Yeni Dönemin Kitle Hareketleri
Yeni Parti’nin etkisi altındaki, doğrudan hükümet karşıtı hareketin dışında da dikkate değer kitle hareketleri vardır ve önümüzdeki dönem bu hareketleri de büyütecektir.
Önümüzdeki dönemde büyüyecek bu kitle hareketlerinin iki ana damar üzerinden ilerlemesini beklemeli. Bunlardan birincisi, ekmek ve ücret davasıdır. 2023’ten bu yana süregelen kemer sıkma politikalarının sonucunda emekçilerin cebelleştiği ekonomik bunalım şiddetleniyor. Ücret zamlarının enflasyonun altında kaldığı, işsizliğin ve işten çıkarmaların arttığı bir dönemdeyiz. Yeni açıklanan Orta Vadeli Plan da, yakın gelecekte bu durumun daha iyiye gitmeyeceğinin ilanı. Belediyelerden fabrikalara kadar, ekonomik temelde eylem, grev ve direnişlerin artacağına şüphe yok. Seçimlerin gündeme daha fazla girmesi de bu artışı ivmelendirecek, hak talep eden işçilerin özgüvenini arttıracaktır. Üstelik Ankara’ya yürüyen maden işçileri örneğinde olduğu gibi, eylemlerin büyüdüğü ve geniş kitlelerin gündemine girdiği vakalar da çoğalacaktır. Fakat “seçim ekonomisi”ne geçemeyen hükümetin, emekçilerin taleplerine karşılık verebilmesi kolay değil. Dolayısıyla, istediğini aldıkça özgüven kazanan değil, talepleri karşılık bulmadıkça öfkesi büyüyen emekçilerin hareketliliğini göreceğiz. Burjuva muhalefetin de hareketi büyütmeye değil, ortaya çıkan öfkeyi sandığa yönlendirmeye çabalayacağına şüphe yok.
Kitle hareketindeki ikinci damar ise, Kürtlerin kültürel ve demokratik talepleri üzerinden ilerleyecek. Öteden beri kitlelerin gündeminde yer tutan bu konunun, çözüm süreci ile birlikte alanı ve etkisi artıyor. Hükümet koşulsuz saldırı politikasını takip etmiyor; yalnızca kendi sorunlarıyla ilgilendikleri oranda Kürtlerin hareket etmesine müsaade ediyor. “Süreçten ne çıkacak?” sorusu özellikle Kürt emekçiler arasında yükselirken, DEM Parti de belli başlı kültürel ve demokratik hakların alınması için kampanyalar yürütmeye başlıyor. Sürecin etkisiyle DEM’in gücü, Kürt emekçilerin ise özgüveni artarken, bu zeminde bir kitle hareketinin de potansiyeli büyümektedir. Kürt emekçilerin Türkiye işçi sınıfı içinde tuttuğu yer ve politik seviyesi düşünüldüğünde, bu hareketin, ekonomik temelli kitle hareketlerinin çapını misliyle aşması muhtemeldir. Fakat DEM Parti’nin oynayacağı rol hesaba katıldığında, bu potansiyelin eyleme dönüşmesini beklemek doğru olmaz. Zira Kürtlerin demokratik talepleri ekseninde bir mücadele büyüdükçe, bu taleplerin gerçekleşebilmesi için zorunlu olarak demokratik anayasa gündeme girer. Demokratik anayasa talepli bir kitle hareketinin büyümesi ise ne hükümeti, ne de burjuva muhalefeti memnun eder. Hükümet, hem karşılaması mümkün olmayan bir talep söz konusu olduğu için, hem de hareketsiz kılmaya çalıştığı Kürt emekçileri harekete geçireceği için bir demokratik anayasa kampanyasına karşı olacaktır. Böyle bir durumda DEM Parti’nin hükümete karşı böyle bir kampanyanın fitilini ateşlemesi değil, demokratik ve kültürel talepler gündemini sembolik eylemlerle değerlendirmesi beklenir. Fakat tıpkı Özgür Özel gibi, DEM Parti’nin de eli rahatlamamakta, açmazları büyümektedir. Sorunları ve talepleri siyasetin başlıca gündemi olan, hükümet politikaları sonucunda seferberlik imkânları da nesnel olarak artan Kürt emekçilerin köşelerinde beklemesini sağlamak, büyük bir reformist parti için bile altından kalkması zor bir görevdir.
Kitle Hareketlerinin Geri Çizgisi
Hükümete karşı kitle hareketi nasıl Amerikancı muhalefetin kontrolünde, geri bir çizgide, emekçilerin hareketliliğini kısıtlayarak ilerliyorsa; ekmek ve Kürt sorunu merkezli hareketlerin de yine devrimci değil, geri bir çizgide ilerlemesi beklenir.
Emekçilerin ekonomik temelli mücadelelerinde, zam yahut tazminat taleplerinin karşılanmasını talep eden, işvereni muhatap alan eylem çizgisi sürecektir. Karşı karşıya kaldığı sorunu, kendisini aşan daha büyük bir sorunun parçası olarak tanımlayan, taleplerini buna göre şekillendiren, işvereni değil doğrudan hükümeti hedef alan, hükümete karşı yürüyen diğer mücadelelerle birleşmeyi hedefleyen bir emekçi hareketi bu döneme damga vurmayacak.
Kürt sorunu merkezli hareket için de benzer bir durum geçerli. Talepleri ve mücadele yöntemi itibariyle geri bir hareket ile karşı karşıyayız. Anadil, siyasi tutsaklar ve parlamenter siyaset alanının açılması, gündemdeki taleplerin toparlanabileceği ana başlıklar. Anadil sorunu, Kürtçe eğitim ve hizmet hakkı talepleriyle gündeme giriyor. DEM Partili belediyelerin Kürtçe hizmet alanını genişletmek üzere adımlar atması, yahut anadilde eğitim hakkının istenmesi, başlı başına geri talepler değildir. Fakat komünistlerin anadil sorununa yaklaşımı farklıdır. Kürtçe’nin resmî dil olarak tanınması, bu vesileyle öteden beri varlığı inkâr edilen Kürtlerin resmen tanınması, Kürt emekçilerin Türk emekçilerle aralarındaki bir eşitsizliğin ortadan kalkması, yalnızca demokrasinin değil, işçilerin birliğinin de ön koşuludur. Bugün gündeme gelen talepler ise bunun oldukça gerisindedir.
Siyasi tutsaklar sorunu da dar bir “çerçeve”ye konmuş, “tekrar suç işlememe” kaydı düşülmüş, kapsam itibariyle siyasi tutsakların önemli bir bölümünü dışarıda bırakan, atılacak adımların MGK üzerinden hükümetin kanaatine bağlandığı bir durumda. DEM’in, başta anadilde eğitim olmak üzere, kültürel ve demokratik talepler gündemli harekete müdahalesi, ne bu taleplere daha ileri nitelik kazandırmayı hedefleyecektir, ne de emekçileri bu talepler etrafında harekete geçirerek mevcut siyasal tabloda belirleyici aktör pozisyonuna getirmeyi. Kürt emekçilerin Türkiye’deki demokrasi ve özgürlükler mücadelesine, kendi dar sorunlarıyla sınırlı kalmayacak biçimde dahil olması, farklı temellerde yürüyen mücadeleler ile ilişkilenmesi, hükümete karşı bir eylem çizgisinde birleşmesi muhtemel değildir.
Kitle Hareketleri İçinde Bağımsız Devrimci Çizgi
Bağımsız devrimci bir çizginin değil, burjuva siyasetinin etkisinde ve geri bir çizgide ilerleyen bu kitle hareketlerine devrimcilerin müdahalesi şarttır. Bu müdahaleler, iki ana başlık üzerinden şekillenmelidir. Birincisi, ekonomik temeldeki hareket de, Kürt sorunu gündemli hareket de, hükümeti hedef aldığı oranda ileri gidebilir. Zira farklı zeminlerde doğan hareketler, hükümeti hedef aldıkları durumda bir birleşme zemini yakalamış olurlar. İkinci müdahale başlığı, hükümete karşı birleşmesi gereken hareketlerin, bunu burjuva muhalefetinden bağımsız bir çizgide gerçekleştirmesidir. Kitle hareketini belirleyen esas dinamik, hükümet sorunu ve bu sorunun çözümüne ilişkin takip edilen siyasal projelerdir.

Burjuva muhalefetinin hükümetten seçimler yoluyla kurtulmayı hedefleyen Amerikancı projesinin emekçilere kurtuluş vaad etmeyen, başarısızlığa yazgılı bir proje olduğunu propaganda etmek her geçen gün daha fazla önem kazanıyor.
Bağımsız ve devrimci bir çizgide emekçilere gidildiğinde, bunun hareketin seyrini ne kadar etkileyeceği, dönemin koşullarına göbekten bağlı. Geri çekilme molası olarak isimlendirdiğimiz nesnel koşullar ve devrimci bir odağın eksikliğinin damgasını vurduğu hareketimizin öznel koşulları nedeniyle, kitle hareketine müdahalelerimizin sonuç alması, yani emekçi hareketini gericiliğin etkisinden kurtarıp bağımsız devrimci bir çizgiye oturtması mümkün değildir.
Fakat müdahalemizin propaganda sınırlarını aşamayacak olması, bu mücadeleler içinde yer almaktan geri duracağımız anlamına gelmez. Bu hareketlerin içinde, taleplerinin ne kadar ileri-geri olduğuna bakmaksızın yer almak gerekir. Hedefimiz, bu hareketin içindeki emekçilerin örgütlülük seviyesini ileri taşımak olmalıdır. Buradan çıkarılabilecek kazanımı, bu hareketin parçası olan kitlelerin daha fazla örgütlendirilmesi olarak görmeli ve bunun için çaba harcamalıyız.
Diğer taraftan, “zaten hareketin yönü değişmeyecek” diyerek, siyasal gerçekleri propaganda etmekten de geri durmamalı. Fakat bunu yaparken, başta örgütler olmak üzere, araçların ayrımı üzerine daha fazla düşülmeli. Kitle örgütü ile devrimci örgütü, kitle örgütünün propaganda/ajitasyon araçları ile devrimci örgütünkileri birbirinden titizlikle ayırmak gerekir. Aksi durumda, kitlelerin geri çizgisine eklemlenmek de, harekete geçmiş kitlelerden kendini tecrit etmek de işten bile değildir.
Bu ayrımın birinci tarafında, siyasal gerçeklerin açık propagandası için Köz’ü daha fazla kullanmak gerekiyor. Zira kitlelerin örgütlendirilmesinin bir aracı olarak Köz’ü çıkarmıyoruz. Gazete, komünistlerin birliği hedefiyle yürüyen politik faaliyeti besleyen propaganda ve ajitasyon içeriğinin yer aldığı yayındır. Bu propaganda-ajitasyon içeriklerindeki temel argüman da, söz konusu sorunların devrim ve devrimci parti sorunu ile olan ilişkisi etrafında gelişir. Gazetemizdeki bu içerik, komünistlerin birliği sorununu gündem etmek istediğimiz kesimlere dönük olarak kullanılır. Özcesi, gazetemiz, komünistlerin birliği temelli bir propaganda ve ajitasyonun aracıdır.
Mevcut geri çekilme molası, gazetimizin bu içeriği daha fazla işlemesi, bağımsız ve devrimci siyasette ısrar edenlere daha fazla seslenmesi gereken bir dönemdir. Zira bu mola, bağımsız siyasetin emekçilere ulaşmasını zorlaştırırken, diğer taraftan hareketimiz içinde bir taraflaşmanın da önünü açmaktadır. Bu durumdan rahatsızlık duyan, burjuvaziden bağımsız siyasette ve devrimci çizgide ısrar eden güçlerin yan yana gelme ihtiyacı ile birlikte bunun koşulları da artmaktadır.
Bu dönemde de, gazetemiz aracılığıyla, kitleler arasında devrimci kaygılarla çalışanlara sesleneceğiz. İş ve ekmek sorununun da, demokrasi ve özgürlükler sorununun da devrim sorunu olduğunu, hükümete karşı bağımsız ve devrimci bir mücadeleyi gerektirdiğini, “tek yol devrim” sloganının altını farklı şekillerde doldurarak propaganda etmeyi sürdüreceğiz. Köz gazetesi, bu yönde propaganda ve ajitasyon materyallerinin yer alacağı şekilde çıkacak.
Lakin siyasal faaliyetimiz, komünistlerin birliğini propaganda etmekten ibaret değildir. Yürüyen tüm faaliyetin buluştuğu hedef, bu propagandayı ulaştıracağımız kesimlerin genişlemesi ve bu kesimlerle daha ileri ilişkilerin kurulması olsa da, bunu sağlamanın yolu, siyasal faaliyeti bu yönde bir propaganda faaliyetinden ibaret kılmak değildir. Emekçiler arasında, onların örgütlerinde çalışırken de, o örgütün kimliğini kullanırken de propaganda ve ajitasyon bir ihtiyaçtır. Kitleler arasında çalışırken, önümüzdeki siyasal sorunlara ilişkin talep ve sloganlarımız olmalı. Anadilde eğitim, asgari ücrete zam, işkolu düzenlemesi, taşeron gibi sorunlarda yerel mücadele planını, bu plana uygun talepleri, sloganları, materyalleri hazırlamak, o alanda çalışan komünistlerin alması gereken sorumluluklardır. Bu ihtiyaç, Köz gazetesi ile giderilemez. Emekçiler arasında çalışan komünistler, gazetedeki propaganda-ajitasyon içeriğini eylemlerde, etkinliklerde, faaliyette tebliğ etmekle komünist bir çalışma yürütmüş olmazlar. Böyle yürütülen bir çalışma, kendi hedeflerine ve planlarına uygun değil demektir. Öte yandan, gazetedeki kimi içeriklerin “kullanılamaz” olduğuna, gazetenin bu çalışmalarda da kullanılabilecek şekilde çıkması gerektiğine dönük bir fikrin de filizlenmesinin önü açılır. Yani gazete de amacına uygun çıkmamaya, yasal bir işçi yayını gibi hazırlanmaya, komünistlerin birliği hedefli ajitasyon-propaganda materyali ihtiyacı karşılanmamaya başlar.
Kitleler arasındaki çalışmamızda yapılacak propaganda-ajitasyonun genel perspektifini gazetede ortaya koyacağız. Örneğin, asgari ücret konusunun hükümet karşıtı karakteri, göçmen işçilerle, savaşla ilişkisini gazetede açıklamaya devam edeceğiz. Komünistlerin, gazetedeki perspektifi alıp, bunun kitleler arasında propaganda ve ajitasyonda nasıl somutlanabileceğini gündem etmeleri ve buna uygun materyalleri hazırlaması gerekir; gazeteyi alıp her yerde aynı şekilde kullanmaları değil. Bu sorumluluk kimi koşullarda, politik kimliğimizi kullanarak hazırlanmış materyallerle, kimi koşullarda ise o alanda çalışma yürüttüğümüz kitle örgütlerinin propaganda-ajitasyon araçlarıyla yerine getirilebilir.
Gazetede asgari ücret konusuna ilişkin çıkacak perspektif, yukarıda saydığımız konulardan ibaret olmayacaktır. Bu perspektifin temel fikri, bu sorunun bir devrim sorunu olduğudur. Fakat bu fikir, kitleler arasındaki yaygın ajitasyonun da temel fikri olamaz. Emekçilerin içinde çalışan komünistler, buralarda ilişki kurdukları daha dar çaptaki ilgili kesimlere, “öncü işçilere”, meselenin devrimle ve devrimci partiyle olan ilişkisini propaganda ettikleri bir plan yapmalı, bu propagandaya uygun araçları da bu faaliyette kullanmalıdır.
Köz’ün arkasında duran komünistler olarak, devrimci önderlik boşluğunu başlıca sorun, devrimci partinin inşasını yegane çözüm olarak kabul kabul ediyor, politik faaliyetimizi de buna uygun olarak planlıyoruz. “Bizim her faaliyetimiz, komünistlerin birliği hedefiyle, komünistlerin birliği propagandası etrafında yürür” derken de, bu propagadanın hedefsiz ve odaksız biçimde “saçılmasını” değil; emekçiler arasında kök salmış, hedefleri sarih, planları detaylı bir politik faaliyet ile muhataplarımızla buluşmayı anlatıyoruz.
Tarif ettiğimiz geri çekilme molası, bu politik faaliyetin imkânlarının ortadan kalkacağı değil, aksine, propaganda ve ajitasyon başta olmak üzere, her türden aracın çok daha özenli bir planla kullanılmasını ihtiyacının yakıcılaştığı bir döneme işaret ediyor. Önümüzdeki sınav kolay değil. Fakat başta ilmek ilmek ördüğümüz devrimci güç birliğimiz olmak üzere, sahip olduğumuz imkânlar, bu moladan emekçiler arasında daha fazla kök salmış, komünistlerin birliği yolunda daha fazla yol almış şekilde çıkmayı mümkün kılmaktadır.










