Köz’ün arkasında duran komünistler, komünistlerin parti birliğini bir kuruluş kongresiyle sağlamaya çalışıyor. “Yaşasın Komünistlerin Birliği” şiarındaki komünistler sadece ve esas olarak Köz’ün arkasında duranlara işaret etmez. Söz konusu olan komünistler, dışımızdaki komünistlerdir. Mesele böyle tanımlandığında karşımıza ilk çıkan soru: “Birleştirmek istediğiniz komünistler kim?” sorusudur. Bu soruyu “Çağrınızın muhatapları kim?” sorusu olarak da yöneltmek mümkün. “Bütün Ülkelerin Komünistleri Birleşin!” broşüründe bu soru sola müdahale ederek, sol hareket içindeki “devrimci ve proleter, burjuva ve liberal kanatların” birbirinden ayrışmasını ve ayrışanların Köz’ün arkasında durmalarını sağlayarak diye yanıtlanmıştı. O gün bugündür “muhatap yaratma sorunu” gündemimizde. Sola müdahale, sol içinde devrimci ayrışmalar yaratma sorunuyla iç içe ele alınmıştır.

“Yaşasın Komünistlerin Birliği!” çağrısının ne anlama geldiğini potansiyel muhataplarımıza anlatma konusunda eksikliklerimiz, hatta yanlışlarımız vardır. Bu durumun “Yaşasın Komünistlerin Birliği!” çağrısının bir kongre örgütleme çağrısı olmasıyla yakından ilişkisi var. Yaşadığımız topraklarda kongre bir örgütün tabanının sesini duyurduğu, kadroların birbiriyle hesaplaştığı bir mekanizma yahut uyulması gereken bir formalite ya da önceden alınmış kararları tasdik eden bir süreçtir. Bu kavrayışa göre komünist partinin kuruluş kongresi eğer bu partiyi kuracak unsurların birbiriyle hesaplaştığı yıkıcı bir süreç olmayacaksa, bu kongrenin bir birlik ve beraberlik kongresi olabilmesi için, tüm kritik kararları kongre öncesinde almak, kongreye bir mutabakat protokolüyle gitmek gerekir. Kavrayış böyle olunca, bir partinin kuruluş kongresinden önce kurulacak partinin programının, tüzüğünün, temel taktik tezlerinin belli olması, tüm bunların yine kongreden önce kongreyi örgütleyecek güçler tarafından bağlanmış olması beklenmektedir.

Tam da bu nedenle bizim “Bütün Ülkelerin Komünistleri Birleşin!” çağrımızı duyup bunun bir kongre çağrısı olduğunu idrak edenler öncelikle kongre öncesi birbiriyle anlaşıp bir protokol imzalayacak güçlerin kimler olduğunu soruyorlar. Sorulan ikinci soru ise bu kongrenin hangi zeminde gerçekleşeceğine, yani protokol maddelerinin neler olduğuna dairdir. Bizim bu soruları yanıtlarken muhataplarımızı kendimizin yaratacağını savunmamız, referans olarak Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresinin tezlerinden söz etmemiz bu peşin yargıların filtresinden geçirilerek anlaşılmaktadır. Bizim kongre çağırımız, bu kesimlere göre tuhaf bir çağrıdır. Zira birincisi ortada protokolü imzalayacak muhataplar yoktur. İkincisi çağrımız daha baştan reddedilmesi gereken bir çağrıdır, çünkü protokol koşulları -ilk dört kongre kararları- ileride gelmesi umulan muhataplara peşinen dayatılmıştır. Hal böyle olunca “parti kuruluş kongresini birlikte örgütleyelim!” çağrısı, her şeyi bizim tarafımızdan hazırlanmış bir kongre sürecini, ortak bir süreç olarak sunan şikeli bir çağrı olarak kavranmaktadır.

Referansların bir adım ilerisine gidip amaç, ilke ve öncelikler metnimizle, emperyalist savaştan ulusal soruna dair muhtelif programatik konulardaki broşürlerimizle, gazetede siyasal konularadair yürüttüğümüz polemiklerle karşılaşanların bu fikirleri pekişmekte, bizi daha da samimiyetsiz bulmaktadırlar. Zira hakim anlayışa göre bu kadar konuda görüş ürettiğimize göre zaten bir programımızın olması gerekir. Tüm bu konulara dair yayınladığımız görüşler sadece programımızın değil programa bağlı bulunarak şekillenmesi gereken siyasal tezlerimizin de mevcudiyetinin kanıtıdır. Bu anlayışa göre programı, temel siyasi tezleri varken yokmuş gibi yapmak samimiyetsizliktir ve farklı hesaplara işaret eder. Bu türden bir çağrıya yanıt vermeye bile gerek yoktur. Bu sorunu çözmek için ilk akla gelen çözüm siyasi konularda köşeli görüşler üretmekten kaçınmaktır. Bu tercih nihayetinde siyasi faaliyetten uzak durmayı da zorunlu kılar. Bir sonrakiadımı ise programatik konuların hiçbiri hakkında görüş bildirmemek ve genel bir “komünistlerin birliği” çağrısıyla birlikçilik yapmaktır.

Kongre Anlayışımız

Köz’ün arkasında duran komünistlerin kongre anlayışı ise bu hakim kavrayıştan tümüyle farklıdır. Referanslara ve kongre öncesindeki politik faaliyete bakışımız da yine bu nedenle soldaki hakim bakıştan farklılık gösterir. Kongre önceden hazırlanmış kararları onaylayan bir merci değil, program ve tüzük de dahil olmak üzere, bu kararları üreten bir mekanizmadır. Bu nedenle kongreye istenmeyen sürprizleri engellemek için önceden anlaşmalar yaparak gitmek kongre kurumunun içini boşaltır. Kongre ortak bir iradedir, ortak bir irade olduğu için de belirsizlikler içerir.

Kongreye güvenmek bu ortak iradeye güvenmektir. Kongrenin belirsizlikleri bu anlamda tolere edilebilir belirsizliklerdir. Zira kongrenin harcı, yani kongre örgütleyenlerin bir arada tutan temeller, prensipler, ortaklıklar kongrenin şu ya da bu konuda aldığı kararlara dair anlaşmazlıklardan, muhtelif sorunlara dair farklı düşüncelerden daha önemlidir, farklı niteliktedir.

Söz konusu olan devrimci bir parti olduğu zaman bu temeller partinin programının ve tüzüğünün ilke ve esaslarıdır, partinin örgütlerinin amacına uygun işlediğine dair ortak inanç ve partinin bir dava uğruna mücadele eden eylemli kararlılığıdır. Bu bakımdan devrimci bir partinin kongresinde kongre kararlarına dair görüş ayrılıkları bir örgütsel ayrılık nedeni olamaz.

Devrimci partinin kongrelerine önceden hazırlanmış protokollerle, değişmeyeceği fiilen güvence altına alınmış hazırlık kurulu rapor ve karar önerileriyle gidilmez. Bu şekilde işleyen bir parti siyasi canlılığını yitirmiş, ölü bir partidir. Bizim yaratmak istediğimiz partiyle hiçbir ilgisi yoktur.

Örgütlemek istediğimiz kuruluş kongresi böylesi bir parti kavrayışını temel almamaktadır. Bizim örgütlemek istediğimiz kuruluş kongresi parti programında kongre sürecinden önce anlaşmış olanların değil, kongre sürecinde hangi referanslarla tartışacağı konusunda anlaşmış olanların kongresidir. Bu türden bir kongre sürecinden önceki hazırlık sürecinde yürütülen siyasi faaliyetin, bu siyasi faaliyet içerisinde öne çıkarılan görüşlerin asıl işlevi de bu kongre sürecinin iradesine ipotek koyan, orada savunulması gereken tezleri üretmesi, yahut herkesi memnun edecek bir ortalama görüşe doğru yakınsaması değildir. Kongre sürecinin, bir dizi siyasi konuda, uygulanacak taktiklerde görüş ayrılığı taşıyan örgütlü güçler tarafından örgütleneceği hesaba katılırsa, siyasi faaliyetin asıl işlevi kongre ve sonrası için gerekli siyasi harcı oluşturması, temel ilke ve referanslarda anlaşanların taktik sorunlara dair görüş ayrılıklarına rağmen birliklerini bozmayacaklarını lafta değil hayatta karşılığı olan bir doğruya çevirmesidir.

Bununla birlikte komünist bir partinin kuruluş kongresiyle, onun olağan kongreleri birbirleriyle aynı değildir. Elbette komünist bir partiyi kuracak olanlar, komünist bir partinin üzerinde mücadele edenler gibi ortak bir amaca sahiptir. Partili komünistler işçi sınıfının devrimci önderliğini kazanma amacında buluşmuşken, partiyi kurmak için toplanan komünistler komünist bir partiyi yaratma amacında buluşmuşlardır. Partili komünistler sınıf içindeki devrimci çalışmanın harcıylabirbiriyle bağlıdır, parti öncesi komünistler ise kongre öncesinde yürütülen politik faaliyetin bağı ve güveniyle hareket etmektedirler. Ancak benzerlikler burada biter. Zira komünist bir partinin ilkesel zemini, bağlandığı gelenek net ve köşeli bir biçimde tarif edilmiştir. Komünist partinin kuruluş kongresi ise bu temellere yaslanamaz, bu temelleri atmayı hedefler.

İkincisi, içinden geçtiğimiz dönem komünist hareketin yüz yıldır bir tasfiye sürecinden çıkamadığı, bölündüğü, bir önderlik boşluğu içinde bunaldığı, böylelikle burjuvazinin ideolojik ve siyasi etkisine daha açık bir dönemdir. Ortada komünist hareketin geçmişten bugüne sürekliliğini sağlayabilecek uluslararası yahut ulusal bir merkezin bulunmadığı koşullarda işçi hareketini devrimci ve reformist kutuplara bölmek, merkezcileri, revizyonistleri tarif etmek mümkün değildir. Böyle bir durumda kongreyi düzenleyenleri hizada tutacak siyasi, örgütsel yahut programatik bir otorite de söz konusu olamaz.

“Hareketimiz”

Bu anlamıyla durumumuz Lenin’in “hareketimiz” diye tarif ettiği ve o dönemde sadece bolşevikleri değil RSDİP’e aidiyet hisseden, RSDİP’in hareket ettirdiği çok daha geniş bir kesimi kapsayan “sosyal demokrat hareketin” Rusya’daki durumuna benzer. Lenin “saflarımızda büyük bir kafa karışıklığı hüküm sürmektedir.”, “ayrık otlarını ayıklamalıyız” derken hareketin bu karışık durumuna işaret ediyordu. Ama Lenin’in ve yoldaşlarının önünde tüm bu kafa karışıklığı sürecinde örnek aldıkları uluslararası bir otorite olan Alman Sosyal Demokrat Partisi, SPD vardı. Komünist Enternasyonal’i kurarken de muzaffer bir devrime önderlik etmiş olmanın otoritesine yaslanabiliyorlardı. Bizim parti inşamızın farkı, rehber edindiği otoritenin SPD ile kıyaslanamayacak denli sağlam ve devrimci bir otorite olan Komünist Enternasyonal olmasıdır. Bununla birlikte rehberimizin sağlamlığı, onun artık hayatta olmadığı, hatta kararlarına ulaşmak için yine Lenin’in deyimiyle, “arkeolojik kazılar yapmak gerektiği” gerçeğini değiştirmiyor.

Bugünkü önderlik boşluğu bizim de kendimizi işçi hareketi içindeki diğer akımlardan net ve köşeli bir biçimde ayırt etmemizi, siyaset sahnesini komünistler ve reformistler, biz ve onlar diye bölmemizi mümkün kılmıyor. O bakımdan bizim de kendimizden ve bir parçası olduğumuz soldan söz ederken kelimenin geniş anlamıyla “hareketimiz”den söz etmemiz şart.

Bizim hareketimiz, yani sol hareket de Rus sosyal demokrasisi gibi büyük bir kafa karışıklığı içindedir. Rus sosyal demokrasisinde olduğu gibi hareketimizde de yaban otları vardır. Üstelikkafa karışıklığı daha büyüktür, yaban otları daha fazladır. Komünist Enternasyonal’in prestiji tartışılmaz olsa da, ilk dört kongre kararlarına saygıda kusur etmemiş akımlar, hayatı o noktada durdurmamış, geçtiğimiz yüz yıl içinde farklı farklı aidiyet ilişkileri kurmuş, siyasi sorunlara dair farklı tutumlar almış, farklı değerlendirmeler yapmıştır. Tam da bu nedenle Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongre kararlarının önceden hazırlanmış bir protokol metni olmadığını, siyasal sorunları ve tutumları mihengine vurarak tartıştığımız bir referans olduğunu söylemek doğrudur ama yeterli değildir. Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongre kararlarını referans alan bir kongre toplamak, bu kongreyi toplayanların kongrenin üreteceği temel programda ve taktik tezlerde anlaşmasını garantilemek anlamına gelmez. Tersinden aynı referanslarla tartışanların buradan farklı siyasal ve programatik sonuçlar çıkarmaları ve farklı istikamete gitmeleri de mümkündür. Dolayısıyla Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresini referans alarak bir kuruluş kongresi örgütlemek isteyenlerin önündeki süreç bir partinin olağan kongresinden çok daha açık uçludur.

Bu sürecin, her ne kadar sınanmış referanslara dayansa da, belirsizlikler içeren ve açık uçlu bir süreç olması, söz konusu parti inşa stratejisinin ilkelerden yoksun bir kumar olduğu anlamına gelmez. Tam tersine söz konusu stratejinin arkasında duranların referansları devrimci bir tartışma içinde ve komünist dayanışmayla kullanıp bu partinin kuruluş kongresine taşıyabileceklerine duydukları siyasi cesarete ve özgüvene işaret eder.

Parti İnşa Stratejmizin Muhtevasını Doğru Anlamak

Kongre sürecinin kavranışına dair tüm bu yanlış anlamaların üzerine durmak aslında parti inşa çağrımızın muhtevasının yanlış bir içerikte sunulmasının üzerinde durmak anlamına gelir. Söz konusu yanlışlara düşmemek için aşağıdaki üç hususun üzerinde ayrıntılı bir biçimde durulması şarttır.

Birincisi komünist bir partinin olmadığı koşullarda, işçi hareketinde komünistler ve reformistler diye bir bölme yapmanın, kendimizi diğer sol akımlardan bütün boyutlarıyla ve net bir biçimde ayırt etmemizin mümkün olmadığını vurgulamak gerekir. Bu anlamda genel olarak “hareketimiz”den ve onun sorunlarından söz etmemiz önemlidir. Bizi hareketimizin diğer bileşenlerinden ayırt eden iki temel unsur vardır: Komünist partinin kuruluş kongresinin sorumluluğunu birlikte örgütleme çağrımız ve bu partinin kongresine ilerlerken temel sorunlarımızı bu referansların mihengine vurarak tarif etme kararlılığı.

İkincisi, birlik çağrımıza iştirak etmenin şartının, şu ya da bu hususu peşinen kabul etmek değil, devrimci bir partinin sorunlarını bu referanslar ışığında, yani söz konusu kongrenin bağlamında, onun temel kaygılarını ve çözümlerini göz önünde tutarak, ele almak olduğunu unutmamaktır. Komintern’i kılavuz edinmenin programa, tüzüğe ve taktiğe dair tek tip kararlara varmayı garanti etmediğini daha baştan kabul etmeliyiz. Muhataplarımızı sonuçları peşinen belirlenmemiş, sonuçlarını komünist dayanışmayı temel alarak belirleyeceğimiz bir kongre sürecine davet etmeliyiz. Referanslarımızı bir kongre kaldıracı olmaktan çıkarıp, kongre sürprizlerine karşı bir güvence arayışına çevirmek parti inşa ve kongre örgütleme çağrımızın daha baştan ölü ve sadece tıpkı bizim gibi olanlara, yani bizimle tıpatıp aynı görüşleri savunanlarla, daha da kötüsü tıpkı bizim gibi olduklarına hükmettiğimiz muhataplarla sınırlı, mezhepçi bir çağrıya çevirecektir.

Nihayetinde hareketimizin tüm parçalarının, sol içinde şu ya da bu akımı/örgütü dışlamadan, bu kongre çağrısının muhatabı olduğunu unutmamamız gerekir. Kimsenin kendisini komünistlerin birliğinin muhatabı olarak görmesini engelleyemeyiz. Parti yolunda buluşmak istediklerimizi çekmeyi, ayrı durmak istediklerimizi itmeyi, önceden listeler, koşullar, kayıtlar hazırlayarak değil, ilkelerimize dayalı bir politik mücadele sonucunda ve her seferinde Komintern’in ilk dört kongresine referansla bir kongre örgütleme hedefini ve kararlılığını temel alarak sağlayabiliriz