Butlan ve Kılıçdaroğlu’nun “arınma” çağrısı solda 2023 cumhurbaşkanı seçiminde alınan tutumlara dair bir tartışmayı da yeniden canlandırdı. Erdoğan’ı göndermek için kâh açıktan kâh utanarak Kılıçdaroğlu’na oy verme çağrısında bulunan akımlar, 2023’teki tutumlarının makul gerekçelerini açıklama yarışına girdi. Seçimlerde Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayına oy vermeyeceğini gazete sayfalarından bildirerek “bu suça ortak olmayan” kimileri ise Kılıçdaroğlu’nun “son ihaneti”ni, geç de olsa tecelli eden haklılıklarını böbürlenerek duyurmak için bir kalkış noktası olarak kullandı.

2023 seçimlerinde solun geniş kesimleri Kılıçdaroğlu’nu destekleyerek Amerikancı muhalefetin peşine takıldılar. Genelgeçer bir boykot çağrısında bulunanlar ise emekçileri siyasetsizliğe mahkûm ettiler. Ancak siyaset alanı seçimlere sığmayacak, seçimlerdeki tutumlara indirgenemeyecek kadar geniş bir alandır. Seçimlerde yanlış, hatta sınıf işbirlikçiliğine denk düşen bir tutum benimsemek bir akımı reformist yapmayacağı gibi, seçimlerde doğru bir taktik benimsemiş olmak da bir akımı devrimci kılmaz. Benzer şekilde seçimlerde ön açıcı bir taktik benimsemek bir akımı doktrinerliğe karşı şerbetli de yapmaz. Aslında, sol tabloyu seçim tutumlarına göre tasnif etme eğilimi açık ya da mahcup bir reformizmin semptomlarından biridir.

Seçimlere dair değerlendirmelerimizi ve taktik tutumlarımızı hatırlatmak, bir kez daha haklı çıktığımıza değil, bugünkü siyasi tablonun devrimcilerin önüne koyduğu imkân ve fırsatlara işaret ettiği ölçüde anlam taşır. Komünistlerin 2023 seçimlerini hatırlatmaktaki maksadı, hem aynı reformist projeyi farklı aktörlerle sürdürmeye çalışan kesimlerinkinden, hem de devrimci siyaseti “haklı çıkmış olmaya” indirgeyenlerinkinden çok daha farklıdır.

Emekçilerin Seferberliği için Bağımsız Aday

Köz’ün arkasında duran komünistler, 2022 yazında tüm sol akımlara, burjuvaziyi cepheden karşısına alan, iki turda da düzen ittifaklarını desteklemeyen ortak bir cumhurbaşkanı adayı çıkarma çağrısında bulundu. Ortak bağımsız aday çağrısı karşılık bulmayınca “Emekçilerin Seferberliği için Bağımsız Aday” kampanyasının cumhurbaşkanı adayı olan Çetin Eren’i emekçiler arasında yaptığı ajitasyon ve propaganda çalışmasıyla destekledi. Aslına bakılırsa 2023’teki bu tutum, 2020’deki “Seçimleri Beklemeyeceğiz” kampanyasının bir devamıydı. Bu süre zarfında tüm gücümüzle Erdoğan’dan kurtuluşun parlamenter yollarla değil emekçilerin kitlesel seferberliğiyle mümkün olduğunu anlattık.

2019-2024 arası dönemde seçimlere dair izlediğimiz taktik tutumlar, üç temel siyasi tespite dayanıyordu. Birincisi, Erdoğan’ın karşısındaki burjuva muhalefet, Amerikancı bir seçim projesiyle Erdoğan’ı göndermeye çalışıyordu fakat gerileyen ABD emperyalizmine ve onun batık projelerine yaslananların başarı şansı yoktu. İkincisi ve daha da önemlisi, 12 Eylül rejimi sürüyordu fakat başta silahlı kuvvetler ve yargı olmak üzere rejimin tüm kurumlarının altı boşaltılmıştı. Kriz içinde debelenen Erdoğan, tam da bu boşluk sayesinde ayakta kalıyordu. Aynı zamanda, hükümet 2015’te HDP’yi hedef tahtasına oturtarak başlattığı ve kapsamını rakiplerine varana dek genişlettiği içsavaşı sürdürüyordu. Üçüncüsü, bu koşullar altında, 12 Eylül rejiminin ürünü ve AKP’nin silik bir kopyası olan burjuva muhalefetle Erdoğan’ı seçimlerde yenmek mümkün değildi.

Uzun bir süredir yinelediğimiz “Seçimle değil, devrimle gidecek!” sloganı, devrimci bir temenni olarak ortaya çıkmadı; tam da bu yapısal sebeplerden ötürü Erdoğan’dan bu düzenin mekanizmalarına yaslanarak kurtulunamayacağına işaret ediyordu.

Değişen Aktörler, Değişmeyen Hesap

O günden bugüne yaşanan siyasi gelişmeler bu tespitleri doğruladı. ABD, Türkiye de dahil olmak üzere başarısızlıklarına her geçen gün yenisini ekledi. Beyaz Saray’a Trump geçtikten sonra da durum değişmedi. Ne askeri operasyonlar zaferle sonuçlanmaya başladı, ne de barış girişimleri başarıya ulaştı. Hükümet tüm girişimlerine rağmen ne içsavaşı bitirebildi, ne MHP’den kurtulabildi. Üstelik bu çırpınışları sonucunda kendisini önce Öcalan’ın, sonra Kılıçdaroğlu’nun kapısında buldu. Rejimin tasfiye edilen kurumlarının arasına son olarak da CHP eklendi. Fakat bu hamleleri sonucunda muhalefeti de sindiremedi. Operasyonlara karşı yüz binler sokaklara çıktı. Hükümetin düşmanı değil rakibi olan CHP ise bu eylemleri İmamoğlu’nun seçim mitingine dönüştürmekle kalmadı, baskın seçim açıklamalarıyla da Erdoğan’ın anayasaya aykırı şekilde dördüncü kez aday olacağını daha baştan kabul etti.

Gelinen noktada değişenin Erdoğan’dan seçim yoluyla kurtulma projesi değil, bu projenin yürütücüleri olduğu açık. Altılı Masa’nın yerini önce CHP’nin sonra da tomanın üzerine çıkıp yumruğunu havaya kaldıran Özgür Özel’in merkezinde durduğu muhalefetin aldığı bugünkü tabloda, bu siyasi tespitlerin güncelliğini vurgulamak daha da önemli hale gelmiştir. 2023’te emekçilere taşımaya çalıştığımız “seçimle değil devrimle gidecek” tespiti, bugün daha da geçerlidir. “Hain Kemal”in karşısında “kahraman Özgür”ü savunma basıncı artarken, bugün 2023’te sağlanamayan birliği sağlayarak siyasal gerçekleri emekçilere taşımayı başarmalı, Amerikancı projenin karşısında emekçilerin seçeneğini yaratmalıyız.

2026 1 Mayısı’nın İradesi Seçimlere de Taşınmalı

Bağımsız bir emekçi hareketi yaratmak isteyen güçler, emekçileri peşine takmayı hedefleyen, baştan iflas etmiş bu seçim hesabını apolitik bir tutumla “kayıkçı kavgası” diyerek yok saymamalı; emekçileri kuşatan bu hesabı bozacak adımları atmalıdır. Bu hesabı bozmak ancak kurtuluşun düzen güçlerinde değil kendi kollarımızda olduğunu merkezine alan eylemli bir tutumla mümkün olabilir. 2023’ten bugüne taşınması gereken, o ya da bu burjuva siyasetçisine dair öngörülerin isabetliliği değil, Türkiye’nin merkezine oturan seçim gündeminde de hükümete karşı düzen güçlerinden bağımsız bir hattı emekçiler arasında savunmaktır.

Bu bağımsız hattın nasıl somutlanacağına bu sorumluluğu üstlenenler karar verebilir, vermelidir. Yaklaşan seçimlerde boykotun mu ortak bir aday çıkarmanın mı daha ön açıcı olacağı tartışılabilir. Bu tartışmada Köz’ün kalkış noktaları da bellidir. Ama bugün seçimler yaklaşırken önemli olan, en ön açıcı tutumun yalnız kalmak pahasına benimsenmesi değil, düzen güçleri birbirleriyle ölümüne kapışırken, reformizmin ipliği pazara çıkmışken devrimcilerin kendi iddialarını duyurabilecekleri bir güç birliği içine girmesidir.

Önemli olan sol hareketin muhalefeti iktidarla bir tutma yanlışına düşmeden, NATO’culukta yarışan iki düzen ittifakının da karşısında duran bağımsız bir tutumu dar grupçuluktan uzak ve kendi özgücüne güvenen bir şekilde hayata geçirmesidir. Bu tutumu beyan etmenin ötesine geçerek işçi havzalarında, emekçi mahallelerinde, atölyelerdeki emekçilere ulaştırma kararlılığını göstermesidir.

2026 1 Mayısı, solun en geniş eylem birliğiyle CHP’den ve onun yörüngesindeki sendikal bürokrasiden bağımsız bir tutumun önemli bir örneği idi. Makus talihi değiştirme yolunda gerisine düşülmemesi gereken bir adımdı. Bugün bu adımı ileri taşımak, seçimlerde de düzen partilerinden bağımsız bir blok olarak hareket etme iradesini sürdürmekle mümkün.