2009’dan beri her yıl Ekim Devrimi Tartışmaları düzenliyoruz, bu panellerin çağrılarını diğer siyasetlere de yapıyoruz ve güncel siyasi sorunlara Ekim Devrimi’nin rehberliğinde yanıt vermek gerektiğini söylüyoruz. Bu sene geçmiş yıllardan farklı nitelikte bir etkinlikle Ekim Devrimi’ni andık. Ankara’da yaptığımız “108. Yılında Ekim Devrimini ve Proleterya Diktatörlüğünü Savunmak” başlıklı paneli SMF ve Partizan ile beraber örgütledik.
Panelin çalışmalarını beraber yürüterek bu çalışmalar aracılığıyla Ekim Devrimi’ni bir eylem birliğiyle savunmanın anlamını dışımızdaki kesimlere anlatma fırsatı yakaladık.
Panelimiz 30 Kasım’da Tüm-Bel-Sen’de gerçekleşti. Panel öncesi salona “Gelecek Sosyalizm! Pusulamız Ekim Devrimi!” ve “Yaşasın Ekim Devrimi!” şiarlı ozalitler astık.
Enternasyonal’in okunması ve saygı duruşunun ardından, moderatör egemen sınıfın marksizm bitti anlatısına, tasfiyeciliğe, sınıf mücadelesinin reddine ve bu gündemler ışığında Ekim Devrimi’nin güncelliğine değindi. Panelde ilk sunumu Köz yaptı.
Konuşmacı yoldaş sunumuna Ekim Devrimi’ni nostalji konusu, tarihsel bir olgu olarak görenlerden değil, kutup yıldızı kabul edenlerden olduğumuzu belirterek başladı. İstanbul’da ortaklaşa düzenlediğimiz panele de atıfta bulunarak Ekim Devrimi’ne sahip çıkanların yoğunlukta olduğu bir coğrafyada olduğumuza değinerek, paneli üç kurum birlikte örgütlemiş olmanın değerinden bahsetti. İlk proletarya diktatörlüğü olan Paris Komünü’nü, Ekim Devrimi’nin Komün’ü nasıl aştığını ve işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesi açısından en ileri noktayı çizdiğini anlattı. Komün’den farklı ve ileri bir özellik olarak da Ekim Devrimi’nin uluslararası olarak proletaryanın hakimiyetini sağlama ufkuyla gerçekleştirilen bir devrim olduğundan bahsederken bu dalgayı takip eden devrimleri de tetiklediğinden bahsetti. Yoldaş Ekim Devrimi’nin ayırt edici bir başka noktasının orak çekiç ile tanımlanan işçi köylü ittifakı ve bu ittifakın iktidar aygıtı olduğunu vurguladı. Bu devrimin tarihi ilerleten bir lokomotif olduğunu, yarattığı devrim dalgası geri çekilmiş olsa da dünya devrimi için nesnel koşulların ortadan kalkmadığına aksine daha da derinleştiğine dikkat çekti. Bu nesnel koşulların yarattığı krizlerin işçi köylü ittifakı olmadan çözülemeyeceğini vurgulayan yoldaş, bu krizlere bağımsız devrimci yanıtlar vermenin komünistlerin görevi olduğunu söyleyerek konuşmasını bitirdi.
Köz konuşmacısının sonrasında söz alan Partizan temsilcisi, Ekim Devrimi’ni savunmanın bir put yaratıp savunmak değil, dersleri güncel olan bir devrimi savunmak olarak kavranması gerektiğini söyleyerek başladı. Marksizmin bilimsel bir yöntem olduğunu ve devrimin, somut durumun somut tahliliyle mümkün hale geldiğini dile getirdi. Ekim Devrimi’ne yönelik burjuvazinin saldırılarının tarih boyunca sürdüğünü hatırlatan Partizan temsilcisi, devrimci çizgide ısrarın ve mücadele kararlılığının devrimleri mümkün kıldığını vurguladı. Bu ısrarı Bolşevik Partisi’nin somutladığını söyledi, devrimin öncü parti mantığını oturtmasına dikkat çekti. Bolşeviklerin emperyalist savaşa karşı iç savaşı savunduğunu vurgulayan Partizan temsilcisi, Ekim Devrimi’nin bir kitle ve halk devrimi olduğunu ve halklar hapishanesi olarak anılan Rusya’yı halklar cennetine çevirdiğini söyledi. Ekim Devrimi ile 71 kopuşu arasındaki bağlantıya dikkat çekip bu kopuştan geri olmasak da ileri de olmadığımızı vurguladı. Türkiye’deki devrimci hareketin tartışmalarından en güncel sorunun ulusal sorun olduğunun anlaşılacağını, 71 kopuşunun bu konuda kendini ayırt ettiğini ve Ekim Devrimi’nin ulusların eşit ilişkilenebildiği uluslararası bir devrim olduğunu açıkladı.
Son konuşmayı yapan SMF temsilcisi ise Ekim Devrimi sonrasında yaşanan hatalara değinerek, devrimi yalnızca kutsamanın eksik bir yaklaşım olduğunu söyledi. Ekim Devrimi ve Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin kitlelere dayanarak geliştiğini belirten temsilci, proletarya diktatörlüğünün parti diktatörlüğüyle karıştırılmaması gerektiğini ifade etti. Ekim Devrimi’nin bütün iktidar sovyetlere dediğini ve devrimi partiye teslim etmediğini dile getirdi. Ekim Devrimi’nin içeride yapılan hatalar nedeniyle kaybedildiğini söyleyen SMF temsilcisi, partinin kendini sınıfın yerine koymasıyla devrimin mezar kazıcısının yaratıldığını söyledi. SMF olarak burjuva diktatörlüğüne karşı proletarya egemenliğini savunduklarını ifade etti ve Ekim Devrimi’nden öğrenilmesi gerekenin bürokrasiye karşı direkt proletarya demokrasisi olduğunu vurguladı. Günümüzde önemli olanın geçmiş hatalardan öğrenmek ve yeni bir yol inşa edebilmek olduğunu dile getirdi ve Mao’nun Çin Devrimi’nin yolunu çizerken Ekim Devrimi’ni taklit etmediğini söyleyerek bugün de taklit edilmemesi gerektiğini ifade etti. Hala emperyalizm ve proleter devrimleri çağında olduğumuzu vurgulayarak, bunun gereğinin, ezilenleri, proleterleri ve Ekim Devrimi’ni savunmak olduğunu açıkladı.
Panelin ikinci turuna geçilmeden salondan sorular alındı. İkinci oturumda konuşmacı kurumlar, dinleyicilerin proletarya diktatörlüğü ve emekçilerin diktatörlüğü arasındaki bağlantı, paneli örgütleyen üç kurumun sınıf içerisinde eylem birliği ile Ekim Devrimi savunusunu nasıl somutlayabileceği, Ekim Devrimi’ni rehber edinen bu kurumların Kürdistan sorunu bağlamını nasıl ele aldıkları ve 71 kopuşunun arkasına düşmeden devrimci örgütte ısrarın devrimci bir eylem birliği olarak sokağa nasıl dökülebileceği üzerine sorularını cevapladılar. Cevaplardan sonra salona tekrar söz hakkı verildi ve etkinlik sona erdi.
108 yıl önce bolşeviklerin önderleğinde gerçekleşen Ekim Devrimi, insanlığın kurtuluşu yolunda buzu kırdı, yolu açtı. O günden önce gerçekleşen devrimlerin derslerini kuşandı, o günden sonra gerçekleşecek devrimlere yol gösterdi.
Ekim Devrimi emekçiler ve ezilenler için umut kaynağı olurken, burjuvaziyi ve onun uşaklarını ise dehşete düşürdü. İlk günden itibaren yalnızca tanklarla ve toplarla değil, kara-propaganda ile de Ekim Devrimi’ne saldırdılar. Ekim Devrimi’nin ürünü olan Sovyetler yıllar önce yıkılmış olsa da Ekim Devrimi hala burjuvaziyi tehdit ediyor. Bu yüzden ona dönük saldırılar da sürüyor. Bu saldırılar, Ekim Devrimi’nin mirasının en canlı şekilde savunulduğu bu topraklarda, Ekim Devrimi’ne dönük saldırılar da doğal olarak yoğun şekilde sürüyor.
Bu yüzden, biz de bu saldırılara karşı Ekim Devrimi’ni ve marksizmi savunanlar olarak yan yana geldik. Ekim Devrimi’nin mirasını sahiplendiğimizi, proleter devrimlerin güncel olduğunu, marksizmin yol gösterdiğini hep birlikte savunmak istedik. Bu devrimci sorumluluğu, düzenlediğimiz panelle yerine getirdik.
Panelde bu görüşleri hep birlikte savunduk. Eylem birliğimize ilişkin bir değerlendirme yapacağımız noktada, bu eylem birliğini oluşturmaktaki amacımızın, değerlendirmemizin de esasını oluşturması gerektiğini düşünüyoruz. Bizce panelimiz amacına ulaşmıştır. Yıllardır devrimci siyasal mücadele yürüten üç siyasi akımın yan yana gelerek Ekim Devrimi’ni savunması önemlidir. Paneli örgütlerken elbette eksiklerimiz de oldu. Fakat bunları teknik sorunlar olarak değerlendiriyor, eylem birliğimizin siyasi anlamını gölgelememesi gerektiğine inanıyoruz.
Birçok önemli siyasal başlıkta farklı görüşleri olan üç kurum olarak yan yana geldik. Ekim Devrimi’ne ilişkin görüşlerimiz de birçok alt başlıkta farklılaşıyor. Paneldeki konuşmaların kimi kısımlarında bu durum kendini gösterdi. Fakat tüm bu farklı yaklaşımlara rağmen, Ekim Devrimi’ne ilişkin ortak tutum ifade ettiğimiz esas konu, yani proletarya diktatörlüğünü savunmak, bu eylem birliğinde önem arz eden esas konudur. Bu farklılıklara rağmen, böylesine önemli bir konuda ortak tutum alabilmiş olmamızı kıymetli buluyoruz.
Kautsky’nin Ekim Devrimi’ne dönük saldırılarına yanıt veren Lenin’in dediği gibi: “Bütün ülkelerin burjuvazisi, ‘dünya bolşevizmi’ne boşuna sövüp saymıyor. Dünya bolşevizmi, dünya burjuvazisini yenecek.”. Bu bilinç ve sorumlulukla, bundan sonraki süreçte de devrimci eylem birliklerini sürdürmeyi, bu pratiğimizi aşan örnekler sergilemeyi, bu eylem birliklerini sınıf mücadelesinin farklı alanlarına taşımayı umuyoruz.
Ankara’dan Komünistler










