Gülsuyu’nda Köz ve Alınteri’nin başlattığı asgari ücret kampanyası ile devamında kaleme alınan “Devrimci Odak İnşası Yolunda Adım” başlıklı metni ve bu süreçte kurulan güç birliğinin, bugünkü siyasal atmosferdeki anlamını tartışmak üzere ev ziyaretleri gerçekleştirdik. Aynı zamanda, 10 Ocak’ta gerçekleştirilecek söyleşiye de davette bulunduk.

Ev ziyaretlerinde, Alınteri ve Köz’ün başlattığı devrimci güç birliğinin, ezilenler ve emekçiler açısından taşıdığı anlamı ve devrimcilerin yan yana geldiği eylem birliklerinin önemini özellikle vurguladık.

Komünistlerin parti birliğini savunan bir platform olarak, politik kimliğimizle 1999’da siyaset sahnesine çıktığımızdan bu yana, devrimci eylem birliklerinin, cephelerin ve güç birliklerinin önemini ısrarla savunuyoruz. Ancak bu birlik anlayışını, parti birliği ve örgütsel birlik ile özdeşleştirmiyor; onları ayrı bir düzlemde ele alıyoruz.

Bugün eylem birliklerinin önemi aynı zamanda siyasidir de. Yaşadığımız coğrafyada yönetememe krizi derinleşmiş durumda; rejim ve hâkim sınıflar büyük bir bunalım içindeler. 2010’dan bugüne iktidarın gerilemesiyle birlikte, devletin uzun süre koruduğu yekpare duruş da çözülmüş bulunuyor. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, yalnızca “bozulmuş” bir devletten ziyade, derin bir iktidar krizine işaret etmektedir.

Birbirlerini sürekli çelmeleyen, kendi kadrolarına dahi operasyonlar yürüten ve ne yapılacağına dair ortak bir yönelim geliştiremeyen bir yönetim pratiğiyle karşı karşıyayız. Bu anlamıyla devlet aklı fiilen ortadan kalkmış, onun yerini dar grupçu rekabetler almıştır. Bu durum, emekçilerin yaşamını doğrudan etkileyen en basit ve en gündelik sorunların bile birer devrim sorununa dönüşmesine yol açmaktadır. Artık hükümetin gitmesi meselesi dahi, başlı başına bir devrim sorunu halini almıştır.

Bugüne kadar bütün parlamenter yollar denenmiş, ancak hiçbir sonuç alınamamıştır. Ortaya çıkan siyasal tablo da bu gerçeği açık biçimde göstermektedir. Buna paralel olarak, geniş anlamda bizim de parçası olduğumuz, ancak devrimci güçlerin dışını da kapsayan bir sol hareket, tarihinin en güçlü ve en belirleyici dönemlerinden birinden geçmektedir. Ancak bugün, kitleler üzerindeki etki 71-72 kopuşunun katbekat gerisindendir. Bugün sol güçlü ve geçmişten daha dağınık ve geri bir durumdadır. Bir anlamıyla, bugünkü rejim krizi de bu solun mevcut nesnel gücünden kaynaklanmaktadır.

Ne var ki bu sol, belirleyici ölçüde reformizmin etkisi altında olduğu için, bütün sorunlar devrim sorununa dönüştüğünde fiilen felç olmuş durumdadır. Bağımsız bir tutum alamamakta, hatta tarafsız bir konum dahi geliştirememekte; burjuva muhalefeti arasında gidip gelmektedir.

Öte yandan, solun artan gücüne ve mevcut nesnel devrimci duruma rağmen, devrimci hareket, 1971–72 kopuşlarından bu yana en zayıf, en dağınık, en güçsüz ve en etkisiz dönemlerinden birini yaşamaktadır. Bizim açımızdan, bugün böyle bir güç birliğinin anlamı, Türkiye’de reformizm ve oportünizm batağı, artık gizli biçimlerde değil; burjuvazinin şu ya da bu katmanının açık desteğiyle kendini göstermektedir. Bu durum, işçi sınıfının da yalpalamasına yol açmaktadır.

Tüm bu gelişmelerin uzun zamandır yaşandığı coğrafyamızda, 1999 yılında siyaset sahnesine çıktığımız günden bugüne eylem birliklerini sürekli olarak önemsedik ve savunduk. Özellikle 2018–2023 yılları arasında, bu doğrultuda somut çalışmalar ve öneriler geliştirdik. Köz açısından, 2023 seçimleri sonrasında yaptığımız değerlendirmede de, devrimci eylem birliklerinin taşıdığı önemi bir kez daha vurguladık.

Bulunduğumuz her yerde, burjuvaziden bağımsız bir hatta buluşmanın, ayrım çizgilerini reformizmden, oportünizmden ayrı, nerelerde buluşulmayacağını açık biçimde belirlemekten geçtiğini ifade ettik. Tam da bu yaklaşımın, yan yana gelmenin ve ortak mücadele zeminlerinin önünü açacağını dile getirdik.

Emekçilerin bağımsız bir sınıf hattı çizebilmesi için, bütün devrimci güçlerin bu doğrultuda sorumluluk üstlenmesi gerekmektedir. Komünist ve devrimci, yani işçi sınıfının çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan ve komünizm iddiasını taşıyan güçler açısından bu nokta hayati önemdedir.

Aralık ayında, “Ne Asgari Ücret, Ne Asgari Yaşam! Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!” başlıklı bildiriyle 1 Mayıs Mahallesi’nde başlatılan asgari ücret kampanyası kapsamında, bu çalışmanın devrimci dayanışma temelinde birlikte yürütülmesinin taşıdığı öneme dikkat çektik. Bu çerçevede, “Devrimci Odak İnşası Yolunda Bir Adım” şiarıyla kurulan güç birliğinin anlamını, Alınteri ile birlikte ele alacağımız söyleşiye de davette bulunduk.

Ev ziyaretlerimiz sırasında görüştüğümüz 6–8 kişi, hem asgari ücret kampanyasından hem de devrimci güç birliğinin tartışıldığı söyleşiden haberdar olduklarını ifade ettiler. Hatta bu söyleşiyi birlikte izleyip tartışanlar dahi olmuştu. Söyleşi ve bildiriyi, solun yaygın anlayışında olduğu gibi bir “birleşme” olarak kavradıklarını da belirttiler.

Görüşülen kişiler, devrimcilerin yan yana gelmesini ve devrimci dayanışma temelinde yürütülen bu çalışmanın süreklilik kazanmasını umut ettiklerini; bunun hem devrimci hareketin toparlanmasına hem de işçi sınıfı siyasetine olumlu katkılar sunacağına inandıklarını dile getirdiler. 10 Ocak’ta yapılacak ortak söyleşiye katılacağını belirtenlerden biri, solun ve devrimcilerin dağınıklığından yakınan arkadaşlarını da söyleşiye davet edeceğini; bu yan yana gelişin, başka devrimci siyasetlerin katılımını da teşvik edebileceğini düşündüklerini ifade etti.

Bu tür bir eylem birliğinin önemini kavrayan herkesin burada olması ve bu çalışmaları izlemesi gerektiğini vurgulayan değerlendirmeler de paylaşıldı. Devrimcilerin dağınık ve güçsüz görünümünün, ancak bu tür dayanışmalarla aşılabileceği, bugün devrimci siyasetin yükselmesine de olanak sağlayacağını belirtenlerde oldu.

Gülsuyu’ndan Komünistler