Taban maaş, kamu ile eşit özlük hakları ve belirsiz süreli iş sözleşmeleri gibi talepler doğrultusunda yıllardır mücadele eden, son üç yılda ise özellikle Ankara’da yürüttüğü sokak eylemleriyle de gündeme gelen Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ile mücadelelerini ve taleplerini konuşmak için bir araya geldik.

Köz: Merhaba, Köz gazetesinden geliyoruz. Ankara’daki direnişinizi ve açlık grevinizi yakından takip ettik. Öncelikle sendikanızı da tanıtmak isteriz. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası nasıl kuruldu, kuruluşundaki amaçları neydi?

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası: Öncelikle davetiniz için teşekkürler. Bu konuları birlikte konuşmak çok kıymetli. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası 2021 yılında kuruldu. Ücretsiz, nitelikli eğitimin herkes için kamusal bir hak olduğunu düşünüyoruz ve bunu savunuyoruz. Ama bir taraftan da eğitimin bir sektör olarak özelleşmesi, giderek daha çok özelleşmesi, hatta kamu kaynaklarının giderek daha kısıtlı şekilde eğitime aktarılması aslında özel sektörde de eğitim kurumlarında bir patlama, büyüme yaratıyor. Bu durum da çok fazla eğitim emekçisi güvencesiz koşullarda, çok düşük ücretlerle çalışmasına, işsiz kalmamak adına her koşula razı gelmesine neden olan bir özel sektör öğretmenleri tablosu ortaya çıkardı. Bu tablonun içinde aslında hem öğretmenliği kapsayan yasalara, yönetmeliklere bağlı gibi gözüken, ama aynı zamanda kamuyla eşit özlük haklarına sahip olmayan, iş kanununa bağlı olan bir öğretmenlik ortaya çıkmış oldu. Bunun hem hukuki yönden çeşitli hak gaspları ile ilgili zorlukları var. Hem de aslında öğretmenliği meslek onuruna yakışır şekilde yapabilmekle ilgili karşılaştığımız problemler var.

Buna dair çözüm olarak, bu alanın kendi sendikasını kurmanın, özel sektörde çalışan eğitim emekçilerini kapsayan, bağımsız bir çizgisi olan bir sendikanın gerekliliğini gördük. Sürecin içine girdikten sonra da şunu gördük; burada daha çok özel eğitim patronlarının artık tekelleşmiş boyutta edindikleri güç ve bunun karşısında çok güçsüz bir özel sektör öğretmenleri tablosu var. Dolayısıyla sendikanın da gerçekten fiili meşru mücadeleyi benimseyen, yeni yöntemler geliştirebilir bir tarzda, bürokratik olmayan, kendi engellerine takılmayarak yol alabilecek bir sendika olarak şekillenmesi gerektiğini düşündük. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası böyle şekillendi.

Köz: Ankara’da; aynı sektörde ancak farklı mağduriyet ve talepleri bir araya getiren bir direnişiniz var. Özlük hakları için mücadele edenler, eşit işe eşit ücret ve taban maaş talebini yükseltenler, mülakat mağdurları bir araya geldi. Bu ortaklaşma nasıl mümkün oldu?

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası: Biz son 3 yıldır Ankara’nın yollarını aşındırıyoruz ve sendika olarak temel 4 temel talebimiz var. Birincisi taban maaş, 3 yıldır ana talebimiz bu. İkincisi, kamu ile eşit özlük haklarına sahip olmak. Sonrasında, Eğitim ve Güzel Sanatlar İş Kolu’nun kurulması, çünkü 10 no’lu işkolunda olmak Toplu İş Sözleşmesi yapma hakkımızı da elimizden alıyor. Bunun dışında biz belirli süreli 12 aylık sözleşmelerle, hatta bazen 10 aylık sözleşmelerle çalışıyoruz. Bu ciddi hak gasplarına neden oluyor. Belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışmak istiyoruz. Bu temel talepler üzerine yoğunlaşan bir sürecimiz vardı. Bir yanıyla burada eğitimin yarattığı mağduriyetler o kadar çok boyutlu ki. Atama hakkı elde etmiş ve bu hak mülakatlarla elinden alınmış, mülakat mağduru öğretmenlerin yaşadığı sorun şu; kamuda öğretmen olmaya hak kazanmışlar. Bu hak ellerinden alınmış ve sistem bu öğretmenleri özel sektöre itiyor. Yani diyor ki sen bu hakkı bir şekilde kaybettin. Bu hak sende yok, o zaman sen de diğer 400 bin eğitim emekçisi gibi özel sektörde çalış demiş oluyor. Onlar da bunu kabul etmiyorlar. Aslında şimdi gelip çalışsalar gelecekler, mesela sendikamızda örneğin örgütlenecekler. Yine hak mücadelesi yürütecekler. Ama daha o aşamaya gelmemiş, mülakat noktasında ciddi bir mağduriyet yaşamışken bu odak ile bir mücadele yürütüyorlar. O hakların da gasp edilmesine karşı ses çıkarıyorlar ve atama bekliyorlar. Bundan umutlular. Fakat, onların mücadelesi de iki yılı aşkın bir mücadele. Biz bu süreçte dirsek temasındaydık. Yani biz hep sendika olarak destekledik. Ama bir tarafıyla, mülakat mağduru öğretmenlerin de bir araya gelmesi, bir platform olarak hareket etmesi, bu da bir süreç olarak kendi içinde şekillendi. MEB önüne çok kez gittiler. Milletvekilleriyle, parti temsilcileriyle çok kez görüştüler. Günün sonunda bu sene şu noktaya vardık; Ankara’da bizi bir araya getiren şey öncelikle mülakat mağduru arkadaşların da vakit kaybetmeden talepleriyle ilgili sonuç almak istemesi ve bunun için de sendikayla hareket etmek gerektiğini düşünmeleriydi. Yani düne kadar yürüyen mücadelede yan yanaydık ama sendika olarak ortak bir mücadeleye girelim dedik. Çünkü bunlar birbirimizi destekleyeceğimiz konular, aynı zamanda çözümün de ortaklaşabileceği konular. Dolayısıyla burada hem bir güç birliği yapalım, örgütlü bir şekilde yürütürsek biz bu mücadeleyi kazanabiliriz, dolayısıyla sendikayla hareket etmek istiyoruz diye kendileri ifade ettiler. Bununla beraber Ankara’ya bizim gidişimiz, tarih olarak neden 14 Haziran’da geldi? Bunun özelinde, sınıf hareketinin birbirinden çok etkilendiği özel bir öneme sahip. Diğer emek mücadelelerinin, örneğin Maden direnişinin ciddi etkisi oldu. Yani Ankara’ya gitmek ve kazanmak gerekiyor. O bir çizgi. O çizginin öne çıkması da bence kesinlikle etkili oldu. Biz her yıl bir şekilde, bir gündemle Ankara’ya gidiyorduk. Bu yılki hareketimiz bunu biraz daha hızlandırdı ve derli toplu hale getirdi diye düşünüyorum.

Köz: Geçtiğimiz günlerde “15-16 Haziran Direnişini ve İşçi Sınıfı Hareketinin Güncel Doğrultusu” isimli paneline konuşmacı olarak katılmıştınız. Ve konuşmanızda; bireysel bir şekilde sendikanızın eylemlerine katılıp, direniş içerisinde örgütlü hareket etmenin kıymetini fark edenlerden de bahsettiniz. Bunu biraz açar mısınız? Nasıl bir dönüşüm oldu?

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası: Evet. Şöyle bir süreç yaşanıyor. İnsanlar çalışma hayatında mağduriyetler yaşadığında sınıfsal çelişkileri fark etmeye başlıyorlar. Yani, burada bir patron var, karşısında işçi-emekçi olarak ben varım. Düzenlemeler, yasalar hep onların çıkarlarına göre. Bu farkındalığı edinmek hem bireysel olarak buradaki öğretmen arkadaşların ya da diğer emekçi arkadaşların kendi yaşadıkları zorluklarla en yoğun karşılaştıkları noktada oluyor. Bunun yanı sıra da örgütlü bir harekete, mücadeleye dahil olduklarında bu bilinçlenme gerçekleşiyor.

Bunu etkinlikte iki yönden söylemiştim. Birincisi, önceki soruda bahsettiğim gibi, mülakat mağduru öğretmen arkadaşların aslında önce kalabalıklaşarak, bir araya gelerek haklarını aramaya başlamaları; sonrasında, bir örgütlü muhatap olarak sendika lazım demeleri. Kastettiğim şeylerden bir tanesi buydu. Yani gelin bireysel değil, sendika olarak birlikte hareket edelim. Onların da düşündüğü, bizim de teklif ettiğimiz bu noktaydı. İkincisi de direnişe başladığında belki hiç böyle fikirleri olmayan, sistemin nasıl işlediğine dair bu denli bilinci olmayan arkadaşlarımızın gerçekten ciddi bir bilinç kazanarak, mücadele azmi kazanarak dönmeleri. Bu iki nokta kastettiğim.

Köz: Taban maaşa dair bir yasa tasarısı gündemdeydi. Eğitim Komisyonu toplanacaktı fakat bunlar gerçekleşmedi. Bu süreçleri siyasi olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası: Taban maaş yasası 2014 yılına kadar vardı, 2014 yılında elimizden alındı. Aslında taban maaş yasasının kaldırılması eğitimdeki özelleşmenin ciddi boyutlara varacağının bir işaretiydi. 2000’lerin başından itibaren eğitim alanında ciddi palazlanmış bir özel sektörden bahsediyoruz. Ama eğitim alanındaki özel sektör, 2014 yılından itibaren bütün düzenlemeleriyle özel sektörün patronlarının bütün ihtiyaçlarının karşılanabileceği bir biçime gelmeye başladı. Çünkü devlet oradaki yükünden kurtulmak istiyor. Taban maaş tartışıldığında özel sektör patronları diyor ki; SGK çeşitli indirimler yapsın, devlet bize belli teşvikler versin diyor. Devlet de o yükü patrona atmak istiyor. Devlet, işçiyi istediğiniz ücretle çalıştırın benden bir şey istemeyin şeklinde yaklaşıyor. Taban maaşın elimizden alınmasının özeti budur. Bunun devamında taban maaş gündem edildi ama ciddi anlamda bunun somutlaşmış bir talebe dönüşmesi, özel sektör öğretmenleri için ne kadar yakıcı olduğunu kavranması, istikrarlı bir mücadele talebine dönüşmesi, aslında son 3-4 yılın konusu diyebiliriz. Neden olmadı? Adım adım bizde biraz mücadele içinde öğrendik.

İlk yıl Ankara’ya gittiğimizde 52 günlük eğitim nöbeti tutuldu. Orada Yusuf Tekin ile, muhataplarla görüşmek için uğraşıyoruz. Hem mücadelemizde kendimizi anlatmaya çalışıyoruz, hem de taleplerimizi birebir ağızlardan ulaştırmaya çalışıyoruz. İlk yıllar bize ve mülakat mağduru öğretmenlere, siz çok haklısınız büyük bir mağduriyet yaşıyorsunuz, bu hak verilecek gibi söylemlerde bulundukları, ancak bizi oyaladıkları süreçler oldu. Geri gönderildiğimiz süreçler yaşadık. Geçen yıl somut bir kazanım olarak resmi bir yakınlaşmamız oldu. Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Ayşen Gürcan’la görüşmemizin ardından, bir dizi görüşmeler daha yaptık. Milli Eğitim Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı, patron derneklerinin temsilcileri ve sendikamız olarak özel sektör eğitimindeki sorunların görüşüleceği bir ortak toplantıya karar verildi. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan resmi yazıyla bu toplantıya davet edildik. Tarihi konulmuştu. Bu bizim için somut bir adımın başlangıcıydı. Ancak çeşitli bahanelerle ertelenecek dediler, devamında da toplantının esamesi okunmadı.

Biz Ayşen Gürcan’la görüşmemizde gördük ki kendisi konuya yeni yeni vakıf olmakta, aynı zamanda konunun patronlar cephesinden ne kadar istenmeyen bir gündem olduğu gerçeğiyle yüzleşmekteydi.

Ve günün sonunda şunu görebiliyoruz. Güncel Ankara direnişimizde de mecliste birçok milletvekili önerge verdi. CHP’sinden MHP’sine, bütün partilerden; hatta AK Parti milletvekillerinden de destekleyenler vardı. Neticesinde bu önergeler AK Parti oylarıyla reddedildi. Yani günün sonunda burada görebiliyoruz ki, bakanlık toplantı daveti de yapsa, başka bir şey de yapsa, biz bu görüşmelerin neden ertelendiğini, neden o toplantının yapılamadığını görüyoruz. Çünkü önerge reddedildiği, yok sayıldığı gibi direnişimizi de polis marifetiyle önce engellemeye çalıştılar, yürüyüşlerimizi engellemeye, bastırmaya çalıştılar. Bir şekilde bu yıl da reddetmek, önümüzdeki sene tekrar uğraştırmak gibi süreçlere doğru yöneltmeye çalışıyorlar. Biz ise diyoruz ki geçen yıl söz verdiniz, bu yıl bunun için hakkımızı almadan geri dönüş yok Somut adımı mutlaka istiyoruz. Cumhurbaşkanlığı Eğitim Öğretim Politikaları Kurulu var, bu kurulun üyeleri var, bu üyeler patron derneklerinin başkanları, eğitim tekeli haline gelmiş zincir okulların sahipleri. Politikalar buradan belirleniyor. Bu üyeler bizim taleplerimizi o kurula taşımak zorunda. Tartışmalı ve evet oyunu oradan çıkarmalılar. Bu somutluğu görmek istiyoruz. Toplantının ötesinde bunu görmek istiyoruz. Bu konuda da ısrarcıyız.

Köz: Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi doğrultusunda operasyonlar gündemdeyken, bu atmosfer içinde direnişinizde açlık grevi gibi direngen bir direniş yönteminin kararını alıp greve başladınız. Bu doğrultuda Ankara dışında İstanbul, Trabzon, Antalya gibi birçok şehirde eylemleriniz oldu. Bu eylemlerin açlık grevinize, mücadelenize nasıl bir anlam eklediğini söylersiniz, birbirlerini nasıl etkileyen mücadeleler oldular?

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası: Çok anlamlı bir süreçti. Direnişimiz başladığımızda önemli bir nokta olduğunu düşünüyorduk. Bu direnişin toplumsallaşması gerekiyor. Çünkü eğitim sadece öğretmenlerin mücadelesiyle olamaz. Toplumun bütününün mücadelesi. O kadar fazla direnişin olduğu, o kadar toplumu ilgilendiren bir konu ki. İlk günkü büyük saldırının peşinden görmüş olduk ki NATO atmosferi vardı gerçekten Ankara’da. Örneğin sokaklar sessizleştirilmeye çalışılıyor. Buna rağmen, ilk günden gelip yanımızda duran demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler, devrimciler, dostlarımız oldu. Sonrasında açlık grevi başladıktan sonra, ki açlık grevi de bu tablonun yani muhatap alınmama, saldırıya uğrama, süpürülmeye çalışılma, gibi muamelelere karşı görünür kılmak açısından da başladığımız bir eylem biçimiydi. İnsanlar tarafından, taleplerimize dair hem duyarlılık hissedildi hem de vicdani bir anlayış doğdu ve bu taleplerimizi bizim tahminimizden daha yaygın hala getirdi. Biz bir destek bekliyorduk ama tahminimizden daha büyük bir destek gördük. Açlık grevi sonrasında bunu gördük. Örneğin ilk günden, ikinci günden sonra dönmesi gereken arkadaşlarımız oldu. Ben de döndüm Ankara’dan. Devam eden, açlık grevini sürdüren arkadaşlarımız da vardı. Biz direnişi bir bütün olarak Ankara odaklı olacak şekilde diğer illerde de eylemlerle sürdürdük. Fakat örneğin bizim hiçbir temasımızın olmadığı bir mahallede de, orada halk kendisi, inisiyatif alarak öğretmenlere destek dayanışma yürüyüşü yaptı. İl il bu yaygınlık gerçekleşti. Daha öncesinde sendika olarak bizim daha az eylemlerimizin olduğu yerlerde, belki hiç eylemlerimizin olmadığı yerlerde, bir tane iki tane sendikalı arkadaşımızın bile varlığı orada Eğitim-İş’i, Eğitim-Sen’i, sendikaları, mücadeleci örgütleri ve halkı bir araya getirdi, eylemler oldu. Bu bize çok büyük bir moral verdi ve gerçekten eğitimde özelleşme dediğimiz şeyin, özel sektör öğretmeninin sorunlarını, şu anda öğrencilerin ve velilerinin sorunlarıyla üst üste bindirdiğini gösterdi. Eğitimin geleceğini karartan şey aslında bir tarafıyla bu koşullarla paralel. Dolayısıyla bu bir düzeyde toplumun büyük bir kısmı tarafından kavranmaya başladı. Bu da tabii ki çok büyük bir moral verdi bize.

Köz: Eğitim sektöründe farklı sendikaların mücadeleleri sürmekte. Bu sendikalar direniş sürecinde sizinle nasıl ilişkilendi?

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası: Bizim Ankara eylemlerimiz başladığından itibaren Eğitim-Sen ve Eğitim-İş doğrudan destek halindelerdi. Ellerinden geldikçe yanımızdalar. Birlikte, ortak eylemler düzenlediğimiz süreçler de oldu. Eğitimin genel sorunlarına dair bizim direniş ve mücadele süreçlerimizde de olabildiğince katkıda bulundular. Özellikle 14 Haziran’da Ankara’ya ilk ayağımızı bastığımız bu yılki eylemimizde yan yana geldik. İkinci gün Kurtuluş Parkı’nda, eğitimin tüm öznelerine yaklaşıma dair var olan tabloyu gözler önüne seren bir olay oldu. Bizim arkadaşlarımız gözaltına alındı. Başkanımız gözaltına alındı. Aynı zamanda Eğitim-Sen Başkanı Kemal Irmak ters kelepçeyle yere yatırılarak gözaltına alındı. Aynı şekilde Kadem Özbay Eğitim-İş Genel Başkanı ters kelepçeyle gözaltına alındı. Yani bu ülkenin eğitim emekçilerine, ana örgütleri olan sendikalarına yapılan muamele buydu. Bu muamele de bizi aslında birçok anlamda birleştirdi. Ama onun öncesinde; gerek duyurular anlamında destekleri, gerek illerdeki destekleri, illerdeki eylemleri, katılımları, taleplerimizi kendileri bu kanallardan duyurmaya yönelik çabalarıyla, bu mücadeleye büyük destek olduğunu söyleyebilirim.

Köz: Emekçilerin yürüttüğü sınıf mücadelesinde farklı dallarda ilerleyen direnişlerin yükseldiği bir dönemden geçiyoruz. Özel Öğretmenler Sendikası yalnızca kendi sektöründeki direniş ve sorunlarla değil, işçi sınıfının farklı sektörleri içerisindeki mücadelelere de güç veriyor, aynı zamanda Mücadeleci Sendikalar bünyesinde farklı sektörlerdeki sendikalarla da ortak faaliyet yürütüyor. Migros direnişinden 1 Mayıs Taksim İnisiyatifi’ne, bağımsız bir işçi sınıfı hareketinin önünü açma gayesinde olduğunuzu ifade ediyorsunuz, Ankara’daki direnişiniz böyle bağımsız bir emekçi hareketi açısından nasıl bir kazanım olarak görülmeli?

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası: Buraya çok kıymet veriyoruz. Gücümüz doğrultusunda, bütün mücadeleci sendikalarının mücadeleleriyle, aslında emek hareketini bütünüyle dayanışma halinde olmaya çalışıyoruz. Bugün emekçilerin mücadeleyi yürüttüğü bütün alan ve bütün sektörler, birbiriyle etle tırnak gibi bağlı. Düne göre çok daha fazla, buradaki mücadelelerin birbirini etkileme olanağı var. Ana ihtiyacın bu olduğunu düşünüyoruz. Fabrika işçilerinden maden işçilerine, eğitim emekçilerine, birbirimizin mücadele deneyiminden öğrenmek; değişmekte olan, özü aynı olmakla beraber o patron-devlet ilişkisini, o şirketleşmeyi, yani bir maden şirketi ve devletin nasıl bir ilişkisi olduğunu, bir özel okul patronuyla, eğitim politikaları kurulunun nasıl bir ilişkisi olduğunu görmek, deşifre etmek, aynı zamanda bir ortak bilinç oluşturmak önemli.

Bizim mücadelede buna çok ihtiyacımız var. O yüzden sadece dayanışma için değil; bizim bugün bu şekilde ezilmemizin, sömürülmemizin koşullarını yaratan faktörler neler, bugünkü durumu daha iyi deşifre etmek, bu bilinci oluşturmak için de birbirimizden çok öğrenmeye ihtiyacımız var. Aynı zamanda da böyle bir eğilim olduğunu görüyorum. Düne göre; toplumun büyük kesimleri çok daha fazla emek mücadelesini sahipleniyor. Kazanabilir bir irade gördüğü, orada bir fiili meşru mücadele çizgisi gördüğü zaman; mücadelemizi mahkeme yoluyla sürdürelim, mahkemeye şikayet edelim gibi bunun da sınırlı bir emek mücadelesi anlayışı olmadığında; kazanmak için kendi gerçekliğini bütünüyle ortaya koyan emekçinin mücadelesinden bütün toplum etkileniyor ve dayanışma gösteriyor. Bizim birbirimizle dayanışma halinde olmamız o anlamda çok kıymetli. İkincisi, siyasal anlamda da ihtiyaç bugün emek hareketinin bu şekilde bir araya gelmesi, yani fiili meşru mücadele çizgisinin birlikte örülmesi. 1 Mayıs Taksim İnisiyatifi de bu anlamda kıymetli bir adımdı. Bu birliktelik gelişmeli de. Çünkü günün sonunda işçilerin ortak sözle ortak taleplere doğru gitmeye ihtiyacı var diye düşünüyorum.

Köz: İlerleyen süreçte öne çıkarıp, gündeminize alacağınız sorunlar neler olacak?

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası: Biz bu sene için ana talep olarak taban maaşı öne çıkardık ve buradan bir kazanımla ayrılmak istiyoruz. Aynı zamanda mülakat mağduru öğretmenlerin de atamasının yapılmasını istiyoruz. Somut kazanım olabileceğine inanıyoruz ve bu kazanımı alana kadar da devam edeceğiz. Onun sonrasında ana taleplerimiz üzerinden yürüyen kampanyalarımız zaten devam edecek. Örneğin kamu ile eşit özlük hakları ve belirsiz süreli iş sözleşmesiyle çalışma. Aynı zamanda bir de Eğitim ve Güzel Sanatlar iş kolunun kurulmasını istiyoruz. Bu da bizim öne çıkarmak istediğimiz alanlardan, taleplerden bir tanesi. Çünkü 10 No’lu iş kolu, torba bir iş kolu. Bu iş kolunda ne kadar örgütlenirseniz de toplu iş sözleşmesi yapabilmek çok zor. Bu iş kolunun özgün zorluklarından kaynaklı. 400 bin eğitim emekçisinin bulunduğu bir alanda 13 bin üyeye sahibiz. Dolayısıyla bu torba iş kolu, 10 No’lu iş kolundaki bütün sendikalara bu anlamda sorun yaratıyor. Örgütlenme hakkını gasp ediyor aslında. Bu yüzden bu sorunu çözmek istiyoruz. Bu da ele alacağımız önemli konulardan bir tanesi. Yine bununla beraber özel sektörde farklı farklı alanlarda mücadeleler yürütüyoruz. Birbirinden farklı olan, özgün koşullar da var. Örneğin rehabilitasyon merkezleri… Rehabilitasyon merkezleri özel eğitim kurumlarının içerisinde dibin dibidir diyebilirim. Maaşlar asgari ya da asgari ücretin altında. Günde 8 saat fakat neredeyse molasız bir çalışma temposu. Bireysel olarak, özel gereksinimli öğrencilere dersler veriliyor, terapiler yapılıyor bu alanda. Çok ağır koşullar da olabiliyor. Hem emekçi açısından, hem de özel gereksinimli birey açısından. Çünkü çalışma koşulları patronun karına odaklı düzenleniyor ve bireyin ihtiyacını gözeten bir özel eğitim değil, derslerin sürekli doldurulması şeklinde program yapılıyor. Tatil haklarının gasp edilmesi gibi sorunlar mevcut. Örneğin kurs merkezlerinde veya kolejlerde de öğretmenlerin tatil hakkını almaya çalışıyorlar. Genelde; hocam zaten 2 ay çalışmıyorsun diyerek yaz maaşlarını ödememeye çalışıyorlar. Bu alanlarda hak gaspı bu şekilde oluyor. Rehabilitasyon merkezlerinde ise durmaksızın bir çalışma var. Yani eğitim alanında olup da hiçbir şekilde yaz tatili olmayan, tatil hakkı olmayan yegane çalışma alanlarından biri. Oranın özgün sorunları var. Bizim bu farklı alanlar için birimlerimiz var. Rehabilitasyon ayrı bir birim. Ücretli öğretmenlikle ilgili yine ayrı bir çalışma yapıyoruz. Kurs öğretmenlerinin sorunlarıyla ilgili ayrı bir birim çalışması yapıyoruz. Bu birim çalışmaları da kendi kampanyaları ve talepleri etrafında mücadeleyi büyütecek önümüzdeki dönem.

Köz: İşçi sınıfı mücadelelerinin arttığından bahsettik, bir yandan da devletin uyguladığı şiddet ve baskı artmakta. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda içerisinde bulunduğumuz atmosferi siyasi bakımdan nasıl değerlendiriyorsunuz? Önümüze nasıl görevler koymalıyız?

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası: Mücadelenin her anlamda keskinleşeceği bir dönem görüyorum. Çünkü bir tarafıyla bir savaş atmosferi var ve bunun maliyetinin işçilerin emekçilerin sırtına yüklenmesi var. Bununla beraber bütün yasal düzenlemelerin, hukukun buna uygun şekilde uydurulması söz konusu. Kazanımların tırnakla kazıyarak elde edileceği bir dönem olduğunu, sonuna kadar gitmeyenin kazanamayacağını düşünüyorum. Bu da gerçekten bilinç olarak berraklaşmak gereken bir dönem olduğunu gösteriyor. Sermayenin oyalayıcı taktiklerine düşmememiz gereken bir dönem. Böyle bir dönemde, bu bilince ihtiyacımız var. O yüzden birbirimize bakmak, birbirimizden öğrenmek bir ihtiyaç.

Bununla beraber fiili meşru mücadelenin öne çıkacağı, öne çıkmak zorunda olduğu bir dönemdeyiz. Ama aynı zamanda da emekçilerin birleşik hareketine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Birlikte, ortak kazanım için önüne program koyduğu bir harekete ihtiyaç var. Örneğin aslında asgari ücret, en büyük toplu iş sözleşmesidir. Önümüzdeki dönem çok daha önemli hale gelecek. Asgari ücret belirlenirken, biz memleketin bütün emekçileri olarak asgari ücreti belirleyebilmeliyiz. Tıpkı toplu iş sözleşmesi yapmaya bir sendika gitmiş gibi, bunu belirleyebilmeliyiz. Belki bu koşulları yaratmak zor, bu şekilde bir araya gelmek zor; ama önümüzdeki dönemin ihtiyaçları böyle diye düşünüyorum.

Köz: Röportaj davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası: Rica ederim, ben de çok teşekkür ederim. Çok güzel ve kapsamlı bir röportaj oldu. Teşekkür ederiz.