Mayıs 1913’te, bolşeviklerin aylık dergisi Prosveshcheniye’de (Aydınlık) yayımlandı
V. I. Lenin
Bir likidatör (tasfiyeci) olan A. Yermansky, Nasha Zarya’da, büyük ticaret ve sanayi burjuvazisinin siyasal rolü meselesinde onun (ve Guşka’nın) bakış açısına yönelttiğim eleştirilere karşı, çok büyük bir öfke kustu.
Bay Yermansky, ağzına geleni söyleyip eski “hakaretleri” hatırlatarak (1907’de Petersburg Sosyal Demokrat örgütünü bölmeye çalışan ama bunda başarısız olan Bay Dan ve arkadaşlarına yöneltilmiş sözde “hakaret” de buna dâhil), meselenin asıl özünü gizlemeye çalışıyor.
Ancak Bay Yermansky’nin, tasfiyecilere yöneltilmiş, güya hak edilmemiş “hakaretleri” ve uğradıkları yenilgileri hatırlatarak, bugünkü tartışmanın özünü örtmesine izin vermeyeceğiz.
Çünkü bu tartışma, binbir farklı nedenle sürekli yeniden gündeme gelen, son derece önemli bir ilkesel sorunla ilgilidir.
Daha açık söylemek gerekirse mesele, Marksizmin liberalce tahrif edilmesi; sınıf mücadelesine ilişkin marksist, devrimci kavrayışın yerine liberal bir kavrayışın ikame edilmesidir. Biz, marksistler ile tasfiyeciler arasındaki bütün tartışmaların ideolojik temelini oluşturan bu noktayı açıklamaktan asla yorulmayacağız.
Bay A. Yermanskiy şöyle yazıyor:
“ ‘Marksist’ Ilyin, sanayi örgütlerinin faaliyetlerinde benim [Yermansky] yazımda betimlediğim biçimiyle — ‘ulusal (hatta kısmen uluslararası) ölçekte’ bir sınıf mücadelesi görmeyi reddediyor. Peki neden? Çünkü burada, ‘ulusal ya da devlet ölçeğinde olanın temel niteliği’ olan şey, yani devlet iktidarının örgütlenmesi ‘yok’.” (Nasha Zarya, s. 55)
İşte, meselenin özünün bizzat, bu özden kaçmak için mümkün olsun olmasın her yolu deneyen Bay Yermansky tarafından teşhiri! Her ne kadar beni görüşlerini çarpıtmakla ve akla gelebilecek tüm “ölümcül günahlarla” suçlasa da, ne kadar kıvranıp dursa da, hatta 1907’deki bölünmeyi hatırlatıp oraya sığınmaya çalışsa da, hakikat eninde sonunda ortaya çıkacaktır.
Bundan dolayı savım açıktır: Ulusal ölçekte belirleyici unsur, devlet iktidarının örgütlenmesidir.
Bu görüşü paylaşmıyor musunuz, öfkeli muhalifim? Bunun tek marksist görüş olduğunu düşünmüyor musunuz?
Öyleyse neden bunu açıkça söylemiyorsunuz? Neden yanlış bir görüşün karşısına doğru bir görüş koymuyorsunuz? Eğer “ulusal ölçekte olanın temel belirleyeni devlet iktidarının örgütlenmesidir” görüşü, sizin gözünüzde yalnızca tırnak içinde bir Marksizm ise, neden benim hatamı göstermiyor ve marksizmi nasıl anladığınızı açık, net ve kaçamaklara başvurmadan ortaya koymuyorsunuz?
Bu soruların yanıtı, Bay A. Yermansky’nin yukarıda aktarılan pasajın hemen ardından yazdıklarına bakıldığında, okur için zaten açık hâle gelecektir:
“Ilyin, büyük Rus burjuvazisinin kendi sınıf mücadelesini farklı bir şekilde yürütmesini, tüm devlet sistemini değiştirmeye çalışmasını istiyor. Ilyin bunu istiyor, burjuvazi istemiyor —ve elbette suçlu, ‘sınıf mücadelesinin marksist anlamdaki kavrayışını liberal bir kavrayışla ikame eden’ ‘tasfiyeci’ Yermansky oluyor.”
İşte Bay Yermanskiy’nin tiradı bütünüyle budur; bu da, suçüstü yakalanmış kaçak bir tasfiyecinin resmidir.
Onun neyden kaçtığı açıktır.
Bay A. Yermansky, meselenin özünü eksiksiz olarak ifade ettiğimi kabul etmek zorunda kalmıştır.
Ve Bay Yermansky, yakalandığını anlayarak cevap vermekten kaçmaktadır!
Suçüstü yakalanmış olan Bay Yermansky, bu nedenle, benim ortaya koyduğum temel belirleyenin doğru olup olmadığı sorusundan kaçmakta; bu sorunun üstünden atlayıp, “Ilyin’in ve burjuvazinin neyi ‘istediği” sorusuna dönmektedir. Ama Bay Yermansky ne kadar cesur, ne kadar gözü pek zıplarsa zıplasın, suçüstü yakalandığı gerçeğini örtemez.
Sevgili muhalifim, sınıf mücadelesi kavramı üzerine bir tartışma ile “isteklerin” ne ilgisi var?!Benim sizi, marksist kavrayışın yerine liberal bir kavrayışı koymakla suçladığımı ve sınıf mücadelesinin ulusal ölçekte ele alınışında, devlet iktidarının örgütlenmesini marksist kavrayışın temel belirleyeni olarak ortaya koyduğumu kabul etmek zorunda kalmıştınız.
Bay A. Yermansky, öfkeli olsa da o kadar beceriksiz bir polemikçidir ki, bizzat kendi örneğiyle, genel olarak tasfiyecilik ile özelde Yermansky’nin kendi yanlışları ve bunların sınıf mücadelesine dair liberal kavrayışla arasındaki bağı net bir şekilde açıkladı.
Sınıf mücadelesi meselesi, marksizmin temel sorularından biridir. Bu nedenle, sınıf mücadelesi kavramı üzerinde biraz daha ayrıntılı durmak yerinde olacaktır:
“Her sınıf mücadelesi, siyasal bir mücadeledir.” Oportünistlerin, liberalizmin görüşlerinin kölelerinin, Marx’ın bu derin sözlerini yanlış anladığını ve bu sözlere çarpıtılmış bir anlam yüklemeye çalıştıklarını biliyoruz. Örneğin Ekonomistler, tasfiyecilerin abileri, bu oportünistler arasındadır. Ekonomistler, sınıflar arasındaki her mücadelenin siyasal bir mücadele olduğuna inanıyorlardı. Bu yüzden de, rublede beş kopek ücret artışı için verilen mücadeleyi “sınıf mücadelesi” olarak kabul ediyor; fakat daha yüksek, daha gelişmiş, ulusal ölçekte bir sınıf mücadelesini — yani politik hedefler uğruna verilen mücadeleyi — tanımayı reddediyorlardı. Dolayısıyla, Ekonomistler, sınıf mücadelesinin ilkel biçimini kabul etseler de onun gelişmiş biçimini kabul etmiyorlardı. Başka bir deyişle, sınıf mücadelesinin yalnızca liberal burjuvazinin hoş görebileceği kısmını tanıyor; liberallerden bir adım daha ileri gitmeyi reddediyor; liberaller için kabul edilemez olan sınıf mücadelesinin daha üst biçimini reddediyorlardı. Ekonomistler böyle yaparak liberal işçi siyasetçileri hâline geldiler. Ekonomistler, böyle yaparak sınıf mücadelesine ilişkin marksist, devrimci kavrayışı reddettiler.
Devam edelim. Sınıf mücadelesinin gerçek, tutarlı ve gelişmiş bir hâl alması için yalnızca siyasetin alanına girmesi yeterli değildir. Siyasette kendini küçük meselelerle sınırlamak da mümkündür; işin derinlerine, en temeline kadar inmek de. Marksizm, ancak siyasete yalnızca girmekle kalmayıp, siyasetin en belirleyici unsuru olan devlet iktidarının örgütlenmesini mücadelenin merkezine aldığında, bir sınıf mücadelesini tam anlamıyla gelişmiş, “ulusal ölçekte” bir mücadele olarak tanır.
Öte yandan liberaller, işçi sınıfı hareketi biraz güç kazandığında, artık sınıf mücadelesini bütünüyle inkâr etmeye cesaret edemezler; ama bu kez de sınıf mücadelesi kavramını daraltmaya, budamaya ve etkisizleştirmeye girişirler. Liberaller, sınıf mücadelesinin siyasal alanda varlığını tanımaya da hazırdır — ama tek bir koşulla: Devlet iktidarının örgütlenmesi, bu alanın dışında tutulacaktır. Sınıf mücadelesi kavramının bu liberal çarpıtmasının, burjuvazinin hangi sınıfsal çıkarlarından yola çıktığını anlamak zor değildir.
İşte tam da bu noktada, Bay Yermansky ılımlı ve titiz bir devlet memuru olan Guşka’nın çalışmalarını ısıtıp sunduğunda, onunla dayanışma sergilediğinde, sınıf mücadelesi kavramının liberalce budanmış hâlini fark etmediğinde (ya da fark etmek istemediğinde mi?), ben de Bay Yermansky’nin teoriye ve genel ilkelere karşı işlediği başlıca günahı açıkça ortaya koydum. Bay Yermansky buna öfkelendi; küfür etmeye, kıvranmaya başladı — çünkü söylediklerimi çürütmesi mümkün değildi.
Bu tutumuyla Bay A. Yermanskiy, polemik yürütme konusundaki beceriksizliğini son derece açıklıkla kanıtladı! “Ilyin istiyor, burjuvazi istemiyor” diye yazdı. Proletaryanın (marksizm) ve burjuvazinin (liberalizm) bakış açılarının hangi özelliklerinin bu farklı “istekleri” ortaya çıkardığını artık biliyoruz.
Burjuvazi, sınıf mücadelesini engellemek, kavrayışı çarpıtmak ve onun keskin yanını köreltmek “ister”. Proletarya ise, bu aldatmacanın açığa çıkarılmasını “ister”.
Bir marksist, burjuvazinin sınıf mücadelesi hakkında marksizm adına söz alan herkesten şunu talep eder: Burjuva sınıf mücadelesi anlayışının darlığını — hatta bencil darlığını — açıkça teşhir etmeyi; yalnızca rakamlar sıralamakla, “büyük” sayılar karşısında kendinden geçmekle yetinmemeyi. Liberalin “istediği” ise şudur: Burjuvaziyi ve onun sınıf mücadelesini, bu darlığı gizleyecek, mücadelenin “temel” ve en önemli unsurunu dışarıda bıraktığını perdeleyecek biçimde değerlendirmek.
Bay A. Yermanskiy, Bay Guşka’nın ilginç olmakla birlikte ideolojik bakımdan boş — ya da en iyi ihtimalle kölece derlenmiş — istatistiklerini liberal bir tarzda ele alırken suçüstü yakalanmıştır. Bu durum açığa çıkınca, Bay A. Yermansky için geriye küfretmekten ve kıvırmaktan başka bir şey kalmamıştır.
Şimdi Bay A. Yermansky’nin yazısına, kaldığımız yerden devam edelim:
Aslında, Ilyin, somut durumun tahlilini, kendi nitelemeleri ve ayrıca [!!] büyük Fransız Devrimi tarihinden çekilmiş çocukça modellere yaslanan bir klişe kalıpla değiştiren tek kişidir.”.
Bay A. Yermansky öyle bir çıkmazın içine düştü ki, kendini “yok etme” konusunda giderek pervasızlaşıyor! Büyük Fransız Devrimi’nin “basmakalıp yargılarına” yönelttiği bu öfkeli çıkışın, kendi liberalizmini ne ölçüde açığa vurduğunu ise fark edemiyor.
Sevgili Bay Yermansky, (bir tasfiyeci için ne kadar güç olursa olsun) şunu anlamanız gerekir: “somut durumun tahlili”, onu nitelendirmeden, yani marksist, liberal ya da gerici vb. bir perspektiften değerlendirmeden mümkün değildir!
Siz, Bay Yermansky, “makbul” bir memur olan Guşka’nın o “tahlilini” liberal bir tarzda nitelendirdiniz ve nitlendiriyorsunuz; ben ise onu marksist bir tarzda nitelendiriyorum.
Meselenin özü işte budur. Eleştirel çözümlemenizi devlet iktidarının örgütlenmesi meselesinin eşiğinde bırakarak, sınıf mücadelesine dair kavrayışınızın liberal sınırlarını bizzat kendiniz kanıtladınız.
Gösterilmesi gereken budur!
Büyük Fransız Devrimi’nin “basmakalıp yargılarına” yönelttiğiniz bu taarruz, sizi tam anlamıyla ele veriyor. Herkes şunu kolayca anlayabilir ki, basmakalıp yargıların ya da bir Fransız modelinin bu meseleyle hiçbir ilgisi yoktur; örneğin o dönemde, özellikle politik grevlerin ve direnişlerin, bu tür “basmakalıp yargı ve model” koşullarında var olamazdı ve olmadı da.
Asıl mesele şudur: Siz tasfiyeci olduğunuzda, toplumsal olayları değerlendirirken devrimci bakış açısını nasıl uygulayacağınızı unuttunuz. Sorun tam olarak burada yatıyor. Marx, düşüncesini elbette 18. yüzyılın sonlarından alınmış “basmakalıp yargılara ve modellere” sınırlamış değildi; fakat benimsediği bakış açısı her zaman devrimciydi. Sınıf mücadelesini her daim en derin düzeyde, her daim mücadelenin “esaslarına” dokunup dokunmadığını açığa çıkararak, her daim düşüncedeki her türlü ürkekliği, gelişmemiş, iğdiş edilmiş, bencilce çarpıtılmış sınıf mücadelesini gizlemeye yönelik her girişimi acımasızca teşhir ederek değerlendirirdi (o “öğrenilmiş” kelimeyi tercih ederseniz, “nitelendirirdi”, sevgili Bay Yermansky!).
18. yüzyılın sonundaki sınıf mücadelesi, bize bu mücadelenin nasıl siyasallaşabileceğini ve gerçekten “ulusal ölçekte” biçimlere nasıl ulaşabileceğini göstermiştir. O günden bu yana ise, kapitalizm de proletarya da muazzam ölçüde gelişmiştir. Eski “modeller”, örneğin, benim yukarıda kısmen işaret ettiğim mücadelelerin yeni biçimlerinin tahliline hiçbir engel oluşturmaz.
Marksistin bakış açısı ise, yüzeysel bir “değerlendirme” değil, daima derinlikli bir “tahlil” gerektirir; daima liberal çarpıtmaları, tefritleri ve korkakça gizlemeleri açığa vurur.
Bay Yermansky’yi; tasfiyecilerin, sınıf mücadelesine dair marksist kavrayışın yerine liberal bir kavrayışı nasıl ikame ettiklerini — ve toplumsal olayları devrimci bakış açısından incelemeyi nasıl unuttuklarını — bu denli özverili ve parlak biçimde ortaya koyduğu için tebrik edelim.










