Maltepe’de bir okuma grubu olarak bir araya gelirken kendi ihtiyaçlarımız etrafında, bizi ve çevremizi örgütlendiren bir çalışmayı hedeflemiştik. Siyasi sorunlara olan ilgimizi, devrimci teoriyi öğrenme isteğimizi kalkış noktası olarak belirlemiştik. Kolektif bir okuma faaliyetini dayanışma içinde yürütmeyi önümüze koymuştuk. Bu okumaları Ne Yapmalı, Komünist Manifesto, Gotha-Erfurt Programları Eleştirileri metinleri üzerinden yürüttük. Bu metinlerin üzerine yürüttüğümüz tartışmalar ne kadar eğitici-öğretici olsa da asıl eğitici olanın bir işin sorumluluğunu birlikte almak, bir faaliyeti emekçilerin dayanışmasına uygun biçimde örmek, örgütlemek deneyimi olduğunu öne çıkardık. Nitekim bizi bir araya getiren kitaplara olan düşkünlüğümüz değil devrimci siyasete, emekçilerin örgütlenmesine olan ilgimizdi. Bu ilgiyi sadece asgari ücrete yönelik eylemler yaşanırken bu eylemlere katılmak üzere oturumlarımızı iradi olarak ertelerken değil yakın dönemde güncel siyasi gelişmelere ilişkin tartışma toplantıları düzenleyerek de somutladık.

2026 1 Mayıs’ı yaklaşırken hem Türkiye’de 1 Mayısların tarihine hem de yaklaşan 1 Mayıs’ta emekçi hareketin durumuna ve görevlerine ilişkin bir söyleşi düzenledik. Canlı tartışmalar yürüttük.
Okuma grubundaki kimi arkadaşlarımızın talebi üzerine Ortadoğu’daki gelişmeleri İran savaşı ve Filistin üzerinden emperyalizmle ilişkilendirerek ele aldık. Dışımızdaki gelişmelere karşı destek vermenin/vermemenin somut karşılıkları üzerinde durduk. İran’ın emperyalist paylaşım kavgası içerisinde tuttuğu yeri ele aldık. Savaş söz konusu olduğunda bu topraklarda sınıf savaşını yükseltmenin ne anlama geldiğini tartıştık. Yaklaşan Nato zirvesini ve o sıralarda ortaya çıkan eylem birliği girişimlerini değerlendirirken Türkiye’de antiemperyalist bir mücadelenin bu topraklarda sınıf savaşını yükselterek verilebileceği vurguları ağır bastı.
Bu söyleşileri hem dışımıza dönük kanallar açması, hem de güncel siyasi tartışmalar yürütmenin zaman zaman bir kitap okumaktan daha cazip ve bizi derleyip toparlayan bir işlevi olabileceği maksadıyla düzenledik.
Kendimizi ait gördüğümüz sınıf, sorunlarımız, ihtiyaçlarımız ortak olsa da tempomuz, harekete geçme düzeyimiz, imkan ve olanaklarımız (bir anlamıyla da karşımıza çıkan engeller) eşitsizdi. Bu bakımdan zaman zaman genişleyen, zaman zaman daralan bir bileşimimiz olması kuvvetle muhtemeldi. Nitekim böyle de oldu. Gelgelelim bunu kaçınılmaz, aşılmaz bir zorunluluk olarak görmedik. Okumalarımızı planlarken, yürütürken karşımıza çıkan teknik engellerde olduğu gibi bileşimimiz daraldığında da birbirinin sorumluluğunu alan bir tarzı hayata geçirmeye çalıştık. Çalışmamızdan uzak kalan, epeydir yan yana gelemediğimiz arkadaşlarımızla derlenip toparlanacak, aynı zamanda ayağımızı yere daha sağlam basmamızı sağlayacak yol ve yöntemler aradık. Bazen Gülsuyu’nda bir mahalle derneğinde film gösteriminde bir araya geldik, bazen mahalle ormanının ihaleyle ranta açılmasına karşı toplantılara dahil olduk.
Mahalle ormanının ranta açılması gündem olduğunda, hem mahalle halkının, mahalle derneklerinin gündemine giren bu gelişmeyi tartışmak, mahallede yaşanan bu hareketliliğe somut bir eylemle dahil olmak hem de okuma grubuna dahil olan arkadaşlarımızla buluşup yürüttüğümüz faaliyetin mahiyeti ve örgütlenme tarzı üzerine konuşmak amacıyla Gülsuyu Ormanı’nda bir piknik yapma kararı aldık. Pikniğimizdeki söyleşilerin konusunu emekçilerin mücadeleleri, örgütlenmesi ve emekçi örgütleri oluşturdu. Bu kararı aldıktan sonra, ilk elden temasımız olan Gülsuyu Güzelleştirme Derneği’ne bu pikniği ortaklaştırma ve mahalledeki diğer kurumlarla genişletme önerisini götürdük. Kimi aksaklıklardan ötürü bu ortaklaşmayı gerçekleştiremesek de hem dernekten hem TİP Maltepe ilçe örgütünden arkadaşlarımızın geldiği mütevazı ama canlı bir piknik örgütledik. Belirlediğimiz konularda tartışmalar yürüttük, ortak soframızda yemekler yiyip oyunlar oynadık.ikniğimizin, amaçladığımız şekilde bizi derleyip toparlayan ve yeni kanallar açan sonuçları oldu. Öncelikle, pikniğe katılanlarla birlikte bir sonraki etkinliğimizi 15-16 Haziran İşçi Ayaklanması söyleşisi olarak planladık. Bu söyleşiden itibaren her etkinliğimizi Gülsuyu Güzelleştirme Derneği’nde gerçekleştirmeye başladık. Söyleşimizi her zamankinden daha geniş, mahalle halkından insanların da katıldığı bir bileşimle, canlı tartışmalarla gerçekleştirdik. Tartışmalarımız, ayaklanmalar ve kendiliğindenlik-devrimci parti ilişkisi, 60’ların yükselen hareketinin nedenleri, 15-16 Haziran’da DİSK’in ve Dev-Genç’in rolü, 15-16 Haziran’ın sonuçları ile 71 kopuşunun ilişkisi üzerine şekillendi.
Ardından birlikte yeni okuma materyalimize karar verdik. Lenin’in Devlet ve Devrim broşürünü okumayı önümüze koyduk. Devlet ve Devrim oturumlarının
ilk ikisi gerçekleşmiş bulunuyor. Buna karşılık, daha öncekine nazaran geniş ve canlı, gerçekleştirdiğimiz piknik ve sonrasına göre ise daralan bileşimimiz, yürüttüğümüz faaliyetin örgütlenmesine ve sorumluluk alan/aldıran yönelimine dair hassasiyetimizi güncel ve önemli kılıyor.
Oturumlarımız arasında Türkiye’de son yılların en önemli NATO zirvesi gerçekleşti. Emperyalist bir ittifak ve savaş örgütü olan NATO’ya karşı çıkan, NATO’ya karşı bir ajitasyonu emekçiler arasında yaygınlaştırmaya çalışan devrimciler, sosyalistler gözaltına alındı, tutuklandı. Biz de okuma grubu olarak zirvenin ardından NATO’yu ve Türkiye’de antiemperyalist geleneği konuştuğumuz bir söyleşi düzenlemeyi kararlaştırdık.
Gülsuyu’ndan İşçiler










