Boykotun ikinci günü olan 25 Mart Salı gününde, İstanbul Üniversiteler Koordinasyonu’nun “Belediyelerden Üniversitelere Kayyım Rejimine Son!” şiarıyla örgütlediği eylemdeydik. Eyleme katılan binlerce kişi Osmanbey Pangaltı metro çıkışından Maçka Parkı’na, oradan da kayyım atanan Şişli Belediyesi’ne yürüdü.

“Tek adam rejiminin antidemokratik uygulamalarına, gözaltılarına, tutuklamalarına, baskı ve yasaklarına karşı” İstanbul’daki üniversitelilere çağrı yapan bu eylemle İstanbul Üniversiteler Koordinasyonu (İÜK) da kurulduğunu duyurmuş oldu. Başını Boğaziçi Üniversitesi Öğrenci Temsilciliği Kurulu çekse de İÜK, İstanbul Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi gibi İstanbul’daki birçok üniversiteden temsilcilerden meydana geliyor. Boğaziçi Üniversitesi hariç diğer üniversitelerde resmî ÖTK’ların olmaması nedeniyle bu üniversitelerden temsilci olan arkadaşlar kendi üniversitelerinde alınan kalabalık forumlardan seçilmiş kişilerden, bir başka deyişle “fiili ÖTK’lardan” oluşuyor.

Saat 17:00’de Boğaziçi Üniversitesi, İÜ, Bilgi Üniversitesi, GSÜ, YTÜ, İTÜ, MSGSÜ, Gebze Teknik Üniversitesi gibi birçok üniversite kendi kortejleriyle Osmanbey Pangaltı metro çıkışında buluştu. Üniversitelerin ve bölümlerin kendi pankart ve kortejleriyle gelmesinin ardından Maçka Parkı’na doğru yürüyüşe başlandı.

Yürüyüş boyunca eylem komitesi tarafından belirlenen “Kayyımlar gidecek biz kalacağız; Siyasi tutsaklar serbest bırakılsın; Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz; Üniversiteler ayakta akademik boykotta; Birleşe birleşe kazanacağız; Genel grev genel direniş; Genel boykot genel direniş; Zindanlar yıkılsın tutsaklara özgürlük; Yasaklar sizin mücadele bizimdir; AKP’den hesabı öğrenciler soracak; AKP’den hesabı emekçiler soracak; Gözaltılar tutuklamalar baskılar bizi yıldıramaz; Üniversiteler yürüyor mücadele büyüyor; Bu daha başlangıç mücadeleye devam; Üniversiteler boykota sendikalar sokağa; Kurtuluş sokakta sandıkta değil; ODTÜ’ye selam direnişe devam!” sloganları hep birlikte atıldı. Bu sloganlarla beraber “Erdoğan gidecek başka yolu yok!” sloganını da attık. Maçka Parkı’na ulaştığımızda gelen davul-zurnayla beraber hem Çav Bella hem de Gündoğdu Marşı söylendi, sloganlara eyleme devam edildi.

Maçka Parkı’nda toplanan kitle önde İstanbul Üniversiteler Koordinasyonu imzalı “Üniversitelerden Belediyelere Kayyım Rejimine Son!” ve “Öğrenciler Boykota Sendikalar Sokağa!” şiarlı iki ana pankartın arkasında ajitasyon ve sloganlarla kayyım atanan Şişli Belediyesi’ne yürümeye başladı. Yürüyüş rotasındaki insanlar da evlerinden, balkonlarından tencere-tavalarıyla atılan sloganlara destek verdiler. Aynı zamanda EMEP milletvekili İskender Bayhan da baştan sona eyleme katılanlar arasındaydı.

Şişli Belediyesi’nin önünde ses sistemi kuruldu, İÜK’nin eylem komitesindekiler eyleme katılan kitleyi selamlayan, gözaltına alınan ve tutuklanan arkadaşlar gündem edilerek mücadeleye ve boykota devam edileceğini vurgulayan konuşmalar yaptı. Belediye önündeki meydanda her üniversiteden birer konuşma yapılacağı, daha sonra eylemin sonlandırılacağı duyuruldu.

Bahçeşehir Üniversitesi’nin ardından Galatasaray Üniversitesi’nden bir öğrencinin yapacağı konuşma sırasında ESP’nin bayrağının lazerle hedef gösterilmesi üzerine sol siyasetlerin gençlik örgütlerinden gelen SGDF, DGB, Gençlik Komünleri, Gençlik Komiteleri, YDG ve HDK Gençlik Meclisi’nden arkadaşlara bir saldırı olacağını öngörerek hızlıca yanlarına geçtik. Ardından yürüyüş boyunca da şoven sloganlar atan, aynı içerikli dövizler taşıyan, bozkurt işaretleriyle Türk bayrağı sallandıran bir grup “Katil bayrağı aşağıya inecek”, “Apo piçtir piç kalacak” ve “Parti bayrağı/siyasi bayrak istemiyoruz” sloganları atmaya başladı. Buna karşın “Faşizme karşı omuz omuza”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” ve “Birleşe birleşe kazanacağız” sloganlarını o gruba karşı olan bir kitlenin de katılımıyla birlikte yükselttik. Bu sırada eylem komitesi birkaç defa mikrofonla sakin olma ve parti bayraklarını indirme çağrısında bulunarak kitleden yükselen “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganına karşı programın devam ettiğini duyurdu. Alanda saldırıda bulunan gruba karşı bayrakları birlikte savunsak da ne yazık ki birkaçını kaptırdık.

Tartışmalar sonucunda gençlik örgütleri olarak eyleme desteğe gelen arkadaşlar siyasi kimlikleriyle var olamadıkları ve açıkça bayraklarına saldırıda bulunulan, buna karşın da eylem komitesinin kürsüden bayrakları indirme çağrısında bulunduğu bu eylemden ayrılma kararı aldılar. Yaklaşık otuz beş kişi alandan birlikte çıktık, dağılana dek “Yaşasın devrimci dayanışma!” sloganlarını yükselttik. Eylem çıkışında SGDF ve HDK’li arkadaşlarla hükümetin rehine pazarlığı ve 19 Mart’tan bugüne Erdoğan’a karşı artan kitlesel eylemlere dair alınması gereken devrimci tutum hakkında konuştuk; “Rehine Pazarlığını Reddedelim! Hükümete Karşı Emekçi Seferberliğini Örelim!” başlıklı Mart özel sayımızı ilettik.

Saldırı Gençlik Örgütlerine Değil Devrimci Siyasetedir

Alandaki bu saldırının hedefinin gençlik örgütleri değil, doğrudan devrimcilere ve devrimci siyasete yönelik olduğu açıktır. Saldırının ESP’nin bayrağının lazerle hedef gösterilmesiyle ve “Katil bayrağı aşağıya inecek” sloganlarıyla başlamış olması, ardından alandan ayrıldıktan sonra bayrakların yere atılması bunu doğrular niteliktedir.

Bununla beraber, Erdoğan’ın saldırı ve baskılarının asıl olarak HDK ve ESP başta olmak üzere emekçi ve ezilenleri hükümete karşı bağımsız bir çizgide örgütlemek için mücadele edenlere olması da bir tesadüf değildir. Tam da bu sebeple, alandaki tüm sol siyasetlerin, devrimci bir iddiayı benimseyen herkesin bu saldırıya karşı durması gerekirdi.

Önümüzdeki süreçte bu kitlesel eylemlere bu tür provokasyon olasılıklarını öngörerek hazırlık yapmak, tek bir bayrağımızı dahi yere düşürmeyecek bir iradeyi kolektif bir şekilde göstermek hepimizin görevi ve sorumluluğudur. Bu tutumu göstermeden ne emekçi ve ezilenleri AKP-CHP arasındaki rekabette yedek güç olmaktan çıkartıp hükümete karşı bağımsız bir hatta seferber edebilir, ne belediyelerden üniversitelere tüm kayyımlara karşı mücadeleyi yükseltebilir, ne de Edirne’den İmralı’ya tüm siyasi tutsakların özgürlüğünü savunabiliriz.

Demokrasi için Tek Yol Devrim!

Zindanlar Yıkılsın, Tutsaklara Özgürlük!

Üniversitelerden Komünistler