Her yıl olduğu gibi bu yıl da ‘95 Gazi ve 1 Mayıs Mahallesi ayaklanmalarının yıl dönümünde anmalar gerçekleşti. 12 Mart Gazi anmasının ardından 15 Mart’ta da mahallemizde anma gerçekleştirildi.
Bu yılki 15 Mart anması için bir araya gelen siyasetler olarak 15 Mart Platformu adıyla bu anmayı gerçekleştirme kararı aldık. Anmada 15 Mart’ta yitirdiklerimizin mezarlarının ziyaret edilmesi, forum, yürüyüş ve 15 Mart’ta yitirdiklerimiz için yemek verilmesi planlandı. Yapılan ilk toplantıda geçtiğimiz yılda da olduğu gibi anmanın ailelerin isteği doğrultusunda yapılması kararlaştırıldı.
12-15 Mart Gazi ve 1 Mayıs Mahallesi ayaklanmasının anma eylemleri gerçekleştirildi. Köz’ün arkasında duran komünistler olarak 15 Mart günü 1 Mayıs Mahallesi’ndeki anmalara katıldık.
15 Mart Platformu’nun örgütlediği programda bir forum gerçekleşti. Bu forum geçmiş senelere baktığımızda mahallenin yoğun katılımıyla geçti. “31. Yılında 12 Mart Gazi ve 15 Mart Ümraniye Unutmadık Unutturmayacağız” şiarıyla gerçekleşen forumda açılış konuşması ardından saygı duruşu yapıldı.
15 Mart Platformu adına PSAK Ataşehir Cemevi konuşma yaptı:
Otuz bir yıl geçti Gazi katliamı ve 1 Mayıs katliamı üzerinden. Bu otuz bir yıl boyunca mücadelemizi dinç, kararlılıkla bir mücadele sürdürerek bugünlere geldik.
Yaşamın her alanında mücadele olduğu gibi burada da bu mücadelenin bu dayanışmanın bu ruhu, bu birliğin, bu beraberliğin devam etmesi için omuz vermiş, mücadeleye katılmış ve bedel ödemiş yüzlerce binlerce halkın canı kanı pahasında sürdürdüğü bir davalardan bir tanesidir.
Bu yaşananlar sadece bir katliam değildi. Aynı zamanda bir gözdağıydı. Ama o gözdağına karşı bir direniş de vardı. “Yaşamı size kabul ettirmeyiz” diyenlere karşı bizler, bedel ödesek de bu yaşamı sahipleniriz dedik. Gazi’de, Ümraniye’de ve her yerde katledilen canlarımızı unutmadık.
Unutmayacağız, unutturmayacağız. Hepiniz hoş geldiniz.
Köz’ün arkasında duran komünistler olarak biz de söz aldık:
Bugün, Gazi Mahallesi’nde bundan 31 yıl önce gerçekleştirilen saldırıyı anıyoruz. Bir Alevi dedesinin bulunduğu kahvenin taranmasıyla başlayan o karanlık saldırıya, Gazi Mahallesi’ndeki devrimciler çok büyük bir başkaldırıyla yanıt verdi. Aynı zamanda 15 Mart’ta Gazi’nin sesine ses katan yerlerden biri de 1 Mayıs Mahallesi oldu. Bu ayaklanmada 1 Mayıs Mahallesi’nde 5, Gazi Mahallesi’nde ise 17 kavga dostumuzu yitirdik.
Bugüne geldiğimizde görüyoruz ki, 1995 Gazi’den sonra devletin ezilenlere ve emekçilere yönelik katliamları ve saldırıları hiç bitmedi. 1999’da 19 Aralık katliamı yaşandı; ardından Roboski, Suruç, Ankara, Sur ve Nusaybin geldi.
Ancak bu saldırıların hiçbirine, Gazi Ayaklanması’ndaki gibi büyük bir başkaldırıyla yanıt veremedik. Oysa Gazi Ayaklanması, devletin katliamlarına karşı nasıl bir ses çıkarılması, nasıl bir yanıt verilmesi gerektiğini bize gösterdi. Gazi Ayaklanması sadece bir saldırıya nasıl cevap verileceğini değil aynı zamanda devrime giden yolu da gösteriyor ve göstermeye devam edecek.
15 Mart’ta, 1 Mayıs’ta düşenler kavgamızda yaşıyor ve yaşamaya devam edecek. 12 Martta Gazi’de düşenler de mücadelemizde yaşamayı sürdürecek.
Bugün de devlet saldırılarını sürdürüyor. Bildiğimiz gibi Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne yönelik büyük bir operasyon gerçekleştirildi ve kavga dostlarımız, yoldaşlarımız tutsak edildi.
Bugün Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin mücadelesini yükseltmeliyiz. Çünkü onlar, hem Gazi’de hem de birçok yerde, kavganın ve devrimin yolunun sokaktan ve mücadeleden geçtiğini gösterdikleri için hedef alındılar. Bu yüzden onların mücadelesini hep birlikte büyütmek, dayanışmayı güçlendirmek zorundayız. Yaşasın Devrimci Dayanışma!
Bir yoldaşımız şehit aileleri ile birlikte kürsüye çıkarak söz aldı:
15 Mart anması ve bu foruma şehit ailelerini konuşma yapmak için davet ettiler. Sarıgül ablamızda dedi ki: ‘Bizim konuşacağımız bir şey yok, zaten burada siz varsınız, devrimciler var, siz konuşuyorsunuz.’
Ben de dedim ki: ‘O zaman birlikte çıkalım, birlikte konuşalım.’
Çünkü biz yan yana durduğumuzu gördüğümüzde, bu mücadeleyi daha güçlü ve daha ileriye taşıyacak cesareti de cüreti de kendimizde daha fazla buluyoruz.
Genelde bu topraklardan bahsederken hep katliamlardan, baskılardan, zulümlerden söz edilir. Ama şu da bir gerçek: Bu salonun kendisi bile, ne olursa olsun emekçilerin bu devlete boyun eğmediğinin açık bir göstergesidir. Moralimiz yüksek. Her türlü baskıya, zulme rağmen; onca bedel ödemiş ailelere yönelik tüm baskılara rağmen aileler hâlâ yanımızda, bizimle birlikte mücadelede duruyor. Bu böyle olduğu sürece sanmayın ki biz bu devletin saldırılarına boyun eğeriz. Bu böyle olduğu sürece karşımızdaki güç bizi asla alt edemez.
Bugün 15 Mart için toplandık. Yarın 2 Eylül için toplanacağız. Nevrozlarda, 1 Mayıs’ta yine alanlarda olacağız. Bu mahalle, mücadelenin sürekliliğini taşıyan bir mahalledir. Adı da buradan gelir: 1 Mayıs Mahallesi.
Biz birlikte olduğumuz sürece, yitirdiğimiz ailelerimiz, yoldaşlarımız olduğu sürece; 1 Mayıs Mahallesi’nin ve bu toprakların devrimcileri bu mücadeleyi en önden taşımaya, bu devletin karşısında dimdik durmaya devam edecektir.
Hakan Çabuk bu mücadelenin en önde yürüyen devrimcilerinden biriydi. Biz 1 Mayıs Mahallesi’nin devrimcileriyiz. Geçmişte nasıl ki tüm saldırılara karşı direndiysek, bundan sonra da direnmeye devam edeceğiz.
Yeter ki bu mahallenin emekçileri devrimcilerle yan yana dursun. Yeter ki emekçiler, devrimcilerin gösterdiği mücadele hattında birlikte yürüsün. Böyle olduğu sürece bilin ki bu mahalleyi hiçbir saldırıyla yıldıramayan bu devlet, bugün de uyuşturucuyla, çetelerle bu mahalleyi teslim almaya çalışsa da başarılı olamayacaktır. Bu yüzden mahallede bir araya gelen devrimci ve siyasi kurumlar, mahalle meclisleri kurarak bugün de uyuşturucuya ve çeteleşmeye karşı mücadeleyi büyütüyor.
Dün başaramadılar, bugün de başaramayacaklar. Genco Demir’e, Hakan Çabuk’a, Hasan Puyan’a, İsmail Baltacı’ya, İsmihan Yüksel’e olan borcumuz var. Bu borç sadece bizim değil, bu mahallede yaşayan herkesin boynunun borcudur. Bu borca sahip çıkarak, bu mücadeleyi büyütmeye; birlikte yürümeye hepinizi davet ediyorum. Diye konuşmasını bitirdi.
Bundan 31 yıl önce, bir Alevi dedesinin kontrgerilla tarafından öldürülmesiyle başlayan Gazi ayaklanması, başta Alevilerin ve Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı mahalleler olmak üzere, kısa sürede Türkiye’nin birçok yerine yayılan ve durdurulamayan bir başkaldırıya dönüşmüştü. Devletin sindirmeye çalıştığı kesimlerin tamamı, bu saldırılara sokaklara çıkarak sahip çıkmaya çalıştı.
Bu süreçte en dikkat çekici, Gazi ve 1 Mayıs Mahallesi’nde gerçekleşen ayaklanmaydı Bu ayaklanmalarda, çoğunluğu devrimciler olmak üzere 17 kişi yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirenler, 31 yıl boyunca genel olarak “katliam” ve “direniş” vurgularıyla anıldı. Oysa ne Gazi’de ne de 1 Mayıs Mahallesi’nde barikat başlarında düşenler yalnızca bir katliamın kurbanıydı. Onlar, yaşadıkları mahallelerde devletin katliam girişimine varan saldırılarını püskürtmekle kalmamış; aynı zamanda devletin konumlandığı tüm kurumların varlığını sarsmak üzere harekete geçmişlerdi. Gazi Ayaklanması gözünü devrime dikenler için devrime giden yolun taşlarını da döşemişti.
Özellikle 1 Mayıs Mahallesi’nde gerçekleşen ayaklanma bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi. Gazi’nin ardından, 15 Mart günü 1 Mayıs Mahallesi’ne sıçrayan eylemlerde kitlenin yürüyüş güzergâhı mahalle sınırlarını aşmıştı. Yürüyüşün hedefi doğrudan devletin kurumlarıydı. Tam da bu nedenle o gün kitlenin üzerine ateş açıldı ve 5 kişi öldürüldü. Devrimciler, yalnızca kendi mahallelerini savunmakla kalmayıp, kitlenin öfkesini devlet mekanizmalarına yöneltmişti.
Bu sebeple Gazi’de ve 1 Mayıs Mahallesi’nde gerçekleşen eylemler yalnızca bir katliam olarak anılamaz. Gazi’nin yolu bize devrim yolunu gösteriyor.
Gazi’de ve 1 Mayıs’ta Düşenler Kavgamızda Yaşıyor!
Gazinin Yolu Ayaklanma Yoludur, Ayaklanma Yolu Devrim Yoludur!
1 Mayıs Mahallesi’nden Komünistler










