1 Mayıs Mahallesi Kuruluş Festivali’nin yirmi üçüncüsü, (2 Eylül Festivali) bu yıl gerçekleştirildi. “Özgürlük, Demokrasi ve Adalet İçin” şiarıyla gerçekleşen festivaldeki etkinliklerden biri de “Eşit Yurttaşlık, Barış, Demokratik Toplum, 19 Mart Süreci ve Hak Gaspları” paneliydi. Panelde konuşmacı olarak Demokratik Bölgeler Partisi, Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Sosyalist Meclisler Federasyonu, KöZ, Partizan yer aldı. Açılış konuşmasının ardından ilk sözü Demokratik Bölgeler Partisi aldı.
Konuşmada özetle tekçi yapı, inkâr ve imha siyaseti, sıkıyönetimler ve OHAL’lerle Kürt halkının meşru demokratik taleplerinin uzun yıllar bastırıldığı vurguları yapıldı.
Bugün barış dendiğinde de kapalı kapılar ardında kurulan bazı komisyonların kastedildiğini fakat antidemokratik yasaların yerli yerinde durduğunu hatırlatan konuşmacı, siyasi tutsakların, kayyumların durduğu bir zeminde gerçek bir demokratikleşmeden söz edilemeyeceğini belirtti.
Anayasal vatandaşlık ve eşitlik, dil ve kültürel hakların tanınması ve güvenceye alınması, kayyum rejiminin derhal sona ermesi, seçme-seçilme hakkının iadesi, siyasi tutsakların özgürlüğü, infaz yakmaların kaldırılması, ifade, örgütlenme ve basın özgürlüğünün gerçek anlamda güvence altına alınmasını savunmak gerektiğini, böyle bir demokratikleşmenin anahtarının emek ve özgürlük güçlerinin birleşik mücadelesi olduğunu söyledi. Bu doğrultuda mahallelerden başlayarak dayanışma ağlarını güçlendirmeyi, kadınların ve gençlerin öncülüğünü öne çıkarmayı ve yerellerde demokrasi pratiklerini büyütmeyi hayati gördüklerini ifade etti.
İkinci sözü Ezilenlerin Sosyalist Partisi aldı. Konuşmada özetle iktidarın güçlü olduğu yönündeki propagandanın perdelediği gerçekler üzerinde duruldu. İktidarın güçlü değil sıkışmış olduğu, diğer yandan emekçi hareket dağınık olsa da diri olduğu vurguları yer aldı.
Burjuva muhalefetin seçim hesaplarına yedeklenmemek gerektiği, demokrasi ve barış mücadelesinin meclisteki manevralara bırakılamayacağı, bu mücadelenin emekçi sınıfların söz ve karar süreçlerine doğrudan katıldığı, yasakçı baraj ve engellerin kaldırıldığı, tüm siyasal görüşlerin özgürce temsil edildiği kurucu meclis fikri konuşmanın ana hattıydı.
Ardından sözü Sosyalist Meclisler Federasyonu aldı. Konuşmacı, iktidarın kendini normalleşme söylemleriyle tahkim etmeye çalıştığını, ekonomik bir krizin de bu iktidarı kemirdiğini belirtti.
Emekçi hareketin sanıldığı gibi cansız olmadığını, yer yer daĝınık ve yerel ama ısrarlı olduğunu vurguladı. Bu mücadeleyi kendi gündemiyle buluşturmak için burjuva muhalefetin çizdiği sınırları aşmak gerektiğini ifade etti. Emekçi hareketinin birleşik bir program etrafında toparlanıp sendikal-siyasal özgürlüklerin önünü açan yeni bir demokrasinin anayasayla güvence altına alınması için kurucu meclisin önemi üzerinde durdu.
Ardından sözü KöZ olarak biz aldık. Hükümetin kendisini sarsılmaz, yenilmez bir güç olarak göstermeye çalıştığını; bunun bir masal olduğunu söyledik. İktidarın acizlik içinde olduğunu, zayıflık içinde zikzaklar çizdiğini anlattık. İktidarın bu zayıflığını teşhir etmek, kitlelere göstermenin bir görev olduğunu ifade ettik.
Emekçi hareketinin de zayıf değil, güçlü olduğu, uyguladığı basınçla seçim sonuçlarında dahi belirleyici olduğu üzerinde durduk. Parçalı, yerel ve kopuk da olsa güçlü olan emekçi hareketinin gücünü görmek, bu güçten özgüven almak zorunda olduğumuzu belirttik.
Bu gücün sonuç alabilmesi için hareketin burjuva siyasetinin parlamenter sınırlarına hapsolmayacak bağımsız devrimci bir önderliğe kavuşmasının gerekli olduğunu, aksi halde bu toplumsal dinamizmin burjuvazinin kuyruğuna takılmaya devam edeceğini vurguladık.
Erdoğan’dan nasıl kurtulacağımız ve Türkiye’ye barış ve demokrasinin nasıl geleceğinin iç içe olduğunu anlattık.
Burjuva çözüme karşı bir de emekçi çözümün olduğunu, gerçek demokrasinin devrimci bir mücadeleyle, gerçek barışın da ancak işçi sınıfının iktidarıyla geleceğini söyledik. Demokratik bir anayasanın, işçilerin ve ezilenlerin kurucu meclisiyle yapılacağını, kapalı kapılar ardında yazılacak hiçbir anayasanın demokrasi getirmeyeceğini ifade ettik.
100 yıllık inkar ve baskı üzerine kurulu cumhuriyetin Diyanet İşleri yerli yerinde dururken, cezaevleri sırf Kürtlerin haklarını, işçi sınıfını savunduğu için tutsak edilen devrimcilerle doluyken demokratikleşemeyeceğini, gerçekten demokratik bir anayasanın ancak bir kurucu meclisle yazılabileceğini, kurucu meclisin ancak devrimci mücadelenin sonunda kurulabileceğini söyledik.
Emekçilerin ve ezilenlerin bağımsız bir mücadele hattını örmenin, burjuva muhalefetten ve hükümetin planlarından bağımsız, işçi sınıfının çıkarlarını temsil eden devrimci bir çizgi çizmenin görevimiz olduğunu belirttik.
Panelde son sözü Partizan aldı. Partizan, konuşmasında emperyalist güçler arası mücadelenin sıcak sahası olan Ortadoğu’daki her gelişmenin Türkiye’yi doğrudan etkilediği üzerinde durdu. Filistin’de direniş, Suriye/Rojava’da kurulan-denenen özyönetim deneyimleri, İran’daki dalgalanmaların hem umut hem de gerilim ürettiğini söyledi
Türkiye’de devletin içeride tekçi stratejiyi sürdürmek, dışarıda nüfuz alanları yaratmayı hedeflediğini, bu hattın içeride de kayyum siyasetini, “güvenlik” söylemini, komisyon-demokrasi makyajını beslediğini ifade etti.
“Barış”ın Türkiye içindeki bir çerçeveye hapsedilemeyeceğini, bölgesel düzlemde halkların özneleştiği, yerel-demokratik yönetimlerin tanındığı ve emperyalist paylaşımın reddedildiği bir perspektif gerektiğini, bu perspektifin de sosyalistlerin bağımsız programını gerektirdiğini vurguladı. Emekçi iktidarı ufkunu terk eden hiçbir yolun, kalıcı demokratikleşme üretmeyeceğini söyledi.
Demokratikleşmeden söz edilecekse bunun yolunun aşağıdan basınç ve örgütlenmeyle olacağını, bu bağlamda kadın hareketinin, gençliğin, işçi sınıfının ve mahalle inisiyatiflerinin yan yana gelişini hızlandırmanın bir görev olduğu üzerinde durdu. Komisyonlar, kapalı görüşmeler ve seçim kafesinin dışına çıkan bağımsız emekçi siyaseti inşa edilmeden, kalıcı kazanım elde edilemez, diyerek konuşmasını sonlandırdı.
Panel soru cevap kısmının ardından sona erdi.
Panelde yer alan ortak vurgular iktidarın tüm güçlülük propagandasına karşın zayıf olduğu, emekçi hareketinin dağınık, kopuk, kısmi olsa da zayıf değil güçlü olduğu, emekçi hareketinin gücünü göstermesi için burjuva muhalefetinden bağımsız hareket etmesi gerektiğiydi. Gerçek bir barış ve demokrasinin parlamento komisyonlarıyla değil, emekçilerin ve ezilenlerin mücadelesiyle geleceği, demokratik bir anayasanın ancak emekçilerin mücadelesiyle toplanacak bir kurucu meclisle yapılacağı da panelde yer alan ortak vurgulardandı. Bu mücadeleyi örmek için emekçilerin koordinasyonunun, işbirliğinin burjuva muhalefetinden bağımsız bir zeminde örülmesi gerektiği de hemen her konuşmacının işaret ettiği bir görev oldu.
Panelde ortaklaşılan ihtiyaçlar ve görevler genel olarak doğru olsa da bu görevlerin yerine getirilmesi şu ya da bu bağımsız taktiğin, eylemin uygulanmasıyla değil, emekçilere önderlik edip onları bu görevler doğrultusunda harekete geçirebilecek, örgütlendirebilecek devrimci bir partinin varlığıyla mümkün olur. Emekçilerin örgütlendirilmesi, bir araya getirilmesi ihtiyacı artarken devrimci bir önderlik gereksizleşmiyor, bilakis buna duyulan ihtiyaç yakıcılaşıyor. Panelde emekçi hareketin sorunları ve görevlerine ilişkin ortak bir şekilde işaret edilen tutumlar da bu tutumların gereğini yerine getirebilmek için bugün komünistlerin acil görevine, devrimci bir partiyi yaratma görevine işaret ediyor. KöZ’ün arkasında duran komünistler olarak bu görevimizi unutmadan, bu amaç ve doğrultuda emekçi hareketinin inisiyatifini kışkırtmaya, onları kendi sorunları etrafında harekete geçirme ve örgütlendirme mücadelesinde yer almaya devam edeceğiz.
1 Mayıs Mahallesi’nden Komünistler










