İşçi Emekçi Birliği, 25 Ocak günü Taksim’de “Emperyalizm, Savaşlar ve İşçi Sınıfının Tutumu” başlıklı bir panel/forum düzenledi. Etkinlik emperyalist güçlerin ve ezen ulus devletlerinin Rojava’ya karşı saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde yapıldı. Emperyalistler arası kavganın çetinleştiği ve bununla eş zamanlı olarak da sol içerisinde savaşa karşı tutumun tartışıldığı bir dönemde güncel içeriğiyle ve hem İEB bileşeni olan siyasetlerin ve kitle örgütlerinin buna dair görüşlerini ifade etmesine hem de katılanların sorularını sormasına imkan veren biçimiyle iyi bir katılımla gerçekleşen verimli bir etkinlik oldu. Ocak ayında kaybettiğimiz Lenin, Luxemburg ve Liebknecht’i, isimlerini nostaljik bir şekilde yad ederek değil, güncel siyasi gelişmeleri ve devrimcilerin sorumluluklarını tartıştığımız politik bir etkinlikle andık.

Liebknecht, Luxemburg ve Lenin’in anısına yapılan etkinlik, devrim ve sosyalizm mücadelesinde ölümsüzleşenler adına yapılan saygı duruşuyla başladı. Saygı duruşunun ardından açılış konuşması ve slayt gösterimi gerçekleştirildi. İşçi Emekçi Birliği adına yapılan açılış konuşmasında Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı sürerken yaşanan ayaklanmalar ve Ekim Devrimi hatırlatıldı. Emekçilerin silahlarını kendi egemen sınıflarına karşı çevirdiği vurgulanarak Lenin’in “emperyalist savaşı iç savaşa dönüştürme” şiarının güncelliğinden bahsedildi. Aynı zamanda emperyalist güçlerin ve işbirlikçilerinin Rojava’ya saldırıları gündem edildi. Rojava’daki savaşın Kürt halkına ve tüm emekçilere karşı yürütüldüğü dile getirildi.

Açılışın ardından etkinliğin ilk oturumu başladı. İlk oturumda Köz, Partizan ve Söz ve Eylem adına sözler alındı.

Köz adına yapılan konuşmada, İşçi Emekçi Birliği olarak Lenin, Luxemburg, Liebknecht ve Onbeşler gibi Ocak ayında yitirdiğimiz devrimcileri yalnızca isimleriyle değil devrimci mücadelelerinin bugünkü anlamıyla politik bir şekilde anmamızın önemine değinildi. Bu etkinlik olurken Kobane’de ve Haseke’de bölgenin ezen ulus devletlerinin ve emperyalist devletlerin Roajva’daki kanton iktidarına saldırılarının sürdüğü dile getirildi. 14 yıldır ayakta kalmaya gayret eden bu iktidarın başını çeken siyasi hareketlerin amacı ve niyetlerinden bağımsız olarak Rojava’nın bölgedeki düzeni tehdit eden bir istikrarsızlık unsuru olduğu söylendi. Karşısında mücadele ettiğimiz devletin de Ortadoğu’da gericiliğin bekçisi olduğu hatırlatılarak bugünkü enternasyonalist görevimizin NATO’nun ikinci büyük ordusu, Rojava’daki saldırıları ağzı sulanarak izleyen, emekçilere asgari ücreti reva gören bu devlete ve hükümetine karşı bağımsız bir emekçi seferberliğini yükseltmek olduğu vurgulandı.

Köz adına konuşan yoldaş aynı zamanda Ocak’ta yitirdiğimiz yoldaşlarımızın bizlere İkinci Enternasyonal’den, sosyal şovenizmden, burjuva sosyalizminden de tam bir kopuşu gösterdiğinin altını çizdi: “Lenin, Ekim Devrimi’nden önce komünist bir enternasyonali kurmayı önermişti. Bolşevikler, Ekim Devrimi’nden sonra gecikerek de olsa Komintern’in kurulmasına öncülük etmişlerdi. Luxemburg ve Liebknecht, Komünist Enternasyonal’in ilk şehitleri olarak anılıyordu. Mustafa Suphi ve Onbeşler bizzat Komintern’in yönlendirmesiyle Türkiye Komünist Partisi’ni kurmuş, Ekim Devrimi’ni Anadolu’ya yaymak için Ocak 1921’de yola çıkmışlardı. Bu topraklara amele rençber şuralar cumhuriyetini tesis etmek üzere gelen Onbeşleri de Karadeniz açıklarında katleden Ankara hükümetiydi.” Yapılan konuşmada bugün de yüz yıl önce olduğu gibi bir taraftan emperyalist arası kavganın kızıştığını bir taraftan da emperyalistler arası kriz ve çelişkilerden dolayı emekçiler ve ezilen halklar cephesinde de mücadelelerin yükseldiği bir dönemden geçtiğimizi anlatıldı. Yoldaş, dünya çapında bu mücadelelerin tek bir komuta kademesinden yoksun bir şekilde ilerlediğini vurgulayarak komünist bir enternasyonal ihtiyacına parmak bastı.

İkinci sözü alan Partizan, emperyalistler arası çıkar çatışması her zaman olsa da bugün özellikle yeni bir emperyalist savaşa doğru ilerlediğimiz bir dönemde olduğumuzu vurguladı. Bunun belirtilerinden birinin militarizasyon, diğerinin otoriterleşme olduğunu söyledi. ABD-İngiltere’nin karşısında Rusya-Çin etrafında bir araya gelen bir kutbun olduğunu ancak emperyalistler arası güç dengelerinin değişebileceğini anlattı. Başından beri NATO ve ABD emperyalistlerinin koçbaşlığını yapan Türkiye’nin iç cepheyi güçlendirme söyleminin devrimci demokratik muhalefetin bastırılması ve Türk burjuvazisinin yeni bir birikim sürecine girişi olduğunu dile getirdi. Türk devletinin Rojava’da yaptıklarına emekçilerin karşı çıkması gerektiğini vurguladı. Aynı zamanda, içinde oldukları ICOR’un Venezuela ve Rojava ile ilgili devrimci tutumu aldığını ve diğer ülkelerdeki Maoist partlerin de burada olması için çabaladıklarını belirtti. NATO zirvesine de değinen Partizan konuşmacısı, Türk burjuvazisi ve devletinin savaş içindeki rolüne karşı çıkmadan NATO’ya karşı çıkılamayacağını söyleyerek bu gündemde en geniş cepheyi bir araya getirmemiz gerektiğinin altını çizdi.

İlk oturumun son sözünü Söz ve Eylem aldı. Luxemburg’un SPD’nin çürümüşlüğünü görse de partiden çok geç bir şekilde koptuğunu, Almanya’da devrimci partinin ancak Aralık 1918’de kurulduğunu anlattı. Savaşa karşı içsavaş tutumunun dünya çapında reformistler ile komünist devrimcileri birbirinden ayıran bir turnusol kağıdı olduğunu vurguladı. İkinci Dünya Savaşı’nda Komintern’in hiçbir bileşeninin bu taktiği savunmayışının tesadüf olamayacağını ekledi. Bugünkü savaşın hem emperyalist paylaşım savaşı hem de bir hegemonya savaşı olduğunu anlattı. Ortadoğu ve Latin Amerika’nın ABD hegemonyasının yumuşak karnı olduğunu belirten Söz ve Eylem konuşmacısı, git gide gerileyen ABD hegemonyasının kurumlarının da isim olarak durduğunu dile getirdi. Bugün de dünya yeni bir emperyalist savaş içine giriyorken savaşa karşı tutum meselesinin hala ayırıcı işlevini sürdürdüğünün altını çizerek sosyalist hareketin Ukrayna’da, İran’da, Suriye’de emperyalist savaşa karşı içsavaşı savunamadığını, soyut bir anti-emperyalizm ya da ABD karşıtlığı üzerinden yürüttüğü mücadelelere enternasyonalizm olarak addettiğini söyledi.

Etkinliğin ikinci turunda sırayla Kaldıraç, DKDER, BDSP ve İşçi-Sen konuşma yaptı.

Kaldıraç, iki dünya savaşının arkasında da büyük kapitalist krizler olduğunu, bu savaşların devrimlere yol açtığını ve 90’lara kadar da dünyanın yeni bir emperyalist savaşa girmemesinin nedeninin SSCB olduğunu söyledi. 90’larda sosyalizm tehdidinin ortadan kalkmasıyla yeni bir dünya savaşının başladığını belirtti. Emperyalistler arası çıkar çatışmaları olduğunu, Rusya ve Çin’i sömürgeleştirerek bu krizden çıkmayı hedeflediklerini anlattı. Ortadoğu’da yaşananın bu hegemonyaya karşı çıkan ancak sosyalist olmayan güçlerin tasfiyesi olduğunu söyledi. Emekçiler cephesindeki isyanların amaçlarını net tarif edemediğinin altını çizen Kaldıraç konuşmacısı, savaşlara son vermek için de işçi sınıfının kurtuluşu için de devrimlerin şart olduğunu; tüm dünyada olan devrimci önderlik sorununun da ancak masa başında değil doğru politik hatta ortak mücadeleler içinde çözülebileceğini vurguladı. İşçi sınıfı içerisinde Filistin ve Kürt halkının mücadelesini anlatarak enternasyonalizmi, ulusal çıkarların burjuvazinin çıkarları olduğunu ve anti-emperyalist mücadelenin anti-kapitalist mücadele olduğunu işlememiz gerektiğini ifade etti. Aynı zamanda İran’da hem emperyalist saldırılara hem de içerideki burjuva rejimlere karşı mücadeleyi birlikte yürütmenin yoluna bakmak gerektiğini ekledi.

DKDER, devrimin olması için devrimci bir program, devrimci bir program için de devrimci partinin gerekliliğine vurgu yaptı. Önemli olanın partinin ismi değil programının gerçekliğe denk düşmesi, kitleleri bu program etrafında örgütleyerek hedefe vardırması olduğunu söyledi. Almanya’daki devrim süreci ve bu süreçte reformistlerin rolünü anlatan konuşmacı, sınıfa devrimci bir programla gitmek gerektiğinin altını çizdi.

BDSP, emperyalist kapitalist dünya düzenin büyük krizler içinde olduğunu, emperyalistler arasında yeni bir bölüşüm kavgasının daha derin boyutlar kazandığını, ABD hegemonyası zayıflarken Batı emperyalizmi dışında Rusya ve Çin’in de emperyalist güçler olarak öne çıktığını anlattı. “Dünyanın her yerindeki devrimci güçler olarak bu dünya savaşını önlemek zorundayız” diyen konuşmacı, bugün emperyalistlerin gerçekleştirdiği savaşı içsavaşa çevirecek imkan ve olanaklara sahip olmadığımızı; bu yüzden de en önemli görevlerimizden birinin bunu inşa etmek olduğunu vurguladı. Savaşlarının önünü kesmenin altı boş bir bağış çağrısı yapmak olmadığını ifade ederek “İşçi sınıfına bugün savaşların yaşanmasını istemiyorsak bu savaşın kaynağı kapitalist emperyalist dünya düzeninin ortadan kalkması için mücadele etmek zorundayız diye anlatmalıyız. Biz gerçek ve kalıcı bir barışın ancak emekçilerin işçilerin iktidarıyla mümkün olduğunu vurgulamalıyız.” dedi. Bu düzeni değiştirecek yegane güç olan işçi sınıfını devrimci programa kazanmadan toplumun diğer baskı ve sömürü altındaki kesimlerini kazanamayacağımızı söyledi. Öncelikli hedeflerinin işçi sınıfının halihazırda var olan devrimci programıyla ve öncüleriyle sınıfı bütünleştirmek ve devrime yürümek olduğunu vurguladı.

İşçi-Sen, emperyalistlerin paylaşım savaşlarıyla dünyayı kana buladığını anlattı ve tüm Ortadoğu’yu da denetim altına almak istediklerini söyledi. İşçi sınıfı olarak savaş politikalarına karşı mücadele etmek zorunda olduğumuzu dile getirdi. Aynı zamanda bir devrimci partinin yaratılması için mücadele ettiklerini, bunun ekseni olarak da birleşik emek cephesini örmek gerektiğini vurguladı. Birleşik emek cephesinin farklılıklarını ortaya koyan tüm emekçiden yana olan güçlerin ortak mücadele ekseni olduğunu anlattı. Bugün de işçi sınıfına ilan edilmiş içsavaşı karşılayacak gücün sosyalistlerin ve devrimcilerin birleştiği bu cephe olduğunu ifade etti.

Etkinliğin üçüncü ve son oturumunda YDİ Çağrı, BİH ve PDD konuşmalarını gerçekleştirdi.

YDİ Çağrı, emperyalist savaşa karşı tutumun bugün hala turnusol kağıdı olduğunu söyledi. Dünya ekonomisinde biri ABD ve Batı emperyalizmi, diğeri Rusya-Çin başta olmak üzere iki blok olduğunu anlattı. Bugünkü temsilci savaşlarının da emperyalist paylaşım savaşının tezahürü olduğunu belirtti. Emperyalizm var olduğu sürece savaşların da kaçınılmaz olduğunu hatırlatarak Ortadoğu’nun emperyalist savaşların arenası olduğunu dile getirdi. Aynı zamanda Rojava’ya yönelik saldırılara değinerek emperyalist sistemde dostluğun değil çıkarların olduğunu söyledi; Rojava’daki yönetime karşı savaşın işçi ve emekçilere karşı savaş olduğunu vurguladı.

Birleşik İşçi Hareketi, kapitalizmin varoluşsal kriz içerisinde olduğu için saldırı politikalarını değiştirdiği anlatıldı. Üçüncü emperyalist paylaşım savaşına koşar adım gittiğimizi söyleyen konuşmacı, kapitalist devletin önceki savaşların sonuçlarından da dersler çıkarttığını belirtti. Bugün emperyalist güçlerin yeni bir devrim odağı yaratmamak için büyük bir faşizm dalgasını uyguladığını ifade etti. Filistin’den Lübnan’a, Hindistan’dan Rojava’ya devrim ocaklarının tek tek tasfiye edilmek istendiğini belirterek Rojava’da direnişle kazanılan gerçekliğe emperyalistlerin ortaklığında saldırının sürdüğünü anlattı.

PDD ise tarafları ABD ve Çin olan üçüncü emperyalist paylaşım savaşının başladığını anlattı. Emperyalizmin doğasında aşırı kar hırsı ve eşitsiz gelişim yasası olması sebebiyle savaştan kaçınamayacağı söyledi. Savaşı durdurmanın tek yolunun devrimler olduğunun altını çizdi. Devrimcilerin görevinin savaşın doğrudan içinde olan veya olmayan bütün ülkelerde ve kendi ülkemizde sınıf mücadelesini yükseltmek olduğunu, ancak işçi hareketinin yükselmesiyle emperyalist politikaları durdurabileceğimizi vurguladı.

Her oturum sonunda soru ve görüş bölümleriyle devam eden etkinlik, üç saatin ardından sona erdi.

İstanbul’dan Komünistler