1-Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’deki hâkim sınıfların içinde bulunduğu sıkışmışlığı aşmasına hizmet etmesi mümkün müdür?

Suriye’de Baasçı faşist Esad rejimi 13 yıl süren içsavaş ertesinde HTŞ önderliğindeki bir silahlı ayaklanma sonucu kısa süre içinde yıkıldı. Bu gelişme alanda güçlerini arttırmak için fırsat kollayan Batılı emperyalistlere, Golan Tepelerini işgal eden ve bu işgali genişletmeye başlayan Siyonist İsrail’e, Suriye, Rojava topraklarının küçümsenmeyecek bir bölümünü sömürgeci işgal altında tutan ve alanını genişletmek isteyen Türkiye’ye yeni fırsatlar/imkânlar sundu, sunuyor.

Esad rejimin bu kadar kısa süre içinde, ciddi bir direnişle karşılaşmadan yıkılmasının birçok nedeni var. Bu nedenlerin en başında geleni kuşkusuz bu rejimin halkın çoğunluğunun desteğine sahip olmaması, halkının çoğunluğuna karşı Rusya’nın doğrudan ve İran’ın vekil güçlerinin yoğun desteği ile ayakta kalmış olmasıdır. Bu faşist rejimin yıkılmış olması Suriye’de yaşayan tüm milliyetlerden, dinlerden, mezheplerden halklar için olumlu bir gelişmenin yolunu açabilir. Bu ihtimalin gerçekleşmesi anti-emperyalist,  devrimci bir önderlik gerektirir. Ne yazık ki görünürde bu yok.

Bugün yıkılan Esad rejiminin kısa süredeki alternatifleri, ya Suriye’nin Esad döneminde olduğundan daha büyük bir kaos ve kanlı bir içsavaş içine sürüklenme, düşük devlet olma durumundan çıkıp bütünüyle parçalanması; ya da IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) içinden çıkıp gelen ve emperyalistlerle işbirliğine açık olduğunu ilen eden cihatçı bir örgütün iktidarı T.C. hâkim sınıflarının vekil gücü SMO ve yerel iktidar odakları ile gücü oranında paylaşacağı bir Suriye.

Rojava’nın bu “yeni” Suriye’de hangi rolü oynayacağı henüz belli değil.

Esad yönetiminin devrilmesinde başrolü oynayan, şimdi daha önce İdlid’de kurduğu hükümeti Suriye geçici hükümeti ilan eden HTŞ‘nin, kökeni, geçmişi bilindiğinde, bu selefist/cihatçı bir kökten gelen grubun sözcülerinin şimdi “ılımlı İslamcı” görünümlerinin ne kadar gerçek, ne kadar takiye olduğu belli değil.

HTŞ “ılımlı”, “değişim” mesajları verirken, HTŞ ile temas/görüşme için Batılı emperyalistler sıraya girmiş durumda. Şam’a heyet üzerine heyet gidiyor! Erdoğan Suriye’de “yeni rejimini inşasında”  T.C.’nin doğrudan yer alacağını ilan ediyor.

Yıkılan Esad rejiminin temel dış dayanakları olan iki güç, Rusya ve İran uluslararası gelişmeler ve içteki kendi zorlukları sonucu isyancılar karşısında rejimi koruma siyasetlerini bıraktılar. Rejimin çöküşü bu iki güç için en azından kısa vadede Suriye’deki güçlerini kaybetme, yeni kurulacak rejim konusundaki pazarlıklarda belirleyici söz sahibi olmaktan uzaklaşma anlamına geliyor.

Emperyalizmde belirleyici olan dostluk değil çıkarlardır. Çıkarlar neyi gerektiriyorsa o yapılır. Onlar için rejimin/örgütün niteliği, amacı vb. hiç de önemli değildir. Emperyalistler, kontrol dışına çıkmadığı sürece bu örgütleri kendi çıkarları için, birbirlerine karşı kullanıyorlar. Yıkılmış Suriye’nin inşası, Esad döneminde etkileri sınırlı olan batılı emperyalist güçlere yeni fırsatlar sunuyor.

Suriye pastasından pay kapmak için dalaşıyorlar. Çıkarlar söz konusu olduğunda dünün teröristleri, bugünün “değişmiş” pazarlık ortakları olabiliyor. Şimdi Suriye’de olan budur.

Yeni Suriye’nin geleceğinin nasıl şekilleneceği konusunda tartışmalar yürüyor, gerek Türk devletinin ve gerekse bölgede bulunan ülkelerle emperyalist güçlerin sürece müdahale çabaları, bu yönde yürüyen trafiği sürüyor.

Rojava

Türk devleti Suriye’deki gelişmelerden doğan fırsatı, Kuzey ve Doğu Suriye’de (Rojava) Özerk Yönetimi tamamen ortadan kaldırmak için kullanmak istiyor.

Türk devleti Fırat Kalkanı 2016, Zeytin Dalı 2018, Barış Pınarı 2019 adını verdiği askeri işgal harekâtları ile Rojava’nın bir bölümünü işgal etmişti.

Suriye’de içsavaşın başlaması ertesinde Rojava’da doğan iktidar boşluğundan, PYD (Demokratik Birlik Partisi) önderliğindeki Kürt ulusal hareketi yararlanarak, burada kendi önderliğinde, bölgede yaşayan diğer etnik grupları dışlatamayan özerk-demokratik bir yönetim kurdu.

Burada halk PYD/YPG önderliğinde IŞİD’in saldırısına karşı yiğitçe direndi. IŞİD’e karşı mücadelede binlerce insan yaşamını yitirdi. IŞİD’e karşı mücadele içinde, başta ABD olmak üzere Batılı emperyalist güçler PYD ve onun silahlı örgütü Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) destek verdiler. PYD/YPG –daha sonra onların önderliğinde hareket eden SDG (Suriye Demokratik Güçleri)– Suriye’deki savaşta ABD’nin ve Batılı emperyalistlerin alandaki müttefiki hâline geldi. Süreç içinde Güney Kürdistan’dakine benzer bir yapı ortaya çıktı. Batı Kürdistan’da ABD ve Batılı emperyalistlerin desteğinde adı konmamış bir devlet yapısı oluşturuldu.

Söz konusu devletin kuruluşu nasıl olursa olsun, önderliği nasıl olursa olsun, Türk devleti bu oluşumdan rahatsızdır.   Yanı başında, “terör koridoru” olarak gördüğü, savaştığı PKK çizgisinde özerk bölge, istemiyor, bunun bir Kürt devletine gelişmesinden korkuyor.

Ne Türkiye, ne de HTŞ yeni Suriye’de Kürtlerin geniş bölgesel özerklik haklarına sahip olduğu bir  federal yapı da istemiyor.

Bu yüzden Rojava’da Kürtlerin elde ettiği demokratik kazanımlar tehlikededir.

Türk devletinin desteklediği, eğittiği, silahlandırdığı SMO özerk yönetim alanlarına saldırıyor. Tel Rıfat, Menbiç kent merkezi ele geçirildi. Tişrin barajı ve Karakozak Köprüsü çevresinde SDG ile SMO arasında çatışmalar devam ediyor. TSK topçu atışları, SİHA ve savaş uçakları ile bölgeyi bombalıyor.

ABD, şimdilik kendi çıkarları gereği bütünüyle terk etmediği “müttefiki”  SDG ile T.C. ve onun vekil gücü SMO arasında çatışmaların sona erdirilmesi için görüşmeler yapıyor.

AKP/MHP iktidarı ABD ile görüşmeler/pazarlık yapmasının yanı sıra Rojava’da YPG/SDG’ye silah bırakmasını dayatıyor.

Baskılar, hazırlıklar, askerî harekât tehdidi karşısında SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi de yer yer geri adımlar içeren önerilerde bulunuyor.

Abdi yaptığı açıklamalarda Kobanê’nin silahlardan arındırılmasını önerdi. PKK kadroları dâhil yabancı savaşçıların Suriye’den çıkabileceğini, sınır kapılarını Şam’daki hükümete bırakabileceklerini söyledi.

Suriye’nin birliği ve bütünlüğünden yana olduklarını, ayrılık veya federalizm peşinde koşmadıklarını, SDG’nin müzakereye dayalı uzlaşmayla Suriye ordusunun bir parçası olabileceğini söyledi. Buna zemin olacak talepleri de şöyle sıraladı: Suriye’nin demokratik çoğulculuk ilkeleri temelinde adem-i merkeziyetçi bir sistem, merkezden yerel meclislere yetki devri, Kürtler ve diğer azınlıkların haklarını garanti altına alan bir anayasa.

Mazlum Abdi’nin bu önerilerine Türk devleti sıcak bakmıyor.

Türk devleti SDG’ye Suriyeli olmayanların, YPG yönetim kademesinin Suriye’yi terk etmesini,  Suriyeli olanların silah bırakmasını dayatıyor.

Diğer yandan SDG ile HTŞ arasında başlayan görüşmeler ise sürüyor.

Görüşmelere dair açıklama yapan SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, son dönemde yapılan görüşmelerde önemli ilerlemeler kaydedildiğini, geçiş hükümeti başkanı Ahmed Şara ile gerçekleştirilen uzun görüşmelerde stratejik konularda mutabakat sağlandığını söyledi.

“Suriye’de tek bir ordunun olması ve SDG’nin bu ordunun parçası olması konusunda prensipte anlaşma sağlandı. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve parçalanmanın reddedilmesi konularında görüş birliğine varıldı. Diyalog sürecinin güçlendirilmesi ve siyasi çözüm konusunda ortak irade ortaya kondu. IŞİD’le mücadele ve Hol Kampı gibi kritik konularda işbirliği yapılması planlanıyor. Til Koçer ve Kamişlo sınır kapılarının açılması için çalışmalar yürütülecek.” (rudaw.net)

SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ocak ayı içinde Erbil’de Mesut Barzani ile görüştü. Görüşmeden sonra her iki taraf ta olumlu açıklamalar yaptı.

Barzani’nin “SDG ile görüşme ve ortak bir heyet kurma talebini kabul” eden Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) ile SDG arasında görüşmeler sürüyor. Temel amaç “Rojava adına birleşik bir heyet oluşturmak, Suriye Geçiş Hükümeti ile müzakerelerde ortak tutum almaktır.”

Kürdistan’da gelişmeler Kürtlerin ulusal birliğini dayatıyor.

Rojava’da özerk yönetimin korunması, kazanılmış hakların yitirilmemesi, Kürdistan parçalarında Kürtlerin statü kazanması için Kürtlerin ulusal birliğinin sağlanması acil ihtiyaçtır.

Zira Kürtlerin ulusal birliği sağlanmadan, burjuva anlamda da bir “kurtuluş” mümkün değildir. Bu yüzden değişik Kürt örgütlerinin aralarındaki çelişmeleri barış içinde çözmeleri, birbirleriyle dayanışmaları, güç birliği olağanüstü önemdedir. Biz bu bağlamda değişik Kürt örgütlerinin yaptığı birlik çağrılarını ve bu yöndeki girişimlerini, görüşmelerini olumlu buluyoruz.

2-Bu dönemde Türkiyeli devrimcilerin önünde duran görevler nelerdir? Bu görevlerin içinde hangi temellerde kurulacak eylem birliklerini bir ihtiyaç olarak görüyorsunuz?

Bu dönemde Suriye ve Rojava’ya yönelik devrimcilerin görevi, sömürgeci Türk devletinin Rojava’ya yönelik saldırılarına, Suriye topraklarındaki işgaline karşı çıkmak, mücadele etmek, işgal edilen alanlardan Türk ordusunun derhal geri çekilmesi için mücadele olmalıdır. Her zaman baş düşmanın içeride olduğu gerçeğini unutmamalıyız.

Rojava’da yaşayan halkların kendi özyönetimlerini kurmaları ve kendi kaderlerini belirlemeleri onların en demokratik doğal hakkıdır. Rojava halkı nasıl yaşayacağına kendisi karar vermelidir.

Rojava ile dayanışmak, Rojava’ya yönelik saldırılara karşı çıkmak, saldırıların kayıtsız koşulsuz derhal durdurulması, işgal edilen alanlardan Türk ordusunun geri çekilmesi talebiyle eylemler yapılmalıdır.

Rojava’daki özerk-demokratik yapıya yönelik saldırılara karşı çıkarken, aynı zamanda emperyalistlerden dost olmayacağı gerçeğini hep yeniden hatırlatmamız gerekiyor. Bugünkü dönemde, emperyalist büyük güçlerden birisinin Kürtlerin arkasında durmadığı sürece bir Kürt devletinin kurulma şansı yoktur. İsrail, bir Kürt devletinin kurulma zamanının geldiğini deklere etmiştir. ABD ise henüz kararını vermemiştir.

Rojava’ya karşı savaş, Kürt halkına karşı savaş, aynı zamanda bütün milliyetlerden halklara karşı savaştır. İşçilere, emekçilere karşı savaştır. Türk işçileri, emekçileri bu haksız sömürgeci savaşa dur demekte en büyük sorumluluğa sahiptir.

Suriye’de çeşitli ulus ve milliyetlerden işçiler, emekçiler, ezilenler, halklar için tek çözüm,  ulusların ayrılma hakkına sahip olduğu, özgür bir ortamda tüm milliyetlerin eşit koşullarda yan yana yaşadığı, demokratik federatif bir Suriye devletidir.

Suriye’de gerçek çözüm; ne faşist Baas diktatörlüğünde, ne de İslam soslu gerici faşist bir diktatörlükte değil, işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin kendi iktidarında, halk demokrasisinde/sosyalizmdedir!

***

Kuzey Kürdistan/Türkiye’de siyasi gelişmeleri belirleyen hâlâ egemen sınıfların kendi aralarındaki iktidar dalaşıdır. Bu iktidar dalaşında egemenler Recep Tayyip Erdoğan iktidarının sürmesinden yana olanlar, ne olursa olsun, nasıl olursa olsun RTE iktidarının yıkılmasından yana olanlar biçiminde ikiye ayrılmış durumda. Siyasi gelişmeleri egemenler arasındaki bu iktidar dalaşı belirliyor. Toplumdaki kutuplaşma iktidar dalaşının bir yansımasıdır.

Günümüzde devrimci hareketin yaşadığı zayıflık, güce tapmayı da beraberinde getiriyor. Bugün kuyrukçuluk, kuyruğa takılma modadır. Devrimci örgütlerin önemli bölümü “Erdoğan gitsin biraz nefes alalım” modunda anti-Cumhur İttifakı’nın kuyruğuna takılmış durumdadır.

Devrimci hareket, kendi bağımsız siyasetini yaratma, geliştirme görevine sahiptir. Devrimci hareketin görevi, “kolera ile veba arasında bir tercih” yapmak değildir. Devrimci hareket, mücadelenin sivri oklarını sadece AKP/MHP iktidarına yöneltmekle kendisini sınırlamamalıdır.

İşçilerin, emekçilerin, halkların, ezilenlerin sınıf düşmanı yalnızca AKP/MHP/Erdoğan iktidarı değil, adı ne olursa olsun, kimin önderliğinde olursa olsun, bir bütün olarak burjuvazinin iktidarı ve onun devletidir. Biz Cumhur İttifakı’nın iktidarına karşı olduğumuz gibi burjuva muhalefetin iktidarına da karşıyız.

Cumhur İttifakı ile diğer bir ifadeyle AKP/MHP ile burjuva muhalefet arasında özde bir fark yoktur.  Aralarındaki kavga devleti yönetme, devlet nimetlerinden yararlanma kavgasıdır.

Devrimci gruplar burjuvazinin kendi içindeki iktidar mücadelesinde taraf tutmamalı, bağımsız sınıf mücadelesi ısrar etmeli, kendi güçleri ile hareket etmeli, yan yana gelmeli, adı ne olursa olsun ortak tutum almalıdır.

Yeni Dünya İçin Çağrı olarak bu doğrultuda geçmişte çaba gösterdik. Göstermeye devam ediyoruz. Başka devrimci gruplar da bu doğrultuda girişimlerde bulundu. Çaba gösterdi. Fakat bu yönlü çabaların/girişimlerin hiç biri başarıya ulaşmadı.

Asgari müşterekler doğrultusunda, eylemde birlik propaganda ve ajitasyonda serbestlik ilkesi doğrultusunda devrimci gruplar arasında eylem birliklerinin kurulmasından yanayız. Bu doğrultuda kurulacak eylem birliklerine katılmaya, destek vermeye hazırız.

AKP/MHP iktidarına karşı mücadele eden burjuva muhalefetin kuyruğuna takılmayı/payandası olmayı reddediyoruz. Egemenler arasındaki iktidar mücadelesinden bağımsız sınıf mücadelesinden yanayız.

İşçi sınıfı ve emekçiler egemen sınıfların kendi içindeki iktidar dalaşının bir parçası olmamalıdır. İşçi sınıfı ve emekçilerin kendi sınıf çıkarları vardır. Onlar kendi sınıf çıkarlarını merkeze koyan bir mücadele yürütmeli, kendi iktidarları için mücadele etmelidir. Egemen sınıflar içindeki mücadelede bir tarafın kuyruğuna takılmanın çözüm olmadığını görmelidir.

Fakat bu görme işi kendiliğinden olmaz!

Marksizm Leninizm bilimi ile donanmış, işçi sınıfının en fedakâr en ileri unsurlarını içinde barındıran bir öncü parti, gerçek bir Komünist Parti sınıf içinde yürüteceği sürekli ve sistemli bir çalışma ile bu gerçekleri işçi sınıfına taşır. İşçi sınıfı gerçekleri, bu siyaset ile görür, aydınlanır. İşçi sınıfına taşınacak doğru görüşler ile böyle süreç içinde “kendiliğinden sınıf” olmaktan çıkar, “kendisi için sınıf” olarak hareket etmeyi öğrenir.

İşçi sınıfı içinde sağlam köklere sahip, ideolojik berraklığa ve doğru bir siyasi çizgiye sahip, kendini bütün oportünist akım ve örgütlerden kesin çizgilerle ayıran gerçek komünist partinin inşası, işçilerin emekçilerin ayaklanmalarına doğru bir önderlik sunabilmek için kavranacak esas halkadır. Bunun olmadığı yerde devrimler yarı yolda kalmaya mahkûm olur.

Devrimin öznesi olan kitleler harekete geçtiğinde/ayaklandığında, hazırlıksız yakalanmamak için komünist devrimcilerin görevi komünist parti inşasının esas görev olduğunu kavramak ve ona uygun pratiği geliştirmektir.

4 Şubat 2025

Yeni Dünya İçin Çağrı