Ana Sayfa Genel 1915 – Asıl Düşman Kendi Yurdunda!

1915 – Asıl Düşman Kendi Yurdunda!

Liebknecht, İtalya’nın İtilaf Devletleri’nin yanında savaşa katılmasının ardından Mayıs 1915’te “Asıl Düşman Kendi Yurdunda!” başlıklı bildiriyi kaleme almıştı. Birinci Paylaşım Savaşı’nın başlamasından on ay sonra kaleme alınan bu bildiri, emperyalistler arası rekabetin ve çatışmanın keskinleştiği bugün de oldukça güncel. İngilizceden çevirdiğimiz bu bildiriyi Köz gazetesinde yayımlıyoruz.

Avusturya’nın Sırbistan’ı işgalinden bu yana geçen on aydır her gün beklenen şey nihayet gerçekleşti: İtalya’yla savaş çıktı.

Savaşan ülkelerdeki kitleler kendilerini resmi yalanların ağlarından kurtarmaya başladı. Alman halkı da paylaşım savaşının nedenleri, amaçları ve patlak vermesinden direkt olarak sorumlu olanlar konusunda artık bir kavrayış sağladı. Savaşın “kutsal amaçları”na yönelik çılgınca sanrılar giderek dağıldı, savaş coşkusu söndü ve hızlı bir barışa yönelik irade güçlü şekilde büyüdü – ordunun içinde bile!

Bu durum, boşuna kurtuluş arayan Alman ve Avusturyalı emperyalistler için zor bir tabloydu. Şimdi ise bir çıkış yolu bulmuş görünüyorlar. İtalya’nın savaşa müdahalesi onlara; yeni bir ulusal nefret çılgınlığını körüklemek, barış iradesini boğmak ve kendi suçlarının izini kaybettirmek için bir fırsat sunacaktır. Alman halkının unutkanlığına ve daha önce defalarca sınanmış olan sabrına oynuyorlar.

Eğer bu plan başarılı olursa, on aylık kanlı deneyimin sonuçları hiçe sayılmış olacak ve uluslararası proletarya bir kez daha silahsızlandırılarak bağımsız bir siyasi özne olmaktan tamamen çıkarılıp bir kenara atılacaktır.

Bu plan bozulmalıdır – yeter ki Alman proletaryasının uluslararası sosyalizme sadık kalan kesimi, bu korkunç dönemde tarihsel görevinin bilincinde olsun ve ona layık kalsın.

Halkın düşmanları kitlelerin unutkanlığına oynuyorlar. Biz bunun karşısına şu çözümle çıkıyoruz:

Her şeyi öğren, hiçbir şeyi unutma!

Hiçbir şeyi unutma!

Savaş başladığında, egemen sınıfların baştan çıkarıcı ezgileriyle kitlelerin, savaşın kapitalist amaçları uğruna nasıl ele geçirildiğini gördük. Demagojinin parlak baloncuklarının nasıl patladığını, Ağustos 1914’ün aptalca hayallerinin nasıl yok olduğunu, mutluluk yerine halkın üzerine acı ve sefaletin nasıl çöktüğünü gördük. Savaş dullarının ve savaş yetimlerinin gözyaşlarının nasıl büyük akıntılara dönüştüğünü; üç sınıflı utanç verici düzenin sürdürülmesinin, pişmanlık duyulmayan Dörtlü’nün –yarı mutlakiyetçilik, Junker egemenliği, militarizm ve polis despotizminin– nasıl acı bir gerçek haline geldiğini gördük.

Bu deneyimler ışığında uyarıldık: Her şeyi öğren, hiçbir şeyi unutma!

İtalyan emperyalizminin yağmalamalarını örtbas etmek için kullandığı tiradlar iğrençtir; Burgfrieden’in (“iç ateşkes”) artık sıradanlaşmış o yüz buruşturma ifadesinin yer aldığı o Roma trajikomedisi de iğrençtir. Daha da iğrenç olan ise, tüm bunların içinde, sanki aynada yansımasıymış gibi, Temmuz ve Ağustos 1914’teki Alman ve Avusturya yöntemlerini görebilmemizdir.

İtalyan savaş kışkırtıcıları her türlü teşhiri ve ithamı hak ediyorlar. Ancak onlar, savaşın ortaya çıkmasından asıl sorumlu olan Alman ve Avusturyalı kışkırtıcıların birer kopyasından ibarettir. Huyu suyu birdir!

Alman halkı bu yeni belayı kime borçludur?

Üst üste yığılacak olan ceset yığınları için kimden hesap sorabilirler?
Hala durum aynıdır: Avusturya’nın 23 Temmuz 1914 tarihli Sırbistan ultimatomu dünyayı tutuşturan kıvılcımdı; her ne kadar ateş İtalya’ya geç yayılsa da.

Hala durum aynıdır: Bu ultimatom dünyanın yeniden paylaşılmasının sinyaliydi ve zorunlu olarak bütün kapitalist yağmacı devletler bu plana ortak oldu.

Hala durum aynıdır: Bu ultimatom, Balkanların, Anadolu’nun ve bütün Akdeniz’in hakimiyeti sorununu ve dolayısıyla Almanya-Avusturya ile İtalya arasındaki tüm karşıtlıkları da tek bir hamlede içinde barındırıyordu.

Eğer şimdi Alman ve Avusturya emperyalistleri, İtalyan yağmacılığının sahne dekorunun ve İtalyan sadakatsizliğinin arkasına saklanmaya çalışırlarsa, Roma’da kendileriyle aynı türden insanlardan başka bir şey bulamadıkları halde ahlaki bir öfke ve mağdur masumiyet togasını giyerlerse, o zaman en acımasız küçümsemeyi hak ederler.

“Hiçbir şeyi unutma” kuralı Alman halkının İtalya sorununda o pek muhterem Alman vatanperverleri tarafından şimdi nasıl manipüle edildiğine de uygulanır.

İtalya ile Üçlü İttifak anlaşması her zaman bir maskaralıktı – bu konuda aldatıldınız!

Uzmanlar olası bir savaş durumunda İtalya’nın Avusturya ve Almanya’nın kesin düşmanı olacağını her zaman biliyorlardı – siz ise onun kesin bir müttefik olduğuna inandırılarak kandırıldınız!

Almanya’nın dünya siyasetindeki kaderinin önemli bir kısmı sizin görüşünüz alınmadan imzalanan ve yenilenen Üçlü İttifak Anlaşması’nda belirlenmişti – ki bugüne değin bu anlaşmanın bir harfi bile sizlere sunulmadı.

Avusturya’nın Sırbistan’a verdiği ultimatomla küçük bir klik bütün insanlığı gafil avladı, üstüne Avusturya ve İtalya’nın arasındaki anlaşmayı bozdu – size bundan zerre kadar bahsedilmedi.

Bu ultimatom İtalya’nın açık kınamasına rağmen verildi – bu sizden bir sır gibi saklandı.

Bu yılın 4 Mayıs’ında İtalya, Avusturya’yla olan anlaşmasını feshetti – 18 Mayıs’a kadar ise bu kritik gerçek Alman ve Avusturya halklarından gizlendi. Evet, gerçeğe rağmen bu durum resmi makamlar tarafından açıkça inkar edildi. Adeta Almanya’nın Belçika’ya verdiği 2 Ağustos 1914 ültimatomu konusunda Alman halkının ve Alman Parlamentosunun (Reichstag’ın) bilerek aldatılması gibi.

Almanya ve Avusturya’nın İtalya’yla yürüttüğü, İtalya’nın savaşa müdahalesinin bağlı olduğu müzakerelerde size hiç söz hakkı verilmedi. Bu kritik sorunda adeta koyunlar gibi güdüldünüz; oysa o sırada savaş yanlıları, gizli diplomasi ve Berlin ile Viyana’daki bir avuç insan, Almanya’nın kaderi üzerine kumar oynuyorlardı.

Lusitania gemisinin torpillenmesi, yalnızca İngiliz, Fransız ve Rus savaş gruplarının gücünü pekiştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri ile ciddi bir çatışmaya yol açtı ve tüm tarafsız ülkeleri ateşli bir öfkeyle Almanya’ya karşı kışkırttı; ayrıca kritik bir anda İtalyan savaş gruplarının felaket getiren faaliyetlerini kolaylaştırdı. Alman halkı bu konuda da sessiz kalmak zorundaydı; sıkıyönetimin demir yumruğu boğazlarına sıkıca sarılmıştı.

Daha bu yılın Mart ayında bile barış müzakereleri başlatılabilirdi -teklif İngiltere’den gelmişti- ancak Alman emperyalistlerinin kâr hırsı bu teklifin reddedilmesine yol açtı. Umut vaat eden barış çabaları, büyük ölçekli sömürge fetihleri ile Belçika ve Fransız Lorraine’inin ilhakıyla ilgilenen Alman gruplar, büyük Alman denizcilik şirketlerinin kapitalistleri ve Alman ağır sanayisinin kışkırtıcıları tarafından engellendi.

Bu durum da Alman halkından gizlendi; bir kez daha bu konuda size danışılmadı.

Soruyoruz: Alman halkı, bu korkunç savaşın devam etmesinden ve İtalya’nın müdahalesinden ötürü kime teşekkür etmelidir? Bundan sorumlu olanlar, yurtiçindeki sorumsuz kişilerden başkası olamaz.

Her şeyi öğren, hiçbir şeyi unutma!

Düşünen insanlar için, İtalya’nın Almanya’nın geçen yılın yazındaki eylemlerini taklit etmesi, yeni savaş çılgınlıkları için bir itki olamaz; bu, yalnızca siyasi ve toplumsal adaletin yeni bir şafağına dair hayali umutları ortadan kaldırmak için bir itici güçtür; Avusturyalı ve Alman savaş çığırtkanlarının siyasi sorumluluklarını aydınlatmak ve kamuoyuna yönelik tehlikeyi ortaya çıkarmak için yeni bir ışıktır; onlara yönelik yeni bir suçlamadır.

Ancak “öğren ve unutma” kuralı, her şeyden önce İtalyan yoldaşlarımızın savaşa karşı verdikleri ve hâlâ sürdürdükleri kahramanca mücadeleye uygulanır. Basında, toplantılarda, sokak gösterilerinde verilen mücadeleler; devrimci enerji ve cesaretle yürütülen, yetkililer tarafından kışkırtılan milliyetçi dalgaların çılgın hücumuna yürekle ve ruhla karşı koyan mücadeleler. Mücadeleleri için en içten tebriklerimizi sunuyoruz. Onların ruhu bize örnek olsun! Bu ruh Enternasyonal için de örnek teşkil etsin!

O Ağustos günlerinden beri böyle olsaydı, dünya daha iyi bir yer olurdu. Uluslararası proletarya daha iyi durumda olurdu.

Ancak mücadeleye yönelik kararlı irade için asla geç değildir!

“Dayanın” şeklindeki bu saçma slogan çökmüştür; bu slogan, insanlığı giderek soykırımın girdabında daha da derinlere sürüklemektedir. Uluslararası emperyalist soykırıma karşı uluslararası proleter sınıf mücadelesi, günümüzün sosyalist buyruğudur.

Her halkın asıl düşmanı kendi yurdundadır!

Alman halkının asıl düşmanı Almanya’dadır: Alman emperyalizmi, Alman savaş grupları, Alman gizli diplomasisi. Alman halkı, kendi emperyalistlerine karşı mücadele eden diğer ülkelerin proletaryasıyla işbirliği içinde, bu iç düşmana karşı siyasi bir mücadele vermelidir.

Alman halkıyla aynı düşüncedeyiz – Alman Tirpitz’leri ve Falkenhayn’larıyla, siyasi baskı ve toplumsal köleleştirme politikası izleyen Alman hükümetiyle hiçbir ortak yanımız yoktur. Onlara hiçbir şey, Alman halkına her şey. Her şey uluslararası proletarya için, Alman proletaryası ve ezilen insanlık adına.

İşçi sınıfının düşmanları, kitlelerin unutkanlığına güveniyorlar -bunun ölümcül bir hesap hatası olmasını sağlayalım! Kitlelerin hoşgörüsüne bahis oynuyorlar- ama biz şu şiddetli haykırışı yükseltiyoruz:

Emperyalizmin kumarbazları, halkın sabrını daha ne kadar suistimal edecekler? Bu katliam yetti de arttı bile! Yurtiçindeki ve yurtdışındaki savaş kışkırtıcılarına ölüm!

Soykırıma son!

Tüm ülkelerin proleterleri, İtalyan kardeşlerinizin kahramanca örneğini izleyin! Gizli diplomasinin komplolarına, emperyalizme, savaşa karşı, sosyalist bir ruhla barış için yürütülen uluslararası sınıf mücadelesine katılın.

Asıl düşman kendi yurdumuzdadır!