin “ulusal” iddiası olup olmadığını, merkezi kurullar etrafında kümelenip kümelenmediğini de kastetmiyor. Amatörlüğün kriteri, devrimci programa tabi bir siyasi faaliyetin gerektirdiği örgütsel görevleri yerine getirip getirememek. Önceki bölümlerle birlikte hatırladığımızda, tüm sınıflara giden, proletaryayı tüm modern sınıfların bilgisiyle donatıp onu harekete geçirebilecek, siyasi iktidara karşı savaşımda, demokrasi mücadelesinde proletaryayı önder konuma getirebilecek geniş bir siyasal faaliyet çizilmişti. Somutlayacak olursak, proletaryanın ya da başka sınıfların ezme-ezilme ilişkilerinden kaynaklanan her kısmi sorununu bütünlüklü bir çerçeve içerisinde devrim ve proletarya diktatörlüğü sorununa bağlayabilecek, bu kısmi sorunlar etrafında yürütülen mücadeleleri buluşturup ortak bir amaç için seferber edebilecek, günlük dille ifade etmek gerekirse, köylüye niçin proletaryayla ittifak kurması gerektiğini, proletaryaya niçin kendisi dışındaki toplumsal kesimlerin mücadelesine önderlik etmesi gerektiğini sistematik bir biçimde anlatabilecek, bunları örgütlendirip harekete geçirecek bir siyasal ajitasyon çizgisi özetlenmişti.

Böyle geniş bir faaliyet, ekonomist siyasete göre çok daha karmaşık bir işbölümünü ve uzmanlaşmayı gerektirir. Kapsamı dar çizilmiş bir siyasal faaliyetse daha başından böyle bir niteliksel gerekliliği yadsır.

Ama amatörlük ve ilkellik, siyasal iktidarı hedefleyen bir hareketin başlangıç safhaları için olağandır. Bu çalışma tarzı, kendi üretim araçları ve kendi üretimiyle çalışan eski tip küçük üreticilere benzediği için zanaatkârlık olarak da adlandırılabilir. Zanaatkâr, yaptığı işi kendisi yapa yapa ustalaşabilir ama işi parçalayamadığı, bölemediği için ustalığı kendi imkânları ve kapasitesiyle sınırlı olur. Bunun örgütsel karşılığı da işbölümü yapamayan, homojen, herkesin her işi yapmaya çalıştığı sınırlı yerel bir örgüt olur.

Amatörlük ve zanaatkârlığın aksine parti, bir program disiplini içerisinde tüm faaliyeti merkezileştirir.  Merkezileştirme de birbirinden farklı parçaları birbirine bağlamaya, imkânların yerel ve sınırlı bir biçimde değil, ortak ve merkezi biçimde kullanılmasını sağlar.

Bu bağlamda 4. bölümün son başlığını hatırlamak önemli. Lenin, “Yerel Çalışma ve Rusya’yı Kapsayacak Çalışma” başlığındaki çalışmaları gazete üzerinden örneklendirirken bölümün henüz başında gazeteyle sınırlı tutulmaması gerektiğini, her çeşit “sosyal demokrat” faaliyet için bu tespitlerin geçerli olduğunu hatırlatıyor. Bu anlamda, bu bölüm ile bir sonraki bölümü birbirine karıştırmamak lazım. Bu bölümde Lenin, yerel imkânların ortak bir mücadele için seferber edilebilmesi ve merkezi çalışmanın yerel çalışmayı besleyebilmesi için profesyonel devrimciler örgütünün gereğine işaret ediyor.

Profesyonel devrimciler örgütü tanımı, örgütsel görevlerin nasıl yerine getirileceğini, merkezileşme ve uzmanlaşmanın nasıl sağlanacağını da ortaya koyuyor.

İşçiler Örgütü ve Devrimciler Örgütü

Lenin’in parti modeli, bir devrimciler örgütünü temel alıyor. Bu parti modelinin şimdiye dek zikrettiğimiz ayırımlar dışında (pedagoji değil siyaset, toplumun tüm katmanlarının sorunlarını birleştiren bir siyasal faaliyet) ayırt edici noktası Lenin’in “Narodniklerinkini aşmalıyız” diye ifade ettiği iktidarı alacak konspiratif eylem.

Zira devrimciler örgütünü gündeme getiren “Siyasal devrimi kim yapacak?” konusu, devrimci partinin işinin devrim yapmak olduğunu da ortaya koyar. Bu aynı zamanda “Nasıl bir parti?” sorusuna olduğu kadar “Nasıl bir devrim?” sorusuna da yanıt verir. Devrimciler örgütü kendisini işçi sınıfından ayrı tutan bir örgüttür. Kendini kitlelerden ayrı tutacak böyle bir parti, gerektiğinde 7 Kasım 1917’de olduğu gibi örgütleyeceği konspiratif eylemlerle iktidarı alacak, gerektiğinde aynı yılın Temmuz ayında olduğu gibi, harekete geçmek için henüz doğru zamanın oluşmadığını söyleyecek, gerektiğinde birtakım ricat eylemlerini örgütlerken kitlelerin peşinden sürüklenmemeyi başaracaktır.

Kitlelerden ve işçi sınıfından ayrı duran bu örgüt, bu konumu sayesinde işçi sınıfına dışarıdan siyasi bilinç aktarabilir. Bunları gerçekleştirecek bir örgütte yer alacak partinin militanları, yapacakları eylemleri ve atacakları adımları hep parti disiplini içinde uyumla gerçekleştirir. 2. Enternasyonel’deki neredeyse bütün partiler, kendilerini işçi sınıfının kendi partisi olarak tasavvur ederken Lenin’in Ne Yapmalı’da tanımladığı devrimci partinin politik temasla kitleye müdahale etmesi ancak parti örgütünün kendini işçi sınıfının dışında konumlaması ile mümkün olur.

Bu bağlamda, Bolşeviklerin deneyimiyle birlikte Lenin’in taslak parti planının Komünist Enternasyonal tarafından teorileştirilip evrensel tezler haline getirildiği hatırlandığında Proleter Devrimde Komünist Partinin Rolü Üzerine Tezler, Komünist Partilerin Yapısı ve Eylem Yöntemi Üzerine Tezler gibi örgütsel metinlerde Ekim Devrimi’nde rol oynayan partinin Ne Yapmalı’da ortaya konan modelin çeşitli dönemeçlerde geliştirilmiş bir tarifi olduğunu görmek mümkün olur. Bu bakımdan Ne Yapmalı’nın Komünist Enternasyonal’de somutlanıp tarif edildiği biçimiyle benimsenmesi gerektiği de kavranabilir.

Böyle bir model devrimciler örgütü ve işçiler örgütü şeklinde iki tip örgütü ortaya koyar. İşçiler örgütü, sınırlarını pedagojik faaliyet ile çizer. İşçi yığınlarının kendi sorunları etrafında örgütlenip bunlara karşı daha geniş bir mücadeleyi kurdukları örgütlerdir.

Devrimciler örgütü ise bu örgütten keskin sınırlarla ayrı, küçük bir azınlığa hitap eden örgütlerdir. Konspiratif eylemin doğası gereği de bu örgüt seçici olmalıdır. Bir ayaklanmayı yönetebilecek askeri kapasiteye sahip olmalı ve program disiplini altında bölünmüş faaliyetleri tutabilmek için katı ve merkeziyetçi olmalıdır.

Uzmanlaşmanın nasıl sağlanacağı, profesyonel devrimciliğin nasıl anlaşılması gerektiği de hem Ne Yapmalı’da, hem de Ne Yapmalı’dan sonra yazılan “Bir Yoldaşa Mektup”ta ifade edilmekle beraber, bunun asıl somutlanması RSDİP’in Bolşevik ve Menşevik hizipler olarak bölünmesiyle sonuçlanan 2. Kongre’yle birlikte oluyor. Bu kongrede tartışma, partiye kimin üye olabileceği üzerinden gerçekleşti. Tartışma, profesyonelliğin gerekip gerekmediği üzerine değil, nasıl sağlanacağı üzerine. Menşevikler, Alman SPD’si gibi parti programını kabul edip destekleyenlerin üye olması gerektiğini savunurken; Bolşevikler bu şartın yanı sıra bir parti organında yer almayı da üye olmanın kriteri olarak saydılar. Buradaki tartışma, profesyonel devrimciliğin, merkeziyetçiliğin bireysel bir tutum olarak mı, yoksa bir organ disiplini içerisinde mi sağlanabileceğiydi.

Aslında Ne Yapmalı da, seçim ilkesi üzerine eleştirilerinde, Alman partisinin tüzüğünün Rusya için geçerli olmadığını (otokrasi, gizlilik koşulları) belirterek merkezileşmenin ve uzmanlaşmanın başka bir temelde olması gerektiğine işaret ediyor.

Lenin, uzmanlaşma ve profesyonel devrimcilerin eğitilmesinden söz ederken bireysel (artizan-zanaatkar) bir faaliyetten değil, komitelere dayanan bir işbölümü içerisinde bu uzmanlaşmayı sağlamayı ifade ediyor.

“…Devrimcilerin örgütü her şeyden önce ve esas olarak mesleği (işi) devrimci eylem olan kimseleri kapsamalıdır. Böyle bir örgütün mensuplarının bu ortak özelliği karşısında işçilerle aydınlar arasındaki ve haydi haydi farklı meslek grupları arasındaki tüm ayrımlar ortadan kalkmalıdır.” derken toplumsal kökeninden, meziyetlerinden bağımsız olarak her militanın parti faaliyetine komite içinde, organ içinde eşit katılımı olacağını, ayrımların bu anlamda silineceğine işaret ediyor.

Bir Yoldaşa Mektup da sorumluluğun bütün parti örgütlerine yayılmasını vurgularken, her parti örgütünün (komitenin) parti faaliyetlerini, partinin merkezi çizgisi doğrultusunda yürütebilecek profesyonel devrimciler örgütü olması gerektiğinden söz ediyor.

Dolayısıyla bahis konusu olan, merkeziyetçiliği mutlaka parti örgütlerinden birinde bizzat yer alan profesyonel devrimciler eliyle uygulamak. Lenin’in “demokratçıların” bürokrasi eleştirilerine yanıt verirken sözünü ettiği de bu. “Nerede bir partili varsa parti oradadır.” tasfiyeciliğinden uzak, bireysel üyeliğe kapalı, örgütlü ve örgütle siyasal faaliyet yürütülen bir parti anlayışı var.

Tersine, bürokrasi de esasen böyle örgütlerde değil, bireysel örgütlülüğe açık, kendini profesyonel devrimcilerle sınırlamayan örgütlerde görülür. Komünistler işçileri idari bir nüfuz altında tutmayı değil, onları siyasi olarak etkilemeyi ister. Bu nedenle işçilerin örgütü geniş, devrimcilerin örgütü dar tutulması gerekir. Kendini çeşitli toplumsal kesimlerin sözcüsü, kitle partisi olarak gören partiler ise günün sonunda bu kesimlerin doluştuğu bir koalisyon partisi haline gelir (kadınlar, Kürtler, Lgbti+lar vs.). Program disiplininin olmadığı böyle bir partide birbiriyle rekabetçi bir ilişkiye giren bu kesimleri bir arada tutabilmek için de bürokratik mekanizmalar, hiziplerin dar çıkar ilişkilerine dayanan bir ilişki kurulur. Örgüt hep “asıl başka” yerdedir. Herkes kendi hizbini “asıl devrimci örgüt” olarak görür. Bunun tersine, işçi hareketine taşınacak devrimci siyaset de olmadığı için işçi örgütlerinde siyasi nüfuz kazanmak değil, bu örgütlerde idari otorite elde etmek amaçlanır. Günün sonunda işçi örgütleri farklı siyasetlere kapalı hale getirilir. Bürokratik yapılar haline gelirler. İşçi örgütü daraltılırken, “devrimci” örgüt genişletilir, kitleselleştirilir.

5. Devrimci Parti Nasıl Kurulacak? Bir Siyasal Merkez Kurma Çağrısı

Lenin’in çağrısı, Rus Sosyal Demokrasisini yeniden toparlayacak bir kongreyi (partinin 2. Kongresi) toplama çağrısıydı. 3. Döneme son verecek olan, komünistlerin birliğini sağlayacak olan bu kongrenin toplanmasıdır. Nitekim Bir Adım İleri, İki Adım Geri’de Lenin, 2. Kongre’nin toplanmasının (ekonomizmin başka biçimleri -Menşevizm- hortlasa bile) ekonomizme karşı kazanılmış bir zafer olduğunu ifade ediyordu.

Ne Yapmalı’nın parti kongresini örgütlemek için ortaya koyduğu plan, tüm Rusya çapında bir siyasi merkez yaratmak. Örgütsel merkezden farklı olarak bu merkez, dağınık, yerel çalışmaların kolektif bir örgütleyici olarak gazete ile derlenip toparlanmasını ve kongreyi toplayacak güçlerin örgütsel merkezin (partinin) yokluğunda eşgüdüm içerisinde çalışabilmesi için somut bir plan olarak sunuluyor.

Raboçeye Dyelo, Lenin ve Iskra grubunu, parti organlarını devre dışı bırakarak partiyi ele geçirmek istemekle suçluyor. Lenin, broşürün bu bölümüne “Gazete partiyi değil, parti gazeteyi yaratır.” düşüncesine cevap vererek başlıyor. Lenin’e göre Dyelocuların eleştirisi dikkate değer değildir, çünkü bu süreçte RSDİP içindeki farklı komiteler çeşitli merkezi yayın fikirleriyle Iskra üyelerine geldiği halde bu planların hiçbiri hayata geçirilememiştir. Iskra grubu, bu başarısız denemelerden sonra, sorunun ertelenemez aciliyeti karşısında sorumluluk alarak oluşturdukları gazete planını RSDİP içindeki dağınık örgütlere sunmuştur.

Lenin, Nadejdin şahsında merkeziyetçi bir örgütün kurulması için önce güçlü yerel örgütlerin olması gerektiğini, doğrudan merkezi güçlendirmeye yönelik hamlelerin yereli zayıflatacağını söyleyenlere de karşı çıkıyor. Yerellerde güçlü örgütler ortaya çıkmazsa ne kadar iyi olursa olsun Rusya genelinde çıkan bir gazetenin önemli olmayacağına katılmakla beraber örgütsel bir merkezin olmadığı koşullarda yerellerde güçlü örgütler yaratmanın tek yolunun da siyasi merkezi güçlendirmek olduğunu söyler.

Bu çağrısında da, devrimci bir partiye ihtiyaç duyan fakat “tuğlaları kafasına göre yerleştiren” yerellerdeki devrimcilere yol gösterip cephanelik sağlayacak bir “yapı iskelesi” kurmaktan söz eder. Bu kesimlere seslenir.

Yereldeki bağların güçlenmesi için de yerel sorunlara odaklanmanın değil, merkezi siyasal sorunlara ilişkin tutumların gerektiğini söyleyen bölümleri özellikle önemli buluyoruz. Bu sorunlarla bağ kurulabilecek kesimler “sıradan işçiler” değil, devrimci mücadeleye ilgi duyan, bu mücadelenin içinde şu veya bu şekilde yer alan, devrimci bir partinin ihtiyacını duyan kesimler. Broşürün bu kısmı, “işçilerden” söz ettiğinde dahi asıl olarak RSDİP içinde çalışma yürüten, yeni ve merkezi bir partiyi kurmak isteyen devrimci işçilere, komünistlere seslenildiğini ortaya koyuyor.

Son olarak, eğer Türkiye üzerine konuşulacaksa, her zaman benzerlikleri değil, II. Enternasyonal’e bağlı bir parti olan, merkezi dağıtılsa da yerel örgütleri dağınık halde var olan RSDİP ile komünist bir otoritenin bulunmadığı, bir seksiyonun organik ardılı olarak görülebilecek yapıların yer almadığı Türkiye arasındaki farklara da işaret etmek gerekir. Bu bağlamda Iskra’nın somut bir şekilde önerip kendi ajandasına uygun olarak uygulayabileceği bir planla, dışındaki devrimci güçlere seslenen ve hareketimiz tarifinin RSDİP’de olduğu gibi ortak bir örgütsel kimliğe aidiyet ilişkisi kurulamadığı koşullardaki bir stratejinin özgünlükleri ve farklarını gözetmek gerekir.

Gülsuyu’ndan İşçiler