3 Kasım Pazar günü gerçekleşen “Dünden Bugüne Devlet Katliamları” paneline katıldık.

Partizan’ın, devlet katliamlarını konu alan ortak bir panel örgütleme çağrısıyla yaptığı toplantıya katıldık. Baştaki önerinin aksine, sol kurumların değil bireylerin ve kitle örgütlerinin konuşmacı olacağı şekilde örgütlenmesi planlanan panelin sorumluluğunu almayacağımızı bildirdik. Devletin saldırılarına nasıl yanıt verilmesi gerektiğinin konuşulacağı bir panelde, bu soruya yanıt verebilecek olanın ancak sol kurumlar olabileceğini ifade ettik.

Alınteri, BDSP, Devrimci Parti, ESP ve Partizan’ın örgütlediği “Dünden Bugüne Devlet Katliamları” üst başlığıyla gerçekleştirilen panele Akademisyen Temel Demirer ve İnşaat İşçileri Sendikası Örgütlenme Sorumlusu Yunus Özgür panelist olarak katıldılar. Akademisyen Temel Demirer, “Devlet katliamlara neden ihtiyaç duyar” Yunus Özgür ise “Katliamlara karşı sendikalar ve işçi sınıfı ne yapmalı?” başlıklarında sunum yaptılar.
Katılımın ve ilginin yoğun olduğu panel katliamlarda ölümsüzleşenler için saygı duruşu ve ardından hazırlanan sinevizyon gösterimiyle başladı.

Temel Demirer konuşmasına Susurluk kazasını hatırlatarak başladı. Demirer, Susurluk’un “trafik kazası” değil devletin kendi kirli yapısıyla yüzleşmek zorunda kaldığı bir dönüm noktası olduğunu söyledi. Dersim’den Sivas’a kadar uzanan sürecin devlet katliamlarının tarihsel örnekleri olduğunu belirtti.

Demirer’in konuşması sona erdikten sonra söz alan İnşaat İş Sendikası Örgütlenme Sorumlusu Yunus Özgür ise sınıf mücadelesi sürdükçe katliamların da devam edeceğini, sosyalizm gelmeden bu katliamların önlenemeyeceğini belirterek bu tabloya karşı tek çıkış yolunun işçi sınıfının örgütlenmesi olduğunu vurguladı.

Katliamların, burjuvazinin iktidarda olduğu sürece sürüp gideceğini, bunların sınıf mücadelesiyle doğrudan bağlantılı olduğunu, sosyalizm olmadan bu tür katliamların engellenemeyeceğini vurgulayan Yunus Özgür, yılların hem tanıklığı hem de mücadele deneyimiyle konuştuğunu belirterek şöyle devam etti: “10 Ekim Katliamı’nda İnşaat-İş’in altı yöneticisini yitirdik. Ben de oradaydım. O acıdan sonra sorumluluk omuzlarımıza düştü ve şunu daha iyi gördüm: Bu iş sadece gözyaşı dökmekle, sadece kınamakla bitmiyor. Bu iş örgütlenmeyle, kararlı mücadeleyle, sınıfın kendi içinde örülmesiyle bitiyor.”.

Katliamların bir tesadüf olmadığını, burjuvazi iktidarda olduğu sürece elindeki şiddet aygıtı ve baskı mekanizmalarıyla birlikte onları bir araç olarak kullanılacağını, sınıf mücadelesi sürdükçe katliamların bir şekilde karşımıza çıkacaklarını vurguladı, proleter öznenin güçlenmesinin kritik anlamına işaret etti.

“Peki sendikalar, kızıl sendikalar ne yapmalı” diye soran Özgür, EMAR şantiyesindeki çalışma deneyimine işaret ederek şöyle devam etti:

“Öncelikle şunu söylemek gerekir: Sendika, bürokrasiden ibaret bir kurum değildir. Sendika, tabanda örgütlü işçi demektir. Bizim yaptığımız iş tam da buydu: 10 Ekim’den sonra sendikanın ayakta kalıp kalmayacağı tartışıldı, altı yöneticimizi kaybetmiştik. Ama geri çekilmedik. EMAR şantiyesinde 5 bin kişilik bir yerde örgütlenme çalışması yürüttük. Bu örgütlenme, sadece yardım kampanyası düzenlemek değil yemekleri denetleyen, iş güvenliğini denetleyen, tehlike gördüğünde işi durdurabilen bir mekanizma yarattı.

Şunu özellikle vurguluyorum: Orada ‘sarı baretli’ işçiler formen, mühendis değil düz işçiler-seçilip görev aldılar. Patron, resmi iş güvenliği uzmanını işten atsa da tabandan seçilmiş işçi görevlerinden dolayı kolay kolay atılamıyordu. Bu, pratik bir kazanımdı. İşi durdurma yetkisini hukuki olmayan ama fiili meşruiyetle tabana verdik. Bu güç işçinin kendisindeydi, işçi kolektifinin gücüyle işleyebiliyordu.

Elbette bu kolay olmadı. Yüzlerce direniş, onlarca gözaltı yaşandı. Taşeronların, usta başlarının yüzleri şantiyede dağıtıldı. Biz içeride, işçilerle omuz omuza yaptık bunu. Bu tür örnekler, sadece moral değil, örgütlenme modellerinin nasıl somutlaşıp güvenlik ve yaşam koşullarını nasıl değiştirebildiğini gösteriyor.”

Sınıf mücadelesiyle devrimci mücadele arasında bir ayrım olmadığının, mücadele eden sendikaların kadrolarının devrimcilerden oluştuğunu, önemli olanın aynı kulvarda buluşup somut ortak mücadele zeminleri yaratmak olduğunu, ortak mücadele hattında yoldaşlaşmanın sınıf mücadelesine çok şey kazandıracağını kaydeden Özgür, “somut olarak ne yapmalı?” sorusuna; tabandan örgütlenme, iş durdurma mekanizmalarını kullanma, dayanışma ağlarını güçlendirme, işçilere politik eğitim verme, emperyalizme ve savaşa karşı işçi sınıfının uluslararası mücadelesini örme yanıtlarını verdi.

Konuşmaların ardından 10 dakika ara verilen panelin ikinci bölümünde katılımcıların katkıları ve soruları alındı. Bu kısımda sol hareket içindeki eylem birliği ihtiyacı sık sık gündeme getirildi.

Ankara’dan Komünistler