Alınteri, Köz ve İşçi Sınıfının Kurtuluşu’nun örgütleyici, SMF’nin de konuşmacı olduğu “Ekim Devrimi’nin Yankısı: Mustafa Suphi ve Onbeşler” başlıklı panel, 1 Şubat’ta Divriği Kültür Derneği’nde gerçekleştirildi.

Mustafa Suphi ve Onbeşler, katledilmelerinin yüz beşinci yılında Alınteri, Köz ve İşçi Sınıfının Kurtuluşu’nun örgütleyici, SMF’nin de konuşmacı olduğu “Ekim Devrimi’nin Yankısı: Mustafa Suphi ve Onbeşler” başlıklı panelle anıldı. Taksim’deki Divriği Kültür Derneği’nde gerçekleştirilen panel, Mustafa Suphi ve yoldaşları şahsında komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenler ile Rojava’da dövüşürken toprağa düşenler anısına yapılan saygı duruşuyla başladı. Enternasyonal’in ilk kıtasının da seslendirildiği saygı duruşunun ardından panelin anlam ve önemini ifade eden ortak açılış metni okundu. Daha sonra sırasıyla Köz, İşçi Sınıfının Kurtuluşu, Sosyalist Meclisler Federasyonu ve Alınteri adına yapılacak sunumlara geçildi.

Konuşmaların ana eksenini Ekim Devrimi’nin gerçekleştiği tarihsel koşullarda nasıl bir çekim merkezi haline geldiği, tüm dünya işçi ve emekçileriyle öncü güçlerini nasıl etkilediği, onun ruhunu oluşturan esasların 1920’de kuruluşunu ilan eden TKP’de nasıl cisimleştiği, bu anlamların güncel karşılığının ne olduğu, bize hangi görevleri yüklediği oldu.

Konuşmacılar Ekim Devrimi’nin yankısının en güçlü olduğu topraklardan birinin burası olduğunu, Mustafa Suphi’ler ve kurucusu oldukları TKP’nin Komünist Enternasyonal’in yönlendirmesiyle, devrimden yalnızca dört yıl sonra, 28 Ocak 1921’de harekete geçerek “amele ve rençber şuralar cumhuriyetini” bu topraklarda da egemen kılmak için yola çıktıkları, bu çıkışta işçi ve emekçiler arasındaki köklerinin derinlik ve yaygınlığına güvenlerinin belirleyici olduğu belirtildi.

Mustafa Suphi ve yoldaşlarının kemalizmin sınıfsal karakteri konusunda yanıldıkları-yanılmadıkları ya da yine bununla bağlantılı olarak sadece “kurtuluş savaşına” katılmak için gelip gelmedikleri etrafından dönen tartışmaların yaşandığı panelde Mustafa Suphi’nin yazıları ve konuşmalarından yapılan alıntılarla şu alt çizmeler öne çıktı:

“Mustafa Suphiler tüm bu tartışmaların üstünde bir yaklaşıma sahiptir. Onların esas motivasyon kaynağı işçi emekçi şuralar cumhuriyetinin kurulmasıydı. Bunun için de kemalistlere güvenden öte esas olarak kendilerinin Anadolu işçi ve emekçiler içindeki bağlarına ve o dönem Anadolu topraklarında etkili olan bolşevizm rüzgarına güvenerek geldiler.”

Suphilerin varsa eksik ve lekelerinin tarihsel koşullar içinden okunması, akan bir sürecin içinden tüm sonuçların görülemeyeceğini, süreçler tamamlandıktan sonra sonuç çıkarmanın daha kolay olacağı, bizim bugünden bakarak sonuçlar çıkarmamızın o gün açısından zor olacağı, olup bitenin tarihsel materyalist bir yaklaşımla ele alınması gerektiği kaydedildi.

Suphi’lere dair farklı yaklaşımlar olmakla birlikte panelde yapılan tüm sunumlarda ortaklaşılan nokta onların bizim tarihimiz olduğuydu. Onların mirasının bugünün güncelliği içinde yeniden üretilmesinin tarihsel bir sorumluluk anlamına geldiğiydi. Yapılan eleştirel değerlendirmelerin de bu kolektif ortaklık içinden çıkarılan dersler olduğu, yargılamanın ötesinde kolektif bir yaklaşıma ulaşma kaygısıyla hareket edildiğiydi.

Suphilerde cisimleşen devrimci-komünist irade ve ısrarın bugünde somutlaşan karşılığına dair vurguların yapıldığı panelde, onları anmanın da esas olarak bu ruhun yani proleter devrim ve sınıfa karşı sınıf yaklaşımının nesnel koşullar içinde sürdürülmesi olduğunun altı çizildi. Bu açıdan da Suphilerin katline imza atan burjuva diktatörlüğün liderlerine selam çakanların onların mirasını sahiplenemeyeceklerinin altı çizildi.

Panelde Lenin’in Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sırasındaki tutumunun Suphilerin “asıl düşman kendi yurdunda” mottosunda somutlaştığı, bu açıdan da Türk burjuva devletinin yayılmacı, Kürt düşmanı politikalarının cisimleştiği Rojava’ya ve genel olarak Kürt özgürlük mücadelesine yaklaşımına karşı alınacak tutumun bir turnusol olmaya devam ettiği kaydedildi.

Mustafa Suphilerin partileşmesiyle devrim iddiası arasındaki ilişkiye dikkat çekilen panelde devrimci-öncü güçlerin bu tarihsel koşullarda devrimci bir odak yaratma yöneliminin de bu iddianın başka bir tezahürü olduğuna işaret edildi.

Panel soru ve cevaplarla oldukça verimli tartışmalar biçiminde devam ederek sonlandı.