Bundan 105 yıl önce, 10 Eylül 1920 akşamı, Bakü’de, Komünist Enternasyonal’in desteği ve teşviği ile toplanan “Türkiye Komünist Teşkilatlarının Birinci Kongresi”, Türkiye Komünist Partisi’nin kurulması ile neticelendi.

Ekim Devrimi’nin rüzgarı, dünyanın farklı köşelerindeki emekçi ve ezilenleri sardı. Devrimin hemen yanı başındaki Türkiye’de, bu rüzgar çok daha şiddetli hissedildi. Anadolu’da çok sayıda komünist örgüt kuruldu, bu örgütler işçiler ve köylüler arasında faaliyet yürütmeye başladı. Ermeni ve Kürt devrimciler, Ekim Devrimi’nin rüzgarını arkalarına alarak ulusal kurtuluş mücadelelerini büyüttüler. Bu mücadeleyi yalnızca Osmanlı İmparatorluğu’na karşı değil, savaşta rakibini mağlup etmiş ve topraklarını paylaşmaya girişmiş İngiltere gibi büyük emperyalist devletlere karşı da yürüttüler.

1917’den 1920’ye gelindiğinde; Sovyetler genişlemiş, Anadolu’daki komünist gruplar güç kazanmış durumdaydı. Rusya’daki Türk savaş esirlerince kurulan komünist örgütler de aynı şekilde güçleniyordu. Mustafa Suphi’nin liderliğindeki “Türkiye Komünist Teşkilatı”[1]22 Temmuz 1918’de, Moskova’da, Türkiye Komünist Teşkilatı kurulmuştur. Yeni Dünya’nın çevresinde biriken, bolşevizm taraftarı Türk savaş esirlerinin bir araya gelmesiyle bu örgüt … Continue reading, bu tarihlerde Bakü’ye taşındı.

Ekim Devrimi’nin kızıl bayrağını Türkiye’de yükseltme gayesiyle mücadele yürüten Mustafa Suphi ve yoldaşları, bu mücadelenin Türkiye topraklarına taşınmasını en başından beri en acil ödev olarak görüyorlardı. Anadolu’daki komünist gruplar, Ekim Devrimi’nin etkisiyle faaliyet yürütüyor olsalar da, Üçüncü Enternasyonal ile doğrudan bir bağları mevcut değildi. Mustafa Suphi, bolşevizmin bayrağını Türkiye’de yükseltmek için evvela bu komünist grupları birleştirmek ve Üçüncü Enternasyonal’e bağlı Türkiye Komünist Partisi’ni oluşturmak gerektiğine inanıyordu.[2]Rusya ve Türkiye topraklarındaki komünist teşkilatların birleştirilmesi, 1918’de düzenlenen ve TKT’nin kurulması ile sonuçlanan Türkiye Sosyalistleri Konferansı’ndan itibaren dile … Continue reading Örgütü Bakü’ye taşındıktan sonra da ilk işi bu doğrultuda bir kongrenin tertibi için adım atmak oldu.

Kongreye İstanbul, Erzurum ve Karadeniz’den komünist örgütlerin yanısıra Rusya’daki gruplardan delegeler katıldı. Ankara ve Eskişehir’den delegelerin kongreye katılmasının, Ankara hükümetince engellendiği, Komintern’e rapor edildi.

Bakü Kongresi’nde; kadın sorunundan müstemleke sorununa, ulusal sorundan işçi örgütlenmesi sorununa kadar birçok farklı başlıkta tartışmalar yürütüldü, kararlar alındı. Mustafa Suphi tarafından sunulan program taslağı, küçük değişikliklerle kabul edildi.

Kongrenin açılış ve kapanış konuşmalarında, muzaffer Ekim Devrimi’yle dikilen kızıl bayrağı Türkiye’de de yükseltme sorumluluğuna ilişkin vurgular ön plandaydı. Kongrede onaylanan TKP programında da bu temel amaç açıkça ifade edildi; amele-rençber şuraları idaresinin tesisi ile sonuçlanacak bir devrimin mümkün ve zorunlu olduğu tespit edildi. Bu anlamıyla Türkiye Komünist Partisi, Ekim Devrimi’ni bayraklaştırarak, Komünist Enternasyonal’i rehber kabul ederek yola çıktı.

Mustafa Suphi ve yol arkadaşları, ilk günden beri en acil ödev olarak gördükleri adımı attılar ve partinin kuruluşunu takiben Anadolu’ya geçmek üzere hazırlıklara başladılar. Mustafa Suphi ve “Onbeşler”, Ankara Hükümeti’nin tertibi ile katledildiler.

TKP Tasfiye Olsa da Mirası Yok Olmadı

Bugün TKP ismini devletin müsaadesiyle gasp eden resmi TKP başta olmak üzere, sol içerisinde bir yandan Suphiler’e sahip çıkar görünüp diğer yandan Türkiye Cumhuriyeti’nin anti-komünist mirasına hizmet edenler az değildir. Bunlar 10 Eylül’lerde, 28 Ocak’larda Suphiler’i anmakta, 10 Kasımlar’da saat 09:05’i vurdu mu esas duruşa geçmektedirler.

Sol içerisindeki sosyal-şovenizm, bugün hiç olmadığı kadar kuvvetlidir. Açıktan Lozancılık yapanlar, sol içerisinde önemli bir yer işgal etmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin “tapusu”nu müdafaa etmek için canlarını siper edeceklerini duyuran bu kesimler, Mustafa Suphi ve TKP’nin mirasına sahip çıkamazlar. Emperyalist statükoya meydan okuyan, bir sovyet cumhuriyeti kurmak için Anadolu topraklarına gelen ve emperyalizmin uşağı Ankara hükümeti tarafından katledilen Mustafa Suphi ve yoldaşlarının komünist mirası; Ekim Devrimi’nin yayılması korkusuyla Anadolu’nun emperyalist paylaşımını hızla neticelendiren, kızıllara karşı set, Kürtlerin başına bekçi olması için Türkiye Cumhuriyeti’ne “tapu” veren emperyalistlerin yazdığı Lozan’ın müdafilerince taşınamaz. Lozan, emperyalist bir sözleşmedir. Kürdistan’ı dört parçaya bölmüş, anti-komünist bir cumhuriyet tesis etmiştir. Lozancı resmi-TKP’ye karşı Mustafa Suphiler’in komünist mirasını bayraklaştırmak, bugün en büyük sorumluluğumuzdur.

Türkiye Komünist Partisi, Mustafa Suphi ve Onbeşler’in katledilmesiyle değil, bağlı bulunduğu Komünist Enternasyonal’in tasfiyesiyle birlikte tasfiye oldu. Tasfiyenin üzerinden yüz yıl geçti. Bugün TKP’yi de Komünist Enternasyonal’i de yeniden kurabilmiş değiliz. Fakat bu yüz yıl içinde, Mustafa Suphi TKP’sinin mirası ve devrim fikri de silinemedi. Bunu büyük oranda 71-72 kopuşuna borçluyuz. TİP oportünizminden ve sınıf işbirlikçiliğinden koparak devrim bayrağını açanlar, büyük bir kırılma yarattılar. Dünyada komünist bir merkezin olmadığı koşullarda sahneye çıkan bu devrimciler, yüzlerini farklı deneyimlere döndüler ve örgütsel olarak da birbirlerinden ayrı kaldılar.

71-72 kopuşu içerisinde Kaypakkaya’yı özel bir yere koyanlar, genellikle bunu Kaypakkaya’nın kemalizme ve Kürdistan sorununa yaklaşımı ile açıklarlar. Bu tespit tartışmasız doğrudur. Kürtlerin bir ulus olduğunun bile genel bir kabul görmediği, sadece bir “Doğu sorunu”ndan bahsedildiği koşullarda, ulusların kendi kaderini tayin hakkının ayrı bir devlet kurma hakkı olduğunu yüksek sesle dile getiren tek hareket TKP/ML’dir.

Lakin 71-72 kopuşunun son halkasını oluşturan İbrahim Kaypakkaya’nın, esasen “ilk halka” ile buluşması ön plana çıkarılmalıdır. Kaypakkaya, Mustafa Suphi TKP’si ile Şefik Hüsnü TKP’si arasında net bir ayrım olduğunu ortaya koymuştur. TKP’nin adını adını almış, onun sovyet cumhuriyeti iddiasını yeniden yükseltmiştir. Bu anlamıyla İbrahim Kaypakkaya, bugün TKP’nin mirasına sahip çıkmak iddiasında olanlar için, gerisine katiyen düşülmemesi gereken bir referans noktasıdır.

Ekim Devrimi ile kurulan sovyet cumhuriyetleri, Komünist Enternasyonal ve Mustafa Suphi TKP’si bugüne gelene dek tasfiye oldu. Bugün komünistlerin mücadelesi bu eksikliği bilerek ve bu eksikliğin yarattığı zorluklarla başa çıkarak yürümek zorunda.

Devrimci durumun hakim olduğu koşullar altındayız. Düşmanımız krizlerle boğuşuyor. Büyük bir fırsatla karşı karşıyayız. Bu koşullar altında ortaya çıkan acil ödevimiz, Mustafa Suphi’nin bundan 105 yıl önce tespit ettiği ödev ile aynı: Türkiye Komünist Partisi’nin kuruluş kongresini örgütlemek. Bugün yalnızca yeni Ekimleri yaratmak için değil; komünist mirasımızdan aldığımız güçle karşı durduğumuz sosyal-şovenist, reformist, tasfiyeci dalgayı nihai olarak yenmek için de bu partiyi yeniden kurmak zorunluluğu ve sorumluluğu ile karşı karşıyayız.

References

References
1 22 Temmuz 1918’de, Moskova’da, Türkiye Komünist Teşkilatı kurulmuştur. Yeni Dünya’nın çevresinde biriken, bolşevizm taraftarı Türk savaş esirlerinin bir araya gelmesiyle bu örgüt kurulmuştur. TKT, takip eden iki yıl içerisinde çalışmalarını Türkiye topraklarına taşıma hedefiyle hareket etti. Anadolu’ya propagandacılar bolşevizmi ve ihtilalciliği savunan bildiriler gönderildi. 1920’de Bakü’ye taşınan TKT, ciddi bir örgütsel gelişim gösterdi. Yeni komiteler kuruldu, parti okulu açıldı, Türk Kızıl Alayı kuruldu.
2 Rusya ve Türkiye topraklarındaki komünist teşkilatların birleştirilmesi, 1918’de düzenlenen ve TKT’nin kurulması ile sonuçlanan Türkiye Sosyalistleri Konferansı’ndan itibaren dile getirilen bir hedeftir. Lakin bu hedefe ulaşmak, Eylül 1920’ye dek mümkün olmadı. Bu iki yıllık zaman diliminde Türkiye Komünist Teşkilatı kuvvetlendi. Anadolu’ya gönderdiği üyeleri vesilesiyle yalnızca Anadolu’daki amele ve köylülerle değil, diğer komünist gruplarla da ilişki kurdu. Bir yandan da Rusya’daki Türk savaş esirleri arasında örgütlendi. Fakat bu gelişime rağmen, Türkiye Komünist Teşkilatı hiçbir aşamada parti adını almadı.