Komünist siyasal mücadele ilerledikçe, mücadelede başvurulacak taktikler sorunu da komünistlerin gündemine daha fazla girdi. Fakat bu taktik sorunların, mücadelenin hangi aşamasında, hangi nitelikte bir örgüt tarafından ele alındığına bakmaksızın, bugün sol hareketin bu konuda yaşadığı kafa karışıklığını anlamak mümkün değildir.

Komünistlerin ilk uluslararası merkezi olan Komünist Birlik’in Marx ve Engels tarafından hazırlanan Parti Manifestosu’nun yapısına bu gözle bakıldığında, taktik sorunların hangi aşamada komünistlerin gündemine girdiğine dair bir sonuca varılabilir.

Dört bölümden oluşan Manifesto, “Partinin kendisine ait hir manifestoyla, komünistlerin görüşlerini, amaçlarını, eğilimlerini açıkça, bütün dünya önünde açıklamalarının” aracıdır. Manifesto’nun ortaya koyduğu tüm tespit ve hedefler, bir partinin varlığı ile anlam kazanmaktadır.

Komünistlerle proleterler arasındaki ilişkiyi ele alan ikinci bölümün başında da komünistlerin bir parti olarak örgütlenmesi vurgusu, diğer işçi sınıfı partileri ile ilişkisi içerisinde tekrarlanır. Komünistlerin proleterlere nasıl sesleneceğinin ele alındığı bölüm, bunu yapacak partinin mevcudiyet biçimi üzerinden başlamaktadır. Bu bir ayrıntı değil, proleterlere seslenebilmenin şartı olarak bir parti örgütlenmesinin varlığının tespit edilmesidir.

Mücadele içinde izlenecek taktikler de bu tespitin ardından gelir. İkinci bölüm, iktidarı alan proletaryanın uygulaması gereken temel tedbirlerin sıralanması ile biter. İktidar mücadelesinin sürdüğü aşamada komünistlerin izleyeceği taktikler ise Manifesto’nun son bölümünde gündem edilir. Komünistlerin dışında var olan devrimci hareketler tanımlanır ve bunların destekleneceği ifade edilir.

Komünistlerin kendi dışlarında bir işçi sınıfı partisi ile ayrım çizgilerinin çekilmesi, muhalefet hareketlerini devrimci olan ve olmayan olarak ayırt edebilmeleri bir partinin varlığı ile mümkün olmuştur. Üç bölüm boyunca dönem ve sınıf analizi yapan, komünizmi bağımsız bir siyasi akım olarak tanımlayan, komünizm dışı akımları tasnif eden Manifesto, tüm bunların neticesinde, yani komünistlerin vizyonunu ortaya koyduktan sonra farklı somut durumlarda izleyeceği taktikleri sıralama aşamasına gelir.

Komünist Enternasyonal için de aynı durum geçerlidir. Komünist Enternasyonal’in Birinci Kongresi, yeni bir uluslararası partinin kurulması gündemiyle başlar. Sonrasında uluslararası durum, örgütlenme sorunu gibi gündemler ele alınır ve karara bağlanır. Bir yıl sonra toplanan İkinci Kongre ise evvela kimlerin Komintern’e katılabileceğini, yani kimin komünist olup kimin olmadığını karara bağlar. Bu kararın ardından çoğu ilkesel düzeydeki başlıklarda kararlar alınır.

Taktikler üzerine en geniş tartışmalar ve kararlar ise Komintern’in Üçüncü ve Dördüncü Kongreleri’nde yer alır. Siyasal mücadelenin ilerlediği, komünist partilerin sayısının arttığı, hareketin yeni deneyimler kazandığı yıllarda temel taktiklerin de gündemdeki yeri artmıştır. Eylem birliklerinin muhtevasının yanında cephe ve ittifak politikaları da bu kongrelerde karara bağlanmıştır.

Buradan yola çıkarak, cephe, ittifak, güç birliği, eylem birliği gibi taktik hamlelerin yalnızca bir komünist partinin varlığı koşullarında gündeme alınabileceği sonucu çıkarılmaz. Siyasal mücadelenin olduğu her yerde taktikler de doğal olarak gündeme girer. Fakat bir partinin izleyeceği taktikler ile parti öncesi siyaset yürüten, yani ilk hedefi bir partinin kurulması olan bir örgütün izleyeceği taktikler birbirinden farklılaşır. Zira bu iki mücadele, hedefleri ve araçları bakımından birbirinden farklıdır. Partiyle yürüyen mücadelenin hedefi devrimdir; bu parti yokken ise bu partinin inşası hedefiyle mücadele şekillenir. Bu durum, parti yokken kurulan eylem ve güç birliklerinin, proleter devrime ilerleme kapsamında değerlendirildiğinde, sonuç alamayacağı baştan belli hamleler olduğunu da gösterir. Komünist bir partinin kurulması hedefiyle mücadele yürütenler, kuracakları güç ve eylem birliklerini parti birliği ile ilişkisi içinde ele almalı, ilke ve taktikleri birbirinden ayırmalıdır. Bugün sol harekette yaygın olan kafa karışıklığının panzehiri bu bilinçtir.

Parti birliği, güç birliği ve eylem birliği, birbirinden farklı olmakla beraber ilişkisiz değildir.
Bu üç birlik birbiri ile çokça kez iç içe geçer. Bunun birinci sebebi merkezsizlikten kaynaklanan programatik kafa karışıklığıdır. Bu kafa karışıklığının önüne geçmenin ilk adımı, merkezsizliği giderecek parti birliğinin ilkesel zeminini netleştirmektir.

Leninist parti, amaç, ilkeler ve stratejide ortaklaşmış olanların bir örgütsel merkeze bağlandığı, siyasal mücadele içindeki taktik farklarını da demokratik merkeziyetçilik ilkesine uygun biçimde, bu örgütsel disiplin içerisinde karara bağladığı bir yapıdır. Yani programatik/ilkesel konularda ortaklaşmamış olanları dışında bırakan, taktik yaklaşım farklarının ise birliğin (partinin) dışında kalmanın gerekçesi olamayacağını savunan bir parti yapısıdır.

Bu partinin ve parti programının mevcut olmadığı bugünkü mücadeleyi ise parti öncesi mücadele olarak nitelendirmek ve parti sonrası siyaset ile arasında kimi önemli farklar tanımlamak gerekir.
Parti birliğinin harcı olacak program bugün mevcut değil. Geride bıraktığımız 100 yıllık süre zarfında komünist hareketin merkezsizlikten muzdarip olmasının sonucu olarak, son derece önemli programatik konularda da karara bağlanmamış tartışmalar mevcut. Fakat bu programatik tartışmaların varlığı, parti birliğinin önünde engel değildir. Komünist partiyi kurmak isteyenlerin bir programı olmasa da, siyasal mücadele içinde somutlanmış amaç ve ilkeleri; programatik tartışmalarını mihengine vurabileceği referansları mevcuttur. Amaç, ilke ve referanslarda ortaklaşarak parti yolunda birlik; bir parti kuruluş kongresinde karara bağlanacak parti programı etrafında ve yukarıda esaslarını hatırlattığımız leninist parti yapısı içinde parti birliği sağlanabilir.

Komünist hareketin yüz yılı aşkın süredir merkezsiz olmasının etkisiyle, parti birliğinin bu esasları bulanıklaştı. Zira bu konuda farklı yaklaşımlar uluslararası komünist hareket içinde kendine yer bulurken, uluslararası bir merkez bu farklı yaklaşımları tekleştirmedi. Komünist Enternasyonal kararlarında somutlanan parti birliği esasları silikleşti. Bunun sonucunda taktik benzerlikler parti birliklerinin zemini oldu, taktik yaklaşım farkları sebebiyle parti birlikleri bozuldu, programatik farklılıklar eylem birliklerinin önünde engel olarak görüldü. Aradan geçen yıllarda bu sorun büyüyerek varlığını sürdürdü. Parti birliği, güç birliği ve eylem birliği arasındaki farkları netleştirmek, tam da bu yüzden yalnızca parti birliğinin zeminini doğru tarif edebilmek için değil, güç ve eylem birliklerinin önündeki suni engelleri ortadan kaldırabilmek için de zaruridir.

Eylem birlikleri, programatik konularda ortaklık gerektirmez; sınırları belli bir eylem planı etrafında, belli başlı ilkelerle, en geniş birliğin sağlanması perspektifinin sonucu olabilir. Bu türden birliklerin parti birliğine yönelik çağrılardan ayırt edilmesi, aynı partide yer alması hiçbir zaman mümkün olmayacak unsurları dahi kucaklayacak bir esnekliğe ve kapsayıcılığa kavuşması gereklidir.

Güç birlikleri ise eylem birliklerine kıyasla dar bir bileşim ile oluşturulur. Fakat bunun sebebi programatik farkların belirleyicilik kazanması değildir; programatik birlik, yalnızca parti birliğinin ön koşuludur. Güç birlikleri, eylem birliklerinden farklı olarak, sınırlı bir eylem planı etrafında değil; siyasal mücadele içindeki bir ihtiyaca yanıt vermek için, sayı ve çeşit bakımından sınırlandırılmamış eylemli tutumları ortaklaşa almak hedefiyle oluşturulur. Güç birliğini oluşturacak bileşim, tespit edilen ihtiyacın ne olduğuna ve bu ihtiyaca verilecek yanıtın hangi kaygıları taşıdığına göre şekillenir. Öte yandan güç birlikleri, bu bileşimle sınırlı kalmayacak eylem birliklerinin önünü açacak şekilde hareket etmelidir.

Bugün sol hareket içinde tartışma konusu olan “devrimci odak” inşası da bir tür güç birliğini gerektirir: devrimci bir odak ihtiyacını tespit eden ve bu ihtiyacı gidermek üzere çok ayaklı bir plan etrafında şekillenen bir güç birliği. Böyle bir güç birliğinin bugün üç ayak üzerinde yükselmesi gerekir: 1) Devrimci tarihimize ve sembollerimize birlikte sahip çıkmak, 2) Türkiye siyasetinin temel sorunlarına dair burjuva partilerinden bağımsız, onlarla farkını açığa çıkaran eylemli bir tutum tarif etmek, 3) Emekçi ve ezilen örgütleri içinde yürütülen çalışmaları bu tutumlarla uyumlu bir biçimde ortaklaşa yürütmek.

Komünist bir partinin varlığı nasıl sınıf mücadelesinin her bir ayağında belirleyici ise, bu partinin eksikliği de aynı şekilde belirleyici etkiye sahiptir.

Komünist bir parti, bir ayaklanma vuku bulduğunda buna müdahale eder ve kitleleri iktidar hedefinde birleştirir, yol gösterir. Komünist bir partinin olmadığı koşullarda patlak veren bir ayaklanma, işçi sınıfının egemenliği ile sonuçlanamaz.

Komünist bir parti, sol hareket içinde oportünizme ve reformizme karşı mücadele eder, bu eğilimlerin emekçiler arasında hakim olmasını engellemek için çalışır. Komünist bir partinin olmadığı koşullarda oportünizme ve reformizme karşı verilen mücadele, bu eğilimlerin ezilmesiyle sonuçlanamaz. Oportünizme ve reformizme kapılmadan emekçiler arasında siyasi faaliyet yürütülebilir fakat bu eğilimler emekçi hareketi saflarından atılamaz. Partisizlik koşullarında oportünizme ve reformizme karşı mücadelenin hedefi bu eğilimleri ezmek değil, bunlar karşısında devrimci safları sıklaştımak, çeşitli güç birlikleri oluşturmak olabilir.

Fakat komünist bir partinin eksikliği, bu güç birliklerinin niteliğini ve akıbetini de belirler. Komünist bir parti de çeşitli alanlarda güç ve eylem birlikleri oluşturur; kendisini emekçi hareketten tecrit etmez. Bu güç ve eylem birliklerinde, bu birliklerin başarısı için yer alır. Komünist bir partinin olmadığı koşullarda ise güç ve eylem birliklerinin başarısı olanaksızdır. Komünist bir parti, güç ve eylem birliklerinin hamisidir. Birleşik mücadelenin sürekliliği ve rotadan şaşmaması, komünist bir partinin varlığıyla mümkündür. Birliğin başarılı sonuç elde etmesi de partinin bu rolü ile ilişkili olarak mümkün hale gelir. Komünist bir partinin olmadığı koşullarda ise güç ve eylem birliklerinin sürekliliği bir sorun halini alır. Mücadele içinde karşı karşıya kalınan siyasi gelişmeler, birliğin rotasından şaşmasını, yola çıkarken konulan hedeflerin unutulmasını ve esasında birliğin temelinde yer almayan konularda birlikte tutum alma basıncı oluşturur. Komünist bir partinin müdahele edemediği koşullarda böyle durumların birliğin sonunu getirmesi muhtemel olandır. Sadece yakın geçmişte Türkiye sol hareketi içinde kurulan güç ve eylem birliklerinin akıbetine bakılarak bile bu durumun çok sayıda örneği görülebilir.

Bu tespit, komünist partinin kurulması hedefiyle mücadele yürütenlerin, güç ve eylem birliklerinden beklentilerini de şekillendirir. Bu birliklerin kurulmasına ön ayak olmak ve birliğin önüne koyduğu mücadele çerçevesinde imkanlarını seferber etmek, komünist bir partinin kurulmasını mücadelelerinin merkezine alan güçler için tartışmasız gerekliliklerdir. Bu güç ve eylem birlikleri içinde yan yana gelinen örgütlere, komünist parti eksikliğini ve bunun önlenemez sonuçlarını göstermek, burada esas hedeftir. Bu hedefe, “parti lazım” gerçeğini tekrarlayıp durarak değil, birleşik mücadele deneyimini sonuna, yani bu gerçeğin kaçınılmaz olarak meydana çıkacağı ana, kadar götürerek ulaşılabilir. Siyasal gerçekler sınıf mücadelesinin pratiğinde ortaya çıkar, sözlerle desteklenir. Pratikten sıyrılmış bir gerçeklik, bin kez tekrarlansa da hedef bumaz.

Komünist bir partinin eksikliği, farklı güç ve eylem birliklerini birbirinden ayırt etmenin de önünde engeldir. Komünist ve devrimci adlarını taşıyacak bir parti yokken, bu adların ve karşıtlarının kullanımı da sorun halini alır. Komünistlerin birliğinin sağlanmadığı koşullarda, dışında yer alan örgütlü güçlere komünist yahut oportünist, devrimci yahut reformist demek mümkün değildir. Zira komünist bir partinin kurulması için mücadele yürüten ve bu hedefe yürürken, kendi dışında da “parti birliği” kapsamında buluşacağı kesimler olduğunu söyleyenler, bu birlik sağlanmadan emekçi hareketini bir çizgi çekip bölemezler. Çeşitli ilkeler etrafında oluşturulan güç birliklerinin niteliği de, bu ilkeler devrimci nitelik taşısa dahi, “devrimci güç birliği” olarak tanımlanamaz; bu birlik dışında oluşturulan bir başka birlik örneğinden bu temelde ayrılamaz. Devrimci kaygılarla oluşturulmuş bir güç birliğinin, devrimci partinin eksikliği koşullarında bu kaygıları taşıyan güçleri tümüyle kapsayabilmesi olanaksızdır. Bu güç birliğine katılanların devrimci, dışında kalanların reformist olduğunu iddia etmek de bu sebeple mümkün olmaz. Komünist partinin olmadığı koşullarda, devrimci iddiadaki örgütlü güçler reformizmin etki alanındadır. Bu etkiye karşı koymak, şu ya da bu güç birliğini devrimciliğin adresi göstermekle değil, bu etki alanını yaratan eksikliği gidermek üzere, yani komünist partiyi kurma hedefiyle siyasal mücadeleyi şekillendirmekle mümkündür.

Komünist parti, sahip olduğu nitelik ile herhangi bir örgütten ayrışır. Partinin komünist bir programı, yani vizyonu vardır. Bu vizyon, mücadele içinde izleyeceği taktiklerin devrim rotası üzerinde kalmasını sağlar. Yanlış bir taktik hamle yaptığında dahi bu vizyon, onu bir savrulmadan korur. Sağlam bir temele sahip olduğu için, taktik konularda olanca esnek davranıp siyasal mücadelede avantaj kazanabilir. Vizyonun yanısıra, çapı itibariyle de herhangi bir örgütten farklı bir niteliği olan parti, bu niteliğiyle de siyasal mücadelede herhangi bir örgütte olamayacak imkanlara sahiptir.

Örgüt ile parti arasındaki nitelik farkını doğru anlayamayanlar, bu farkın siyasal mücadele içinde doğru taktikler uygulayarak, tedricen kapatılabileceğini zannederler. Bu yanlış bilinçle kurulmaya çalışılan güç ve eylem birliklerinde ilkelerle taktiklerin birbiri içine geçmesi doğal ve yaygındır. Bu örgütlerin hem bir parti programından, yani programatik konularda tam bir netlikten, hem de sınıfa öncülük etmeyi ve dışındaki sol harekete müdahale etmeyi mümkün kılacak çaptan yoksun olmaları, yanlış yerde katı, yanlış yerde esnek olmalarına sebep olur. İlke ve taktiklerin birbirine karışması anlamına gelen bu durumdan, devrim mücadelesinde bir mevzi doğması beklenemez.

Güç birlikleri ve eylem birlikleri, ne tedricen parti birliğine varır, ne de parti birliğini ikame edebilir. Fakat komünistlerin parti birliği yolunda istifade edilecek araçlardır. Parti sorununu muhataplarının gündemine sokmak isteyenler, bunu muhataplarıyla yan yana gelerek yapabilirler. Farklı başlıklarda oluşturulacak güç ve eylem birlikleri bu ihtiyaca yanıt verdiği için önemlidir. Bu güç ve eylem birliklerinin, farklı çerçeveler içinde solun en geniş kesimlerine ulaşmanın aracı haline getirilmesi gerekir.

Fakat güç ve eylem birliklerinin, parti birliği mücadelesi içinde ihtiva ettiği bu anlam, parti birliğinin güç ve eylem birlikleri içinden doğacağı yanılsamasına yol açmamalıdır. Böylesine bir yaklaşım, güç ve eylem birliklerinde buluşulacak kesimleri, bu kesimlerin halihazırda sahip olduğu niteliklere bakarak seçmekle sonuçlanır. Halbuki komünist bir parti kurma mücadelesi verenler, liberalizmin hakim olduğu koşullarda karşılarındaki hiçbir örgütlü gücün mevcut nitelikleri ile bu partinin kuruluşunda yer alamayacağını bilmelidir. Bu gerçeğin göz ardı edilmesi, ya kendini sol hareketten tecrit etmekle ya da kimi akımlara sahip olmadıkları nitelikleri atfetmekle sonuçlanır. Bu iki seçenek de parti birliğinin önünü açmaz, aksine bu hedefe ulaşılması önünde engeldir.

Güç ve eylem birlikleri eleyici süreçlerdir. Komünistlerin parti birliği yolunda bir yandan muhatapların yaratılmasına, diğer yandan bu yolda yürünemeyecek kesimlerin ortaya çıkmasına hizmet eder. Bu süreçler içinde öne çıkan kesimlerin, parti birliği yolunda muhatap haline getirilmesi ise güç ve eylem birliklerinin sınırlarından çıkmakla mümkündür. Parti birliğinin eylemli bir yürüyüşü gerektirdiği gerçeği, bu eylemli yürüyüşün güç ve eylem birlikleri sınırlarında kalarak mümkün olamayacağı gerçeğiyle birlikte anlamını kazanır.

Komünist partinin inşasını temel siyasi ödev olarak önlerine koyanlar, güç ve eylem birlikleri içinde elbette birbirlerini bulacaklardır. Gündelik mücadelelerin kolaylığından cezbolmadan, tüm zorluklarına karşın bu ödevi yerine getirmek üzere mücadelede ısrar edenler, birbirlerini buldukları bu güç ve eylem birliklerinin sınırlarını aşarak, parti birliğinin zemini olabilecek platformlarda eylemli yürüyüşlerini başlattıklarında, komünist mücadelenin ilk halkasını yakalamış olacaklardır.