Ana Sayfa Alınteri - Köz Ekim Devrimi Etkinliklerimizin İstanbul Ayağını 1 Mayıs Mahallesi’nden Başlattık

Ekim Devrimi Etkinliklerimizin İstanbul Ayağını 1 Mayıs Mahallesi’nden Başlattık

Ekim Devrimi’nin yıldönümü kapsamında Alınteri ve Köz olarak İstanbul’da gerçekleştireceğimiz etkinliklerin ilkini 1 Mayıs Mahallesi’nde düzenledik. “Ekim Devrimi’nin Işığında Devrimcilerin Güncel Görevleri” başlığıyla gerçekleştirdiğimiz panelde, Ekim Devrimi’nin tarihsel deneyimini günümüzün siyasal koşulları ışığında ele aldık.

Kapitalizmin derinleşen krizini, dünyanın farklı ülkelerinde yükselen halk hareketlerini ve egemen sınıfların bu gelişmeler karşısındaki siyasal ve ideolojik yönelimlerini tartıştık. Alınteri ve Köz adına yapılan konuşmalarda, dünya ve Türkiye’deki siyasal gelişmeler değerlendirilirken devrimci hareketin güncel görevleri üzerinde duruldu. İki tur olarak düzenlenen panelin ilk turunda yoldaşlar şu vurguları öne çıkardılar.
Alınteri adına konuşan yoldaş; kapitalizmin küresel ölçekte yaşadığı yapısal krizi, emperyalist ülkelerde derinleşen toplumsal eşitsizlikleri, yükselen halk hareketlerini ve egemen sınıfların bu gelişmeler karşısında aldığı siyasal ve ideolojik önlemleri değerlendirdi. Trump’ın komünizm tehdidini sürekli gündeme getirmesinin yalnızca Amerikan toplumundaki gerici eğilimleri örgütleme çabasından ibaret olmadığını belirten yoldaş, bunun aynı zamanda kapitalist sistemin derinleşen krizine ve olası toplumsal mücadelelere karşı bir hazırlığı ifade ettiğini söyledi.

Emperyalist ülkelerin geçmişte kendi işçi sınıflarına sağladıkları ekonomik ve sosyal kazanımları artık sürdüremediklerine dikkat çeken Alınteri konuşmacısı; eğitim, sağlık ve kamusal hizmetlerdeki kesintilerin, ücretlerin baskılanmasının ve yaygın yoksullaşmanın toplumsal hoşnutsuzluğu büyüttüğünü ifade etti. Bu koşulların yalnızca çevre ülkelerde değil, ABD ve Avrupa’nın merkez ülkelerinde de toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdiğini vurguladı.

Fransa’da öğrencilerin başlattığı ve işçilere, emekçilere ve emeklilere yayılarak geniş bir toplumsal harekete dönüşen protestoları bu birikimin somut örneklerinden biri olarak göstererek, benzer toplumsal tepkilerin İtalya, İspanya, Yunanistan, Sırbistan ve Belçika gibi ülkelere de yayıldığını belirtti. Egemen güçlerin bu hareketlere karşı bir yandan sınırlı tavizler verirken diğer yandan baskı, zor ve toplumsal kesimler arasındaki dayanışmayı parçalamaya yönelik manipülasyon yöntemlerini devreye soktuğunu kaydetti. Türkiye’deki Gezi direnişini de iktidarların beklenmedik toplumsal patlamalar karşısında duyduğu kaygının tarihsel örneklerinden biri olarak aktardı.

Konuşmacı toplumsal mücadele potansiyelinin örgütlü ve kalıcı bir siyasal güce dönüştürülememesini de önemli bir sorun olarak ele aldı. Dünya genelinde ve Türkiye’de halk hareketlerinin ortaya koyduğu mücadele enerjisine rağmen, bu potansiyeli ortak bir program, merkezi bir strateji ve devrimci bir iradeyle buluşturacak örgütsel yapının henüz yeterince oluşturulamadığını ifade etti. Birleşik mücadele çağrılarının genel kabul gördüğünü ancak somut örgütsel adımlara dönüşme noktasında eksiklikler yaşandığını belirtti. Köz ve Alınteri arasında yaklaşık bir yıldır sürdürülen güç birliğini de dönemin ihtiyaçlarına yanıt veren somut bir örnek olarak öne çıkardı.

Konuşmasının son bölümünde 1917 Ekim Devrimi’nin tarihsel deneyimine değinerek, Bolşeviklerin savaşın yarattığı yıkımı, açlığı, toplumsal hoşnutsuzluğu ve siyasal kopuşu doğru okuyarak bunları örgütlü bir siyasal iradeye dönüştürdüklerini hatırlattı. Günümüz koşullarının farklılıklarına rağmen neoliberal politikaların yoksullaşma, güvencesizlik, doğanın tahribatı, zorunlu göçler ve kamusal hizmetlerin metalaştırılması yoluyla büyük bir toplumsal yıkıma neden olduğunu savundu.

Alınteri’den sonra Köz adına konuşan yoldaş, komünistlerin ulusal çıkarlar yerine uluslararası, kısmi çıkarlar yerine bütünsel çıkarları savunduklarını belirterek sözlerine başladı. Komünistlerin uluslararası çıkarının, sınıflı toplumdan sınıfsız topluma geçiş sürecinde işçi sınıfının kendi iktidar organlarını yaratması ve bunları birleştirmesi olduğunu ifade etti. Bu çerçevede dünyadaki gelişmelerin doğru analiz edilmesinin, komünistlerin önüne koyacağı devrimci görevlerin belirlenmesi açısından önem taşıdığını vurguladı.

Dünyada Fransa, İspanya, İtalya, Sırbistan ve Hindistan başta olmak üzere birçok ülkede farklı ekonomik ve siyasal talepler etrafında kitlesel hoşnutsuzlukların ortaya çıktığını belirten yoldaş, hükümet karşıtı eylem ve ayaklanmaların yükselen bir toplumsal dalgaya işaret ettiğini söyledi. Ancak bu hareketlerin kendi sınırlarını aşamadığına dikkat çekerek, Sırbistan’da hükümetin düşürülmesinin dahi burjuva iktidar seçenekleri arasındaki bir değişimle sınırlı kaldığını ifade etti. Fransa ve Sırbistan’daki hareketlerin devrimci bir siyasal önderlikten yoksun olduğunu belirten yoldaş, devrimci önderliğin görevinin kendiliğinden kitle hareketleri yaratmak değil, ortaya çıkan toplumsal patlamalara siyasal müdahale kapasitesi geliştirmek olduğunu vurguladı. Bu noktada Bolşeviklerin Şubat Devrimi’nden Ekim Devrimi’ne uzanan süreçte, kendiliğinden gelişen kitle hareketini işçi ve köylülerin kendi iktidar organlarını yaratacağı örgütlü bir siyasal mücadeleye dönüştürdüklerini hatırlattı. Sorunun kitlesel hareketlerin karakterinden çok, bu hareketlere devrimci somut görevler koyabilecek bir önderliğin bulunmaması olduğunu belirtti. Türkiye’den uluslararası gelişmelerin neden tartışılması gerektiğine de değinen yoldaş, komünistlerin uluslararası çıkarları savunmaları nedeniyle dünya işçi sınıfının mücadelelerine kayıtsız kalamayacaklarını ifade etti. Komünist Enternasyonal’in Ekim Devrimi’nin içinden ve Bolşeviklerin önderliğinde doğduğunu hatırlatarak, bugün de Komünist Enternasyonal’in düşen bayrağını yeniden kaldırma görevine işaret etti.

Türkiye’deki siyasal tabloyu değerlendirirken 1990’lı yıllardaki devrimci yükselişi, dünyadaki genel geri çekilme döneminin ortasında yaşanan geçici bir yükseliş molası olarak tanımladı. Bugünkü dönemin de genel devrimci yükselişin sona ermesinden değil, bu yükseliş içerisinde yaşanan geçici bir geri çekilmeden kaynaklandığını belirtti. Devrimci durumun sürdüğünü, burjuva çözümlerin sonuç alıcı olmadığını ancak devrimci siyasetin hareket alanının da daraldığını ifade etti.

Muhalefet boşluğunun CHP ve ardından Yeni Parti tarafından doldurulduğunu belirten yoldaş, emekçi hareketinin güçlü ve bağımsız bir devrimci seçenek bulunmadığı koşullarda parlamenter muhalefetin yönelimlerine açık hale geldiğini söyledi. DEM Parti’nin eylemliliğinin de bağımsız bir siyasal hat oluşturmak yerine Yeni Parti’nin öncülük ettiği muhalefet çizgisine hizmet edeceğini savundu.

Ardından yoldaş Türkiye’de Yeni Parti’nin yörüngesi dışında gelişebilecek iki temel toplumsal hareketlilik alanına dikkat çekti. Bunlardan ilkinin 2023’ten itibaren uygulanan kemer sıkma politikaları ve Orta Vadeli Program’ın yarattığı ekonomik bunalım sonucunda gelişecek ekmek ve ücret mücadeleleri olduğunu belirtti. İşçi eylemleri ve grevlerin artacağını, talepleri karşılanmayan emekçilerin öfkesinin büyüyeceğini ancak burjuva muhalefetin bu hareketliliği sandık siyasetine yönlendirmeye çalışacağını ifade etti. İkinci hareketlilik alanının ise Kürtlerin kültürel ve demokratik talepleri üzerinden gelişeceğini belirterek, bu mücadelenin de mevcut koşullarda devrimci bir siyasal çizgide ilerlemeyeceğini savundu.

Devrimcilerin önündeki görevleri değerlendirirken mevcut geri çekilme döneminin geçici olduğunu ve yeni bir yükselişin nesnel koşullarının yeniden ortaya çıkacağını vurgulayan yoldaş, bugünün temel görevinin hemen büyük bir siyasal atılım gerçekleştirmek değil, gelecekteki yükselişe hazırlanmak olduğunu vurguladı. Devrimcilerin işçi sınıfıyla birlikte geri çekilmesi, gündelik mücadelelerin içinde savunmayı örgütlemesi ve ekonomik, demokratik ve Kürt halkının taleplerine bağımsız devrimci siyasal yanıtlar üretmesi gerektiğini belirtti. Kısmi mücadelelerin siyasi iktidar sorununa bağlanması için kalıcı ve kapsamlı bir güç birliğinin önemine dikkat çekti.

Konuşmasının son bölümünde Lenin’in Ne Yapmalı ve Nereden Başlamalı çizgisindeki sistematik çalışma vurgusuna değinen yoldaş, devrimci olmayan dönemlerin geçmesini beklemeden gelecekteki gelişmelere hazırlanılması gerektiğini ifade etti. 71-72 devrimci kopuşunun mirasının korunmasının tek başına tasfiyeci projelerin başarısızlığa uğrayacağını garanti etmediğini belirterek, mevcut dönemin hem burjuva projeler hem de devrimci güçler açısından belirsizlikler barındırdığını söyledi.

Yoldaş, konuşmasını geçici geri çekilme döneminden devrimci siyasetin sürekliliğini koruyarak çıkmanın önemini vurgulayarak tamamladı. Bunun için en geniş devrimci siyasal birliğin kurulması, emekçilerle daha güçlü bağlar geliştirilmesi ve grupçuluktan uzak, sabırlı, militan ve sistematik bir hazırlık çalışmasının yürütülmesi gerektiğini ifade etti.

Her iki konuşmada da ortaklaşan temel vurgu, kapitalizmin derinleşen krizinin yarattığı toplumsal mücadele dinamiklerinin devrimci bir siyasal önderlik ve örgütlü bir mücadele odağıyla buluşturulması gerekliliğiydi. Ekim Devrimi’nin deneyiminden hareketle, kendiliğinden gelişen kitle hareketlerinin devrimci bir iktidar perspektifine kavuşturulmasının önemine dikkat çekildi. Mevcut geri çekilme döneminde edilgen bir bekleyiş yerine işçi ve emekçilerin mücadeleleri içinde konumlanmak, bağımsız devrimci bir siyasal hat geliştirmek ve kalıcı bir güç birliği yaratmak günün temel devrimci görevleri olarak öne çıkarıldı.

Ekim Devrimi’nin tarihsel deneyiminden günümüzün devrimci görevlerine uzanan tartışmalarımızı katılımcıların soru ve değerlendirmeleriyle sürdürdük.