Maltepe’de bir okuma grubu oluşturup Lenin’in Ne Yapmalı broşürünü okuduk. Hem okumamızı ve yürüttüğümüz çalışmayı değerlendirmek hem bizim gibi başka okuma grupları ve çevrelere deneyim aktarımında bulunmak için bir yazı kaleme almayı kararlaştırdık.

Değerlendirmemiz, kitabın içeriğine dair ve okumayı yürütüş tarzımıza dair olmak üzere iki ayrı başlık altında ele alınabilir.

Nasıl Bir Okuma Yürüttük?

Okumaya karar verirken dört kişiydik. Türkiye ve dünyadaki siyasal gelişmelere dair sohbetimiz sırasında, en genel hatlarıyla devrim ve sosyalizme inanan, yaşadığımız topraklarda da bir devrim gerektiğini düşünenler olarak beraber okumak için siyasal bir metin seçtik. Lenin’in Ne Yapmalı broşürü hepimizin ortak ilgisini çektiği için gelecekte sürekliliği sağlanabilecek bir okuma grubunu bu metinle başlatmayı kararlaştırdık.

İlk oturumumuzdan itibaren, okuma grubumuz başlangıçtaki toplamı aştı. Nasıl bir süreç yürüteceğimizi, okuma programımızı ilk oturumda birlikte belirledik.

Buna göre beş bölümden oluşan kitabı her hafta önceden okuyup gelerek kolektif şekilde tartışmayı kararlaştırdık. Bir okuma grubu olsak da kendimize seçtiğimiz metin itibariyle, edebi ya da kültürel bir kaygıyı değil, siyasal bir yönelimi ifade ettiğimizde ortaklaştık. Bununla beraber, okumaya katılanlar için belli bir siyasi aidiyet, ortaklık şart koşmadık. Nitekim oturumlarımız boyunca farklı siyasi akımlardan arkadaşlar da okumalarda yer aldı. Bu temelde, tıpkı asgari bir kitle örgütlenmesinin örülmesi gerektiği gibi, siyasi akımların katılımına açık, paydaşlarının birlikte karar alıp ortak bir sorumluluk bilinciyle birlikte yürüteceği bir çalışma olarak kurguladık.

Bu tip bir çalışmanın gerektirdiği genişliği gözetmekle birlikte okumanın asgari bir disiplinle gerçekleşebilmesi için de belli katılım/devamlılık şartları uyguladık.

Okumaları önceden yapıp oturum sırasında tartışmayı planlamış olmamıza karşın ilk oturumlardan sonra kimi arkadaşların kolektif bir okumaya ihtiyacı olduğunu fark ettik. Bunu gidermek adına bu ihtiyacı duyanların iki oturum arasında bir araya gelip okuma yapmasını ve hazırlanmasını kararlaştırsak da bunu her zaman işletemedik.

Değerlendirmemiz sırasında okumaların öğrenim sürecine katkısı üzerine de tartıştık. Genel eğilimimiz, okumaların elbette Marksizme, Leninizme dair öğretici bir yanı olduğu ancak okumamızın başarı kıstasının bu olamayacağı yönündeydi. Öğrenimden anladığımız devrimci teorinin öğrenilmesi ise bunun bireysel bir faaliyet olamayacağı, belli bir siyasal akıma ortak aidiyet duyan bir toplam da olmadığımıza göre aramızda herhangi bir hiyerarşi mevcut değilken kimin broşürden ne kadar öğrendiğinin öğretmen/öğrenci ilişkisi gibi yanlış bir şekilde kurulacağını değerlendirdik. Nitekim buna benzer temalar, broşürün içeriğine dair tartışmalarımızda da yer ediyordu. Gerek Lenin’in aydınlar ve işçilerin teoriyle ilişkisine dair yürüttüğü tartışmada, gerek devrimcilerin örgütü ile işçi örgütleri arasındaki ayırımların üzerinde durulan bölümlerde bu tartışmamıza esin kaynağı bulabileceğimizi ele aldık.

Asıl eğitici olanın da materyale dair hâkimiyet ve bilgi üzerinden değil, çalışmayı yürütüş tarzımızda aranması gerektiğini değerlendirdik. Bir okumayı kolektif şekilde yürütmenin ve değerlendirmenin başlı başına önemli bir deneyim olduğuna işaret ettik. Kaldı ki broşürü daha önce okumuş olsun olmasın grubumuz tarafından belli düzeyde anlaşıldığının da somut olarak ölçülebilir olduğunu gördük.

Tartışmalar sırasında bazı arkadaşların daha çok inisiyatif almasını, bazı arkadaşların ise daha az konuşmasının üzerinde de durduk. Bunun önüne geçmek ve herkesin görüşlerinden, fikirlerinden haberdar olabilmek için her hafta belli arkadaşların özetleyici nitelikte sunum konuşmaları yapmasını, sunum yapanların birlikte hazırlanmasını gerçekleştirdik.

Herkesin ortak bir sorumluluk ve sahiplenme duygusuyla yaklaşmasının herhangi bir inisiyatifin kırılamamasının teminatı olduğunu, katılımcıları dinleyiciler/anlatıcılar olarak bölmediğimizi, inisiyatif kıran değil önünü açan bir tarzda yürüttüğümüz müddetçe herkesin kendi önemli bulduğu tartışmaları açmaya ve yürütmeye imkânı olduğunu değerlendirdik.

Elbette kimi eksiklerimiz de oldu. Aşağı yukarı sabit bir bileşimle, her oturumda en az sekiz-dokuz kişi bir araya gelsek de başlarken koyduğumuz katılım şartlarımız birileri elensin diye değil, okumanın salahiyeti sağlansın diyeydi. Devamlılık sorunu yaşayan arkadaşlarımızın sorumluluğunu yeteri kadar alamadığımızı tespit ettik.

Yine oturumlar sırasında her zaman materyale bağlı kalmamamız, güncele veya Türkiye’ye dair konuşma isteğimizin bizi zaman zaman Ne Yapmalı’nın bağlamından çıkarması anlaşılır ve mazur görülebilecek bir eksiklik idiyse de ek oturumlar koymak, belki broşüre dair yürütmek istediğimiz tartışmaları öncesinden yazılı ya da sözlü olarak iletmek bu eksikliği giderebileceğimiz yol ve yöntemlerdi. Yine sunuş yapan arkadaşların aynı zamanda modere edip konuyu belli bir odakta tutması da daha sağlıklı olurdu.

Buna rağmen bu eksikleri görmek için dahi böyle bir deneyime sahip olmak gerekirdi. Nihayetinde, beş bölümden oluşan kitabı okuduğumuz beş ayrı oturum ve hem kitabın bütününe dair tekrar konuşmak hem de değerlendirme yapmak için aldığımız oturumla beraber altı oturum gerçekleştirdik. Yeni bir materyale geçmeden önce de okuma grubumuz dışındaki kesimlerle kitap üzerine konuşmaya devam etmek istiyoruz. Bu doğrultuda bir sonraki oturumda bizim gibi Ne Yapmalı okuyan Çanakkale’deki bir grup arkadaşla bir araya geleceğiz. Birkaç hafta daha farklı siyasi kesimlerle kitabın bütününe dair konuştuktan sonra yeni bir okumaya geçeceğiz. Sonrasında yapacağımız okumaya henüz karar vermemiş olsak da, Ne Yapmalı’nın parçası olduğu parti tarihinin sonraki aşamalarına dair bir okuma planı yapmayı veya Komünist Manifesto, Gotha Programının Eleştirisi ve Devlet ve Devrim modüllerini içeren “komünizmin ilkeleri” başlığında bir okuma programı yapmayı önümüze koyduk.

Gülsuyu’ndan İşçiler