Ankara’da 13 Haziran 2026 Cumartesi günü Tüm Bel-Sen Genel Merkezi toplantı salonunda Ankara’daki dostlarımızın çabalarıyla bir forum düzenledik. Öncesinde parça parça görüşmelerimiz olsa da birlikte çok düzenli bir çalışma yapamadık. Daha doğrusu afişe adını yazdıran kurumlar olarak aynı kentte yaşamadığımız için pratik bir katkı koyamadık.

Ankara’daki dostlarımız; başlıkların belirlenmesi, konuşmacıların davet edilmesi, afişin hazırlanması, toplantının yapılacağı yerin ayarlanması, Bolivya’dan bağlanacak önemli bir sendikadan dostumuza ulaşılması, çeviri konusunda destek sunan arkadaşımızın sürece dahil edilmesi, teknik hazırlıkların planlanması, bağlantının ve bilgilendirmenin başarılı biçimde gerçekleştirilmesi, yiyecek, içecek ve salon düzenlenmesine kadar baştan sona çok yoğun bir emek harcadılar. Dostlarımızın toplantı için sosyal medyadan, direkt kurumlara çağrı yaparak davet etmelerine rağmen katılım beklenenin altında kaldı diyebiliriz. Ancak buna rağmen bütün katılımcıların yaptığı konuşmalar, düşünce ve önerilerde bulunmalarıyla oldukça nitelikli ve verimli bir toplantı gerçekleştirmiş olduk.

Toplantı, günün anlam ve önemini dikkate alarak işçi sınıfı tarihinin henüz aşılamayan en büyük eylemini 15-16 Haziran işçi ayaklanmasını anlatan kısa belgeselin izlenmesiyle başladı. Belgesel gösteriminin ardından Müslüm Kabadayı arkadaşın “Selamlama” başlığıyla yaptığı ve genel bir çerçeve çizdiği konuşmasının ardından sunumlara geçildi.

Konuşmacılar Prof. Dr. Yüksel Akkaya, Dr. Gökhan Bulut ve Öğretmen Sendikası Ankara temsilcisi Timur Yalçın Türkiye işçi sınıfının örgütlenme ve mücadele tarihini, bugün yürütülen mücadele deneyimlerini, sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinde yaşanan bürokratikleşme ve tabandan kopuşu, eylemlerde atılan sloganların samimiyet testini değerlendiren sunumlar yaptılar.

Yüksel Akkaya’nın yaptığı konuşma genel olarak işçi sınıfının mücadelesini ve onun içindeki devrimci çabaları hafife alan, merkeze koymayan bir yaklaşım ve akademik bir tona sahipti. Osmanlı döneminde devletin kucağına doğan işçi sınıfının 1960’lara kadar yasak ve baskılarla güçlü bir emek hareketi yaratamadığını söyledi. İşçi sınıfı var mı yok mu tartışmalarının yaşandığı dönemde 15-16 Haziran 1970’te gerçekleştirilen kalkışmayla işçi sınıfının hem nicel hem de mücadele bakımından varlığını ortaya koyduğu vurguladı.

Sonrasında söz alan Dr. Gökhan Bulut da aynı ruh haliyle Tekel ve Gezi üzerine değerlendirmelerde bulundu. Yeni, heyecan verecek, sınırları aşan bir öneri dile getirmese de belki en önemli vurgu işçi sınıfına önderlik edebilecek bir partinin olmadığı tespiti oldu.

O zaman olduğu gibi günümüzde de işçi ve emekçilerin eylemleri güçlenirken onlara öncülük ederek toplumsal-siyasal bir devrime kavuşturması gereken işçi sınıfı partisinin varlığını gösterememesi nedeniyle mücadelenin sektörel ve zamansal olarak parçalanarak sönümlendiği, TEKEL işçilerinin direnişi, Haziran Direnişi (Gezi Eylemi) örneklerinden bir kazanım olmadığı ancak sınıfa moral kazandıran eylemlerdi diyerek söz etti. Son zamanlarda maden, enerji, tekstil, eğitim alanlarında işçi ve emekçilerin mücadeleci bir sendikal hareket yarattıkları ama bürokratlaşan, işbirlikçi olan sendikaların bu eylemlere destek vermekten kaçındığı, dolayısıyla bu dönemde mücadeleci sendikaların birliğini yaratmanın ve sınıf mücadelesine siyasi öncülük etme sorununun mutlaka çözülmesinin önem kazandığı vurgulandı.

Öğretmen Sendikası Ankara temsilcisi Timur Yalçın, Öğretmen Sendikası’nın mücadelesine dair pratik süreçler üzerine bilgiler verdi. Özel Öğretmenler Sendikası’nın en hızlı büyüyen sendika olarak tespit edildiğini ancak kendilerinin torba iş kolu diye tarif edilen ve birbiriyle alakası olmayan birçok iş kolunun içinde yer aldığı 10 no’lu iş koluna atıldıklarını ve burada 300 bin kişinin çalıştığı bir iş kolunda mücadele verdilerini dile getirdi. 10 no’lu iş kolunda barajı aşmanın birbiriyle alakasız iş kolları olması nedeniyle oldukça zor olduğunu, bu iş koluna atılmalarının bilinçli bir tutum olduğunun altını çizdi. Sayısal olarak en büyük iş kolu olmasına rağmen, genel olarak sendikal örgütlülüğün ve hak arayışının en düşük, esnek çalışma normlarının yoğun görüldüğü bir iş kolu olması da yetki alacak düzeyde örgütlenmenin bilinçli olarak engellendiği ve birçok işçinin örgütsüzlüğe mahkûm edildiğini söyledi.

Öğretmen Sendikası’nın örgütlenme sürecinde sadece sermayeyle devletle değil aynı işkolundaki sendikaların engelleme girişimleriyle de karşılaştıklarını belirtti. Timur Yalçın ertesi gün değişik illerden Ankara’ya gelecek Öğretmen Sendikası üyeleriyle birlikte Milli Eğitim Bakanlığı önünden Meclise yapacakları yürüyüş ve taleplerini içeren basın açıklamasına desteğimizi beklediğini söyleyerek sözünü tamamladı.

Konferansın önemli bir bölümü de Bolivya’da bir aydır süren emekçi halk hareketinin öncülerinden önemli bir sendikanın yöneticisi olan Aquilardo Caricari Cala’nın çevrimiçi bağlantıyla ülke gerçeklerini ve ABD emperyalizmiyle işbirlikçi sermaye sınıfına karşı yürüttükleri mücadelenin nedenlerini, özelliklerini anlatmasıydı. Türkiye’yle Bolivya’nın yağma ve yıkım düzeninden etkilenmelerindeki benzerlikleri fark etmememizi ve bizim neler yapmamız gerektiğini gösteren bu konuşması için Cala’yı alkışlarımızla destekledik. Mücadeleleriyle dayanışma içinde olduğumuzu vurguladık. Onun İspanyolca konuşmasının Türkçeye çevirisini ustalıkla yapan Selena Uysal arkadaşımıza da teşekkür ettik.

Forum bölümünde salondaki farklı iş kollarından farklı kurumlardan birçok arkadaş söz aldı düşüncelerini belirtti.

Özetleyecek olursak; forum bölümünde dile getirilen düşünceler işçi sınıfının, üretim süreçlerinde yaşanan değişimin ortaya çıkardığı yeni biçimler ve örgütlenme sorunları, solun güncel durumu ve güçlerin dağınıklığı ve bunların nasıl aşılabileceği üzerine yoğunlaştı. Mücadele sürecinde bir tıkanma yaşandığı, mücadeleci sendikaların girişimleri, solun dağınıklığı, bir odak oluşturulamaması ve işçi sınıfına önderlik edebilecek yol gösterecek güçlü bir partinin olmayışı vurgulandı.

Demokratik kitle örgütlerinin ortak bir mücadelede buluşturulması, üyelerinin toplumsal süreçlere duyarlı hale getirilmesi için politikleştirilmesinin gerekliliği vurgulandı. Tek tek söz alan her arkadaşın konuşması çok değerli ve bütünleyici yol açıcı oldu diyebiliriz. Toplantının bütünü ve çıkarılması gereken sonuçları açısından Müslüm Kabadayı arkadaşın yaptığı özet değerlendirme de toparlayıcı oldu.

Toplantının forum bölümünde yol gösterici olması açısından geçen yaz yapılan Kitle Örgütleri Kamp Buluşmasına dair kısaca bilgilendirme yapma şansımızı oldu. Toplantı öncesi ve sonrasında kamp bültenimizi oradaki arkadaşların bazılarına vererek daha detaylı bilgilenmeleri için okumalarını istedik.

Bu toplantı bir başlangıç olarak giderek yükselen sınıf mücadelesi bakımından çok anlamlı bir ilk adım olarak değerlendirildi. Bundan sonra yapacağımız toplantının biçimi, içeriği, katılımcı kurumları, hedefleri, hitap edeceği kitlesi, daha uzun zamana yayılmış kolektif bir emeğin planlı bir çalışmanın sonucu yürüteceğimiz hazırlıkla çok daha güzel olacaktır.

Herkesin kafasında hem sorunların tanımlanması hem çözüm önerileri konusunda oluşan parçalar çok anlamlı kolektif bir zeminde bir araya getirilmiş oldu. Her katılan arkadaşın katkısı çok değerliydi. Umarız onlar açısından aynı olumlu sonuçlara yol açmıştır.

Not: Ertesi gün saat 11.00 de toplantıda emeği geçen ve katılan dostların bir kaçıyla birlikte birçok ilden gelen Öğretmen Sendikası üyelerinin seslerini duyurmak istedikleri Güven Park’ta devlet şiddetiyle bastırılan eylemine katıldık. Orada yaşananlar yaptığımız toplantının ne kadar anlamlı ve gerekli olduğunu ve çok daha iyilerini yapmaya ihtiyacımız olduğunu doğrular nitelikteydi.

İzmir’den Bir Köz Okuru