Alınteri, Komün, SMF ve Köz’ün Sosyalizme Sahip Çıkma İradesi:
Köz olarak 2009’dan beri her yıl Ekim Devrimi Tartışmaları başlığıyla, farklı siyasetleri de çağırdığımız bir panel düzenliyoruz ve güncel siyaseti de bu panellerin konusu yapıyoruz. Bu sene ise kendi başımıza bir Ekim Devrimi paneli örgütlemedik. “Tarihin Lokomotifi, Bugünün Pusulası: Ekim Devrimi” başlığıyla Alınteri, SMF, Komün ile beraber örgütledik. Ekim Devrimi’nin çıkmaz bir sokak olduğunu anlatanlara karşı, Ekim Devrimi’ni aşma iddiasıyla onu sahiplenmek üzere bir araya geldik.
Ortak örgütlediğimiz panelde Ekim Devrimi’nin ve sosyalizmin güncelliğini temel vurgu olarak belirledik. Örgütleyen kurumlar olarak siyasetlere bu kaygıyı aktaran bir davet metni yazarak kendi perspektiflerinden Ekim Devrimi ve sosyalizmin güncelliğini anlatan bir konuşma yapmaları için davet ettik. BDSP, ESP ve panel günü çıkan aksaklıklar sebebiyle panelist olamasa da İşçi Sınıfının Kurtuluşu çağrımıza olumlu yanıt verdi.
Örgütlemesini beraber yaptığımız panelin hazırlıklarını ve propagandasını da örgütleyici siyasetlerle beraber yaptık. Düzenli toplantılarla önümüzdeki işleri belirledik. Yine ortak bir çabayla panel afişimizi Gazi, 1 Mayıs, Hisarüstü mahallelerinde; Aksaray, Okmeydanı, Sarıgazi, Gülsuyu, Maltepe, Kartal, Kadıköy’de duraklara, geçiş noktalarına, kafelere, dernek ve sendikalara astık. Panel davetiyelerimizi siyaset temsilcilerine ulaştırdık. Paneli örgütlerken ön plana çıkardığımız kaygıları bir açılış konuşması hazırlayarak dinleyicilere aktarmaya karar verdik.
Panelimizi 23 Kasım’da Şişli Tiyatrosu’nda gerçekleştirdik. Etkinlik açılış konuşması ve Enternasyonal’in okunmasının ardından ilk tur konuşmaları ile başladı.
Panel Açılışı
“Değerli dostlar, hepiniz hoş geldiniz.
Bugün burada Alınteri, Komün, Köz ve Sosyalist Meclisler Federasyonu olarak ortak örgütlediğimiz; BDSP ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin de panelist olarak aramızda bulunduğu Tarihin Lokomotifi Bugünün Pusulası EKİM DEVRİMİ başlığıyla gerçekleştireceğimiz panelimizde bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bu paneli yalnızca yıldönümünde Ekim Devrimi’ni anmak için değil; bir eylem birliğine de omuz vermek için örgütledik.
Aynı zamanda bu panel, sosyalizme sahip çıkma adına açık bir duruşu temsil etmektedir. Sovyetler’in çözülüşü, sosyalizmin yanlış olduğuna bir kanıtmış gibi yahut devrim fikri tasfiye olmuş gibi anlatılageldi. Yıkılan SSCB ile sosyalizmin çıkmaz sokak olması eş anlamlı görüldü. Oysa biz biliyoruz ki: çıkmazda olan, insanlığa sefalet, savaş ve yıkımdan başka bir şey sunamayan, ve miadını çoktan doldurmuş kapitalizmin ta kendisidir. Sosyalizm ise bunun karşısındaki tek gerçek ve güncel alternatiftir.
Ekim Devrimi bunun tarihsel kanıtıdır. İşçi sınıfının ve ezilenlerin kendi kaderini tayin edebileceğini, üretim araçlarının üretenler tarafından sahiplenilebileceğini, yaşamın kolektif biçimde örgütlenebileceğini pratikte göstermiştir. Tarihte böyle bir alternatif yaratılmışken, Lenin’in de ifade ettiği gibi ilk buhar makinası icat edilmişken, tüm dünyada süren ekonomik krizler, savaşlar, işçi kıyımları, doğa talanı ve otoriter baskılar, Ekim’in yolunu güncel kılmaktadır.
Türkiye özelinde de işçi sınıfının örgütsüzleştirilmeye çalışıldığı, Kürt halkının inkâr ve imha politikalarıyla yüz yüze bırakıldığı, ezilenlere karşı sistematik bir şiddetin arttığı bir dönemdeyiz. Ancak biz bu tabloyu edilgen bir şekilde tarif etmek için değil, bu düzene karşı devrimci çıkışın imkanlarını tartışabilmek, bu düzenden muzdarip herkesi bu çıkış yolunda mücadeleye çağırmak için buradayız.
Bu panele katılan tüm siyasetleri ve panelin çağrısına kulan vererek buraya gelen tüm arkadaşları yürekten selamlıyoruz.
Yaşasın Ekim Devrimi!
Sosyalizm Çıkmaz Değil, Gelecektir!
Yaşasın Devrimci Dayanışma
Alınteri, Komün, Köz, Sosyalist Meclisler Federasyonu”

Açılış konuşmasının ardından panel başladı.
İlk turun ilk konuşmacısı Köz’dü. Konuşmacı yoldaş sunumuna öncelikle devrimin emekçi ve ezilenlerin bayramı olduğunu, bu manasıyla Ekim Devrimi’ni tartışmaya başlarken tüm emekçi ve ezilenlerin bayramını kutladığımızı belirtti. Ardından, Ekim Devrimi’nin lokomotif olma rolüne değinerek, ulusal değil, uluslararası olarak proletaryanın hakimiyetini sağlama ufkuyla gerçekleştirilen bir devrim olması nedeniyle Ekim Devrimi’nin 20. yüzyılda 65 senelik bir pencerede gerçekleşen bütün devrimler üzerinde oynadığı tetikleyici role değindi. Ekim Devrimi’ni çağdaşı diğer devrimlerden ayıran iki önemli özellik olduğunu, bunlardan ilkinin orak-çekiç ile cisimleşen işçi sınıfı ile yoksul köylülük ve ezilen ulusların ittifak yapması saptaması, diğerinin ise devrimin ortaya çıkardığı sovyet iktidarı modeli olduğunu vurguladı. Günümüzde ise Ekim Devrimi’ne yol açan çelişkilerin çok daha derinleştiğine vurgu yaptı.
İkinci konuşmacı olarak söz alan Alınteri konuşmacısı ise özetle; dünyada Ekim Devrimi’nin güncelliğini koruduğunun nesnel koşullar bakımından oldukça açık olduğunu çeşitli örnekler vererek açıkladı. 2008 küresel ekonomik krizine kadar tutturulan “tarihin sonu geldi”, “kapitalizm ilelebet var olacak” sloganlarının geçersizliğinin çok geçmeden 2008 kriziyle çözüldüğünü belirtti. Bugün gelinen noktada ise sadece dünyanın değil, uzayın dahi paylaşılmasının bir emperyalist kavga konusu teşkil ettiğini söyledi. Emperyalistler ve sınıflar arası çelişki bu kadar keskinken, koşulların Ekim Devrimi döneminden dahi daha olgun olduğunun söylenebileceğinin altını çizdi. Hal böyleyken sosyalizmin neden bir alternatif olamadığı sorusunu yönelten konuşmacı, sosyalizmin kalkınmacılık, ekonomik kazanımlar gibi aktarılmasının hatalı olduğu belirtti. Bilakis bu sorunlara ilişkin kapitalist ekonomilerde de kimi iyileştirmelerin yapılabildiğini, sosyalizmin bu şekilde anlaşılmasının yanlış bir bakış olduğunu aktardı. Emekçilerin siyasetle de uğraşabilecekleri şekilde iş hayatının örgütlenebileceği, çalışana okuma, okuyana çalışma hakkı tanıyan, kafa-kol emeği ayrımına dayanmayan, insanca yaşamın kapılarının açılabileceği bir sistem olarak sosyalizmin anlaşılması gerektiğini aktardı.
Alınteri’nin ardından Sosyalist Meclisler Federasyonu konuşmacısı sunumunu gerçekleştirdi. Ekim Devrimi’nin emperyalizm ve proleter devrimler çağında bir eşik olduğunu, yaşandığı döneme kadarki en yüksek düzeyi gösterdiğini, insanlığın kölelik zincirlerinden nasıl kurtulacağına ilişkin çok berrak bir reçete koyduğunu belirtti. Ekim Devrimi’nin yaşandığı tarihteki hem nesnel hem de öznel koşulların ürünü olduğunu, nesnellik bakımından bugünün dünyasının Ekim Devrimi’nin yaşandığı dünya gerçekliğine yakın ve kimi yönden örtüşen özellikleri bulunduğu söyledi. Bu özelliklerin başlıcasının, yeni bir emperyalist paylaşım tehdidi ile doğa ve insanlığın büyük bir yıkımla karşı karşıya olması olduğunun altını çizdi. Nesnel koşullarla birlikte öznel olarak ise Bolşevik Parti’nin ve Lenin’in devrimdeki rolüne dikkat çekerek, Bolşevik Parti’nin işçi sınıfıyla kurduğu önemli bağlara, cephe ve iktidar siyasetinin önemine işaret etti. Dolayısıyla Marksizm’in Rusya’nın koşullarına göre Lenin tarafından muazzam şekilde uygulandığını aktardı. Bu sırada anti-marksist çizgilerle de ideolojik mücadelenin başarıyla gerçekleştirildiğini belirtti. Ekim Devrimi’nin tüm bunların toplamı olduğunu, her devrimin kendinden önceki devrimlerin üzerinde yükseldiğini, Ekim Devrimi’nin parti, devrimde kitlelerin rolü ve önderlik konularında Paris Komünü’nden pek çok ders çıkardığını söyledi. Paris Komünü’nden, Ekim Devrimi’ne, Ekim Devrimi’nden, Çin Büyük Proleter Kültür Devrimi’ne devrimlerin bu perspektifle ele alınması gerektiğinin altını çizdi.
İlk oturumun dördüncü sunumunu gerçekleştiren BDSP temsilcisi ise konuşmasına Türkiye sol hareketinin ideolojik yeni bir tasfiye sürecine girdiği, Kürt hareketinin de belirleyici bir rol oynadığı koşullarda Ekim Devrimi’ni tartışmanın, onun devrimci özünü ele almanın öneminden bahsederek giriş yaptı. Ekim Devrimi’ne şu ya da bu şekilde karşı çıkarak “yeni bir şey söylediğini” iddia etmenin ilanihaye sınıf uzlaşmacılığına varacağını, emperyalist kapitalist dünya düzeni ve buradaki sınıf ilişkileri var olduğu müddetçe buradaki temel çelişkinin emek-sermaye çelişkisi olduğunun altını çizdi. Ekim Devrimi’nin bir sürü hatası vardır ancak bizim Ekim Devrimi’nin bu yanlarını marksist bir perspektifle değerlendirdiğimizde sınıf dışına çıkarak değil, sınıf savaşı içerisinde alarak bunlardan ders alıp daha ileriye götürmek amacıyla değerlendiririz dedi. Olayları tekil zeminler veya kişiler üzerinden ele almanın marksist bir değerlendirme olmadığını, bizi burjuvazi ile uzlaştırıcı bir tutuma iteceğini aktardı. Ekim Devrimi’nin bir ilk olarak ilk kez ezen bir sınıfın yerine ezilen bir sınıfı iktidara getirdiği söyleyerek, Ekim Devrimi’ni kendisinin öncellerinden ayıran temel noktanın da bu olduğunu belirtti. Bu anlamıyla hala aşılmayı bekleyen bir devrim olarak karşımızda durduğunu söyledi. Öte yandan, devrimlerin düz bir çizgide ilerlemediğini, kendi iktidarını burjuvazinin 400 yılda ancak kurduğunu, bizim de Ekim Devrimi’nden derslerimizi alarak ve kendimize pusula edinerek onu ileriye taşıyabileceğimizin altını çizdi. Nesnel koşulların oluşmasının bir devrim için önemli olduğunu ancak öznel koşulun varlığının da şart olduğunu belirterek konuşmasına devam etti. Ekim Devrimi’nde bu öznel koşulun Bolşevik Parti olduğuna, bu durumun altının kalınca çizilmesi gerektiğine işaret etti.
BDSP’nin sunumunu takiben Komün konuşmacısı sunumunu gerçekleştirdi. Konuşmacı sözlerine, öncelikli Ekim Devrimi’nin sınıf mücadelesini tarihindeki özel ve ön açıcı yönünü vurgulayarak sonrasında ise bugün dünyada devrimci hareketin durumunu tahlil ederek başladı. Sovyetlerin çöküşü ardından dünyada devrimci hareketin güç kaybettiğine değinen konuşmacı, burjuvazi ve emperyalistler açısından ise mevcut güçsüzlük durumunda dahi devrimcilerin çok büyük tehdit olarak algılandığına dikkat çekti. Ekim Devrimi’nin yenilgisinin ardından devrimciler için bir tahlil yapmanın şart olduğuna değindi, ancak bu tahlilin burjuva ideologların tahlillerinden farklı bir bakışla yapılması gerektiğini vurguladı. Öncelikle, Sovyetler Birliği’nin çöküşünde neden herhangi bir halk isyanıyla karşılaşılmadığı sorusunu sorarak, Sovyetler Birliği’nde proletarya diktatörlüğünün çözülmesinden de kaybedildiğini, emekçi ve ezilenlerin bu sebeple Sovyetler Birliği’nin dağılması karşısında herhangi bir tavır koymadığını aktardı. Sovyetler Birliği deneyiminde SBKP içerisinde proletarya diktatörlüğünü kaybetme korkusuyla şiddetli bir tasfiye süreci yaratıldığını, partinin kitlelerden, kitlelerin de Sovyetlerden koptuğunu belirtti.
Sonrasında ESP adına söz alan konuşmacı, Ekim Devrimi’ni sosyalistlerin geri plana itildiği 89-90 dönemecinden itibaren bir yapısal krizin olduğu koşullarda tartıştığımıza değindi. Bugün çift yönlü bir duruma dikkat çekerek bir yandan ideolojik krizden çıkamadığımıza ancak öte yandan da bir devrimci geleneğin sürekliliğini bütün bu koşullar içerisinde sürdürmeye çalıştığını söyledi. Sovyetler Birliği’nin çöküşünün komünist partileri ve ulusal kurtuluş hareketlerini bir bocalamaya ittiğini belirtti. Sosyalizmin bu dönemden sonra çekim merkezi olma özelliğini kaybettiğini aktardı. Bugüne geldiğimizde ise bir yandan dünya çapında ayaklanmalar olurken öte taraftan da türlü sosyalizm anlayışlarının neşet ettiğine dikkat çekti. Chavez’den Mamdani’nin demokratik sosyalizmine, oradan da Rojava’da geliştirilen komünalist-sosyalist yaklaşıma kadar farklı sosyalizm arayışlarının olduğunu aktardı. Bizim ise sosyalizmi politik maddi güç haline getirecek bir strateji geliştirmemizin elzem olduğuna, devrimci örgütlerin Ekim Devrimi’nin derslerini güncel bakımdan nasıl ele aldığını eylemli şekilde göstermesinin gerekli olduğuna parmak bastı. Proudhonculuk, ütopik sosyalizm vb. Anlayışların Ekim Devrimi’nin emekçi ve ezilenlerin önünde açtığı ufuktan çok daha geri olduğunu ifade ederek, bu akımların hiçbirinin Marksizm-Leninizm gibi emekçiler için kalıcı mevziler sağlayamayacağını aktardı.
İlk tur konuşmalarının ardından ara verilerek, soru ve cevap bölümüne geçildi. Gelen sorularda devrimci bir odağın nasıl yaratılabileceği, ortak bir mücadeleyi örmenin zemin ve koşulları, Kürt halkı ile SSCB’nin ilişkisi, içinden geçtiğimiz süreçte devrimcilerin nasıl bir refleks vermesi gerektiği konuları soruların ana odağını oluşturdu.
İkinci Tur
İlk olarak ESP konuşmacısı söze başladı. Bir devrimci partinin bulunduğu coğrafyadaki sınıfların devrimci potansiyelini açığa çıkaracak bir yol haritası çizmekle mükellef olduğunu belirterek sözlerine başladı. Bugün ise bu faşist rejime karşı bir araya gelmek, politik bir tartışma ve mücadele zemini yaratmak gerektiğini, bir araya geldikçe farklı zeminlerin olgunlaşabileceğini belirtti.
Sonrasında Komün adına söz alan konuşmacı, bizim 20. yüzyıldaki büyük pratiğimizin binlerce yıllık sınıflı toplumlar tarihinde çok önemli değiştirici bir rol oynadığına tekrardan vurgu yaparak sunumuna başladı. Ancak bunun biz yıkmasak da yıkıldığına, bunun da önemli sonuçları olduğuna dikkat çekti. Bu yıkımın bir yönünün emperyalizmin Sovyetler Birliği’ne saldırısından ve saldırılar sonucu Gorbaçov döneminde ortaya çıkan ve emperyalizmle barışılabileceğini savunan “Yeni Düşünce” fikrinden, diğer yönünün ise proletaryanın SSCB’yi sahiplenmeyişine yol açan nedenlerden teşekkül ettiğini aktardı. Bizim SSCB’ye ilişkin ilk olarak savunmamız gereken şeyin devrimin kendisi olduğunu, ulusal kurtuluş hareketlerine verilen desteğin başarısı, sovyetlerin kurulması ve daha sayamayacağımız birçok hususun da Ekim Devrimi’nin kazanımı olduğunun altını çizdi. Ne var ki tüm bu kazanımlara rağmen yenilmiş olmamızın da irdelenmesi gerektiğine işaret etti. Neticeten 20. yüzyılın hem büyük bir başarı hem de yenilgiyi barındırdığını aktardı. Bizim önümüzü açacak olanın teori değil pratik olduğunu, dünyanın da ihtiyacının bir ülkede gerçek bir devrim olduğunun altını çizdi. Konuşmasını, devrimci örgütler arasındaki iletişimin artırılması, faaliyetlerinin koordine edilmesi ve önderlik kabiliyetlerinin birleştirilmesi çağrısında bulunarak noktalandırdı.
Üçüncü konuşmacı olarak BDSP ise, yenilseler de yolumuza ışık tutan devrimlerin haklılığı ve doğruluğunu teslim etmemiz gerektiğini belirtti. Ekim Devrimi’nin yenilmesinde çökenin Marksizm-Leninizm değil, Sovyetler Birliği’nin de çökmesine sebep olan modern revizyonizm olduğunun altını izdi. Ekim Devrimi’nden sonraki tüm devrimlerin Ekim Devrimi’nin kazanımlarıyla yollarını aydınlattıklarını belirtti. Dünyada halen halkların SSCB’nin yarattığı sosyal haklardan yararlandığını, SSCB tehdidinin emperyalistleri bu hakları vermeye zorladığını, bugün dahi emperyalistlerin bu hakları ala ala bitiremediklerini söyledi. Türkiye’de bir devrimci partinin var olduğunu, bu partinin sınıf içinden sınıfın öncülerini devrime kazandırma görevi olduğunu aktardı.
Sonrasında SMF, konuşmasında Ekim Devrimi ve geçmiş deneyimleri değerlendirirken iki farklı perspektifle bakıldığından bahsetti. Devrimci bir temelde yapılacak bir değerlendirmede toplumsal mücadelede yakalanılan bilinçle geçmiş deneyimlerin ileriye taşınmasının amaçlanacağını belirtti. Panelde bulunan kurumların perspektifinin bu mahiyette olduğunu aktardı. Reformist bir temelde yapılan değerlendirmenin ise Kuruçeşme süreci benzeri toplantılara varacağını söyledi. Bugünün önemli ölçüde değişen sosyal ve siyasi koşullarına uygun bir strateji üretmemiz gerektiğini belirtti. Hem politik pratik anlamda hem de düşünsel anlamda bugünün nesnel gerçekliğine marksizmin diyalektik pratiğini uygulamamız gerektiğini aktardı. Kürt ulusal hareketinin yeni paradigma olarak öne sürdüğü fikirlerin temellerinin ikinci enternasyonal fikirleri olduğunu, marksizmin de kendini bu görüşlere karşı kesin bir savaşımla getirdiğini belirtti. Bu paradigmanın marksizme karşı açılmış açık bir saldırı olduğunu, buna karşı keskin bir ideolojik mücadele verilmesinin gerekliliğine vurgu yaparak konuşmasını sonlandırdı.
SMF’nin ardından söz alan Alınteri, işçi sınıfının, köylülüğün yapısında değişimler olsa da iktidar mücadelesinin sabit olduğunun altını çizdi. Bu değişimlere ilişkin ittifak politikalarından stratejilere pek çok konuda güncelleme yapmaya ihtiyacımız olduğunu, ancak bunu sınıf iktidarı temel hedefi çerçevesinde gerçekleştirmek gerektiğini belirtti. Öte yandan, sosyalizmin kazanımlarının karikatürize edilmemesi gerektiğini, bugün kafa kol emeği arasındaki farkın, kır ve kent arasındaki çelişkinin, cinsler arasındaki ezme ilişkisinin, ezen ve ezilen uluslar arasındaki farkların ortadan kalkması gibi bir dizi görevin üzerimizde olduğunu belirtti.
Son olarak söz alan Köz adına konuşan yoldaş ise, tüm devrimleri Ekim Devrimi’nin mihengine vurarak anlayabileceğimizi zira bunların hepsinin de Ekim Devrimi örnek alınarak gerçekleştirildiğini aktardı. Strateji tartışmaları için ise, strateji tartışabilmek için öncelikle bir devrimci partiye sahip olmamız gerektiğini, bunun da sadece temennilerle yaratılamayacağını; evvela bir devrimci odağı bir araya gelerek oluşturmamız gerektiğini söyledi. Sınıf temelli siyasetin işçilerin gündelik sorunlarına ilişkin mücadeleyi değil, demokrasi nasıl gelecek sorusunu temel almak olduğundan bahisle, panel bileşenlerinin bunu daha çok yapmasıyla, Türkiye’deki demokrasi sorununa devrimci çözümü, işçi ve köylülerin devrimci diktatörlüğünün propaganda etmesiyle böyle bir odağın yaratılabileceğinin altını çizdi.
İkinci tur konuşmalarının bitmesinin ardından etkinlik sona erdi.
Ekim Devrimi’nin 108. Yılında Gerisine Düşmemeyi Umduğumuz Bir Eşik
Panelin davet ve hazırlık aşamasında Ekim Devrimi’nin ve sosyalizmin güncelliğini ön plana çıkarmamızın iki sebebi vardı. Birincisi Ekim Devrimi ve sosyalizmi savunmanın yaşadığımız topraklarda bir duygu, bir ruh halinden öte, örgütlü mücadelenin konusu olduğunu bilmemizdi. İkincisi böyle bir eylem birliği ile kendimizi Ekim Devrimi’ni geçmişe ait bir hülya olarak görenlerle ayırmaktı. Bu paneli dört siyasetin ortak örgütlemesi ve toplam altı panelistin konuşma yapmasının bu açıdan anlamlı ve güçlü bir duruşu temsil ettiğini düşünüyoruz. Bu görüşün de uzun süren bir panelde dinleyiciler tarafından sorular ve yorumlarla takip edilmesini de olumlu buluyoruz.
Panele giden süreçte ise örgütleyici kurumlar tarafından düzenli toplantıların yapılmasını, gerek panel içeriği, hazırlıkları ve teknik detaylara dair tartışma ve kararların ortaklaşa gerçekleştirilmesini de kıymetli buluyoruz.
Panel sırasında hem emperyalizmin krizi hem de kapitalizmin kriziyle çelişkilerin gittikçe kızıştığı bir dönemdeyiz, ileride de ancak bu çelişkilerin daha da yakıcı hale gelmesini bekleyebiliriz. Dolayısıyla çözüm arayışları önümüzdeki dönemin doğal bir gündemi olacak. Sadece devrimciler değil, reformistler yahut düzenin temsilcileri de kendi çözümlerini arayacaklar. Bu sorunlar karşısında devrimi savunanlar olarak verdiğimiz yanıtları ortak, güçlü biçimde vermek de yine önemli hale gelecek. Bu sebeple “Tarihin Lokomotifi, Bugünün Pusulası: Ekim Devrimi” panelini gerisine düşmemeyi, ilerletmeyi umduğumuz bir eşik olarak görüyoruz.
Bolşevizm Kazanacak!
İstanbul’dan Komünistler










