Alınteri ve Köz’ün, asgari ücret gündemli ortak bildirisine buradan ulaşabilirsiniz.
Bu topraklarda AÇLIK SINIRI 27 bin lira. 4 kişilik bir ailenin sadece beslenebilmek için ihtiyacı olan asgari para miktarı bu. Kira, ulaşım, sağlık, eğitim, ısınma, giyim kuşam ve diğer ihtiyaçlar yok bunun içinde. Onlar da hesaba katılacak olursa EN AZ 93 bin lira gerekiyor. Bu da YOKSULLUK SINIRI.
Kan emici burjuvazi ve onun hizmetindeki devlet bize reva gördükleri asgari ücreti “26 bin mi yapalım yoksa 27 bin mi yapalım?” diye “tartışacaklar” önümüzdeki günlerde. Bizden de bu kayıkçı dövüşünü sessizce seyretmemiz bekleniyor. ASGARİ ÜCRETİ 30 BİN LİRAYA ÇIKARSANIZ NE OLUR?.. Milyonlarca işçi ailesi açlık sınırında sürünmeye devam edecek demektir!..
Türkiye’de asgari ücret aslında temel ücret. İşçi sınıfının sendikalı çok küçük bir azınlığı dışında ezici çoğunluğu asgari ücrete, hatta onun bile altında kalan üç otuz paraya talim ettiriliyor. Kadın işçiler, göçmen işçiler, MESEM cenderesine sıkıştırılan çocuk işçiler asgari ücreti bile alamıyorlar!..
Öte yandan bu coğrafyada asgari ücrete mahkum edilmiş işçi sayısı 10 Avrupa ülkesinin toplamından fazla. Sermayenin gözü bununla da doymuyor. Bölgeden bölgeye, hatta şehirden şehire değişecek ücret sistemi getirmenin peşindeler.
Bize “fedakarlık” vaazları veriyorlar… Yükselten sanki bizmişiz gibi “enflasyonu düşürme” masalları anlatıyorlar… Oysa kan emici burjuvazi ve hizmetkarları lüks ve sefahat denizinde yüzüyor. Sadece bankaların geçtiğimiz 9 ayda elde ettikleri kâr 700 milyar lira. Bunun 500 milyarını da bizlerin ay sonunu getirebilmek için birinin borcunu ötekiyle kapatarak hayatta kalmaya çalıştığımız kredi kartlarından tırtıkladıkları faizden elde etmişler.
Geçilmeyen yol ve köprülere, yolcu uğramayan havaalanlarına, cehennemin dibine taşıdıkları şehir hastanelerine… Hazineden bütün bunlar için bu yıl ödenecek para ise en az 103 milyar lira.
İşçiye, memura, emekliye, yaşlılara, öğrencilere, üretici köylüye gelince “para yok!”. Tekelci patronlara, dağı taşı ormanı yerle bir eden maden yağmacılarına, silaha savaşa, “itibardan tasarruf olmaz” diyerek altlarına lüks araba filoları çekip har vurup harman savurmaya gelince bol kepçe dağıtıyorlar. Dağıtmak ne kelime yağdırıyorlar!..
Fakat bizler bu gidişi seyretmeye devam eder, çoluk çocuğumuz dahil kursağımızdan geçecek lokmanın sayısını devletin, patronların ve onların uşağı satılmış sendika ağalarının belirlemesine ses çıkarmamaya devam edersek bu devran böyle sürer gider. Dahası yarın bugünleri de arar hale düşürülürüz.
Hayatımıza başkalarının karar vermesine seyirci kalmamalıyız!.. Asgari ücret mi belirlenecek? O zaman o masada bizlerin gerçek temsilcileri yer almalı!.. Sanayi bölgeleri ve OSB’lerden seçeceğimiz işçi temsilcilerinin belirleyeceği bir heyet oturmalı bizim adımıza o masaya!..
Asgari ücret masasında hükümet temsilcilerinin oturması boşuna değil. Devlet tarafsız değil, patronların çıkarlarının bekçisi çünkü. Erdoğan hükümeti de önceki hükümetler gibi tüm ücretleri asgari ücrete yaklaştırıyor. Politikalarıyla emekçilerin pazarlık gücünü kırıyor.
Hükümet istediği asgari ücreti dayatabiliyor;
Çünkü esnek çalışma adı altında yarı zamanlı, güvencesiz çalışmayı kural haline getirdi.
Çünkü milyonlarca göçmen işçinin vatandaşlık hakkı yok. Geçelim vatandaşlık hakkını hiçbir yasal güvenceye sahip değiller. Kaçak çalıştırılıyorlar.
Çünkü Kürdistan’ın kuzeyi bu devletin kuruluşundan beri zincire vurulu. Kürtlerin esarete karşı haklı başkaldırısını savaşla yanıtlayan devlet hem milyonlarca emekçiyi topraklarından koparıyor hem de kendi sopasını emekçilere karşı kullanmak için sağlamlaştırıyor. Masrafları elbette yine sırtımıza yıkıyor. Kendi sınırlarıyla da yetinmeyerek Kürdistan’ın batısında ve güneyinde karakollarıyla, askeri ve sivil birlikleriyle işgal politikalarını derinleştiriyor.
Çünkü kayyımlarıyla, keyfi yasaklarıyla, kendi hukukuna bile uymayan mahkemeleriyle üzerimizdeki kıskacı sıkılaştırma peşinde.
O halde asgari ücret belirlenirken elimizi güçlendirmek istiyorsak hem bu hükümete ve onun politikalarına hem de bu sisteme karşı mücadele etmeliyiz.
Asgari ücret, bizi mahkum ettikleri kölelik zincirlerinin en görünür kısmı. Bu zincirleri ancak devrimle kırabiliriz!.. Kanımızı emen, toprağımızı kurutup havamızı solunmaz hale getiren bütün kan emici sülük takımını ancak bu yolla sırtımızdan atabiliriz!..
Asalakların değil üretenlerin yediği, emeğin nasıl yaşayacağına emekçilerin karar vereceği, aramızda ayrının gayrının olmayacağı, kimseye boyun eğip onurumuzun çiğnenmesine izin vermeyeceğimiz başı dik özgür bir yaşamı ancak bundan sonra kurmaya başlayabiliriz!..
Sadece asgari ücret konusunda değil, çalışma ve yaşam koşullarımızı etkileyen her konuda kaderimizi elimize almamız şart!.. Böyle böyle hazırlanmalıyız bizi kurtuluşa götürecek olan proleter devrime! Bu yolda düşe kalka, bazen kazanıp bazen yenilgilerin okulundan geçerek öğrenmeliyiz hayatımızı nasıl örgütleyip yöneteceğimizi!..
NE ASGARİ ÜCRET NE ASGARİ YAŞAM!..
YIKALIM BU KÖHNE DÜZENİ, BİZ BAŞKA ALEM İSTERİZ!
KRİZE KARŞI DEVRİM, KAPİTALİZME KARŞI SOSYALİZM!
Alınteri-Köz










