Bu sene 1 Eylül Dünya Barış Günü eylemi İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Kadıköy’de bir miting şeklinde örgütlendi.

Halihazırda yürütülen çözüm sürecinin de etkisiyle 1 Eylül’de bir önceki senelerin aksine bir miting örgütleneceği tahmin edilebilirdi. Bu nedenle, miting çalışmalarımızın başında sol akımlarla birlikte barış ve demokrasi sorunlarına bağımsız devrimci hattı daha güçlü bir şekilde mitinge taşımak üzere hareket etmeyi önümüze koyduk. Kendi çalışmalarımıza başlamadan önce bileşeni olduğumuz İşçi Emekçi Birliği ve bileşenlerine barışın ancak devrimle gelebileceğini vurgulayan ortak bir pankart arkasında, herkesin kendi kortejiyle yürüyebileceği şekilde katılmayı önerdik. İşçi Emekçi Birliği kuruluşundan bu yana siyasi sorunlara işçi ve emekçilerin bağımsız yoluna işaret etme iddiasını taşıdığı için 1 Eylül mitingi özelinde de bu iddiayı somutlayan şekilde hareket etmeyi önerdik. “Burjuva partilerden bağımsız bir tutum”u İşçi Emekçi Birliği olarak miting alanına taşımamızın siyasi anlamını öne çıkarmak gerektiğini söyledik.

“Barış için tek yol devrim” şiarı arkasında ortak bir tutum alınmasının zemini olduğu için bir yandan bu ortak pankartı önerirken kendi pankart, ajitasyon ve sloganlarımızda demokratik anayasa sorununun farklı veçhelerini gündem eden ve ancak emekçilerin seferberliğine dayanan bir kurucu meclisle böyle bir anayasanın yazılabileceğini vurgulayan bir içerikle katılmayı planladık.

Bu önerilerimiz mitinge İEB bileşenlerinin daha az kişi katılacağı gibi sebeplerle kabul görmedi. Bunun sonucunda alanda gerçek ve kalıcı bir barışın devrimle veya sosyalizmle mümkün olacağını vurgulayan Kaldıraç, ESP ve Yeni Dünya İçin Çağrı gibi akımların pankartları olsa da bunlar tek bir pankart arkasında ortak bir tutumla birleşemedi.

Geçen senelerde 1 Eylül için örgütlenen basın açıklamalarına göre daha fazla kurum ve kişi mitinge katılsa da miting düzenleyenlerin beklediği kalabalıkta geçmedi. Halihazırda yürütülen süreç sebebiyle DEM diğer senelere göre miting için daha fazla hazırlık yapmaya çalıştı. Yerellerde demokratik toplum ve barış çağrısına ilişkin halk toplantıları düzenledi. Bu toplantıların hepsine olmasa da çalışmalarımızın olduğu alanlardakilerin bir kısmına katıldık. Bunlara katılma amacımız demokratik anayasa sorununu emekçiler ve ezilenler arasında gündem etmek ve proleter çözümün ne olacağını vurgulamaktı.

Köz olarak mitinge “Demokratik Anayasa İçin Kurucu Meclis! Kurucu Meclis İçin Tek Yol Devrim!” yazılı pankartımızla katıldık. Duyurusu yapıldığı üzere Söğütlüçeşme Marmaray çıkışında yerimizi aldık. Kadıköy’ü boylu boyunca kaplayan polis barikatı sebebiyle materyallerimizi alana taşımakta güçlük yaşasak da pankartımızı, bayraklarımızı, dövizlerimizi ve gazetemizi buluşma yerine ulaştırabildik. Söğütlüçeşme’den Rıhtım’daki miting alanına kadar ajitasyon ve sloganlarımızla yürüdük. Ajitasyon ve sloganlarımızda siyasi tutsakları, işçilerin sınırsız örgütlenme ve grev özgürlüğünü, demokrasi, anayasa ve barış sorununun proleter çözümünü gündem ettik.

Miting alanında bir dakikalık saygı duruşu gerçekleştirildi. Biz de Enternasyonal marşını okuyarak devrim mücadelesinde düşen devrimcileri andık.

Barış ve Demokrasi Güçleri adına okunan ortak açıklamanın ardından Dem Parti Eş Başkanı Tülay Hatimoğulları, Barış Anneleri İnisiyatifi ve BDS temsilcileri söz aldı. Ayrıca miting kürsüsünden Abdullah Öcalan’ın mesajı okundu. Barış ve Demokrasi Güçleri’nin açıklamasında savaşların yıkıma sebep olduğu vurgulandı. ABD’nin ve batılı devletlerin desteğiyle Filistin’de süren savaşa, Türkiye’nin İsrail’le süren ticaretine, Suriye’deki HTŞ yönetiminin Dürzi ve Alevilere yönelik katliamlarına değinildi. Emperyalizme karşı halkların eşit ve özgür bir dünyada yaşamaları için mücadele edildiğinin altı çizildi. Kürt sorununda bugün tarihsel bir imkan doğduğu, iktidarın saldırılarına karşı kalıcı bir barışın tüm kesimlerin katılımıyla örülen demokratik bir süreçle inşa edilebileceği vurgulandı. Dem Parti’nin konuşmasında ise HTŞ’nin tekçi, ırkçı bir anlayışla Kürtleri yok saydığı, Suriye’de tüm halkların söz sahibi olabileceği bir yönetim biçimi ve demokratik anayasanın gerekli olduğu dile getirildi. Barış ve demokratik toplum sürecine dair ipe un serildiği belirtilerek sürecin hızlandırılarak hasta tutsaklar, demokratik yerel yönetimler, kayyım ve infazda eşitlik sorunlarında gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerektiği vurgulandı. Öcalan’la komisyonun görüşmesi gerektiği ifade edildi. Ardından Öcalan’ın barış ve demokratik çözüm çağrısının tarihsel önemine ve sorumluluklarına değinen mesajı okundu.

Miting alanında yüksek sesten dolayı duyulmayacağı için ajitasyon yapmadık. Alanda gazetemizin Temmuz sayısını dağıttık. Hem yürüyüş hem de miting boyunca “Zindanlar Yıkılsın Tutsaklara Özgürlük; İçeride Dışarıda Hücreleri Parçala; Siyasi Tutsaklara Özgürlük; Özgürlük/Demokrasi Savaşan İşçilerle Gelecek; Demokrasi İçin Tek Yol Devrim; Özgürlük İçin Tek Yol Devrim; Barış İçin Tek Yol Devrim; Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni; Hükümet Değil Emekçiler Güçlü; Erdoğan Gidecek Başka Yolu Yok; Seçimle Değil Devrimle Gidecek; Anayasa İçin Kurucu Meclis, Kurucu Meclis İçin Tek Yol Devrim; Devrim İçin Devrimci Parti, Parti İçin Komünistlerin Birliği!” sloganlarını attık. Konuşmaların tamamlanmasının ardından diğer sol siyasetlerle beraber biz de mitingden ayrıldık.

1 Eylül mitingi üzerine yalnızca nicelik üzerinden değerlendirme yapmak eksik olsa da, miting alanının durumu sola hakim siyasi çizginin işçi ve emekçileri harekete geçiren, daha örgütlü bir şekilde iktidara karşı bir araya getiren bir hatta olmadığını gösteriyor. Demokratik toplum süreci olarak tarif edilen süreçte, bağımsız bir devrimci hat iddiasında olan akımların önemli bir kısmı bu süreci çeşitli noktalardan eleştiriyor. Fakat öne çıkarılması gereken sorunun bu süreçten emekçilerin lehine, onların daha örgütlü ve güçlenerek hükümetin karşısına çıkacağı bir şekilde nasıl istifade edilir olması gerekir. Zira bu sürecin, içeriğinden ve DEM Parti’nin siyasi hedeflerinden bağımsız olarak işçi ve emekçilere özgüven aşıladığı bir gerçek olsa da emekçi hareketin yükselişte olduğu bu dönemde bir araya gelerek hükümete karşı bağımsız bir hatta saldırıyı örgütleyebilmek devrimcilerin görevi olarak önümüzde duruyor. Bu görev de ancak bu topraklardaki esaslı sorulara verilen burjuva yanıtlardan kopup proleter çözümü güçlü ve eylemli bir şekilde bayraklaştırmakla yerine getirilebilir. Fakat sözü burada noktalamak bugün Türkiye’de, halihazırda devam eden merkezi siyasi süreçlere/tartışmalara/gündemlere damgasını vuracak bağımsız devrimci bir hattın taşıyıcısı herhangi bir özne olmadığı gerçeğini göz ardı etmek anlamına gelir. Bizim de amatörlüğü ve darlığından azade olmadığımız bu sol tabloyu değiştirmenin yolu ancak ve ancak komünistlerin parti birliğini sağlama yolunda mücadele etmekten geçiyor.

İstanbul’dan Komünistler

Yürüyüş boyunca yaptığımız ajitasyonlarımız:

1.

Bir açık hava hapishanesinde yaşıyoruz.

Hakaret, iltisak ve terör davalarıyla zindanlarda yer bırakmadılar. Vekiller, belediye başkanları hapiste. Basın açıklaması yapanlar, 19 Mart eylemlerine katılanlar, binlerce DEM Partili hapiste. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Serkan Onur Yılmaz hapiste. Zindanlar siyasi tutsaklarla dolup taşıyor.  Emekçilerin ihtiyaç duyduğu demokrasi 12 Eylül anayasasına sığmaz! Çünkü 12 Eylül anayasası kayyımlardır, siyaset yasağıdır, parti kapatma kararıdır! Çünkü 12 Eylül anayasası F tipi hücredir, kuyu tipi hapishanedir! Çünkü 12 Eylül anayasası işkencedir, tecrittir! Tüm siyasi tutsaklara özgürlüğün olmadığı bir anayasa emekçilerin anayasası olamaz! Siyasi tutsaklar özgür olmadan demokratik bir anayasa yapılmaz.

Siyasi tutsaklara özgürlük rehine pazarlığıyla değil, sokakta eylemli mücadeleyle gelecek!

2.

Bir tarafta grevleri yasaklayan sermaye uşakları,

Diğer tarafta bu yasaklara direnişle yanıt veren işçiler! Bir tarafta patronlara vergi indirimi yapanlar, işçi kıyımlarına yol açanlar, diğer tarafta ekmeğini korumak isteyen, sefalet dayatmasına başkaldıran emekçiler! Bir tarafta patronları ve onları koruyan hükümet, diğer tarafta Temel Conta, Queen, Digel Tekstil işçileri! Bir tarafta burjuvazi, diğer tarafta proletarya! İki sınıfın demokrasisi bir olmaz. İşçi sınıfının ihtiyaç duyduğu demokrasi burjuva kalıplara sığmaz. Onların demokrasisi grev yasağıdır, sendikal hakların gaspıdır. Bize gereken demokrasi tüm işçilere sendika ve örgütlenme özgürlüğüdür. Onların demokrasisi işten atmadır, işçinin önüne kurulan barikattır. Bize gereken demokrasi sınırsız grev hakkıdır! Sendikalaşma ve grev hakkı 12 Eylül rejiminin sınırlarına sığmaz.

Örgütlenmenin önündeki tüm engeller kalkmadan demokratik anayasa yapılmaz!

3.

Zayıf olan onlar, güçlü olan biziz

Çaresizler çünkü uşaklığını yaptıkları emperyalistler de çırpınıyorlar. Çözümsüzler çünkü yıllardır bir rejim ve anayasa krizi içerisinde debeleniyorlar. Güçsüzler çünkü alamadıkları belediyelere kayyım atamaktan başka çareleri yok. Korkaklar çünkü ayağa kalkan emekçiye sopa göstermekten başka yapabilecekleri bir şey yok. Çırpınıyorlar çünkü payandaları çürümüş bir rejimde ömürlerini uzatmaya çalışıyorlar! Zayıflar, zayıf oldukları için saldırıyorlar. Rakiplerinden değil emekçilerin başkaldırmasından korkuyorlar. 12 Eylül rejimi işçiye grev yasağı, Kürde kayyım, devrimciye zindandır! En küçük demokratik hakkımız için bile bu rejimden ve bekçisinden kurtulmamız şart! Düzen partileri bu hükümeti seçimle gönderme planı yapıyor, olmayacak duaya amin diyor. 19 Mart’ta ayağa kalkan emekçiyi hükümet engelliyor, CHP frenliyor. Hepsi emekçileri seçim hesaplarının peşine takmaya çalışıyor. Oysa zayıf olan bu düzenin sahipleri, güçlü olan emekçi ve ezilenlerdir. Demokratik hak ve özgürlüklerimiz için bağımsız bir emekçi seferberliği örelim. Demokrasi mücadelesinin figüranı değil öncü gücü olalım. Emekçi ve ezilenlerin eylemli mücadelesini büyütelim!

Gücümüzü görelim,

Gücümüzü gösterelim!

4.

Karşımızda duran soru açıktır:

Demokrasi sorunu yeni bir anayasayla mı çözülecek, yoksa mevcut anayasaya yama yapılarak mı? Yeni bir anayasa bu hükümetle mi yapılacak, yoksa bu hükümeti devirerek mi? Rejimin kurumlarıyla mı yapılacak, yoksa bunların hepsini yok sayan egemen bir iktidar organıyla mı? Emekçileri anayasa yapım sürecinin öznesi kılarak mı yapılacak, kapalı kapılar ardından anayasa pazarlığıyla yaparak mı? Siyasi yasakların hepsini ilga ederek mı yapılacak, bu yasakları gevşetmeye çalışarak mı? Tüm siyasi tutsakları özgür bırakarak mı yapılacak, yoksa bir rehine pazarlığıyla mı? Başka bir deyişle… Burjuva yoldan mı? Proleter yoldan mı? Biz proleter yolu savunanlarız. Proleter çözüm yeni bir rejimi şart koşar. Burjuva çözüm 12 Eylül rejiminin devamını, burjuva çözüm yamalı anayasayı yeni anayasa diye dayatır. Proleter çözüm demokratik anayasa için egemen kurucu meclisi şart koşar. Burjuva çözüm tecrittir, emekçileri siyaset dışında tutar. Proleter çözüm emekçileri demokrasi savaşının öncü gücü kılar. Burjuva çözüm siyasi tutsaklardır, baskılardır, yasaklardır.

Siyasi yasaklar parçalanmadan, emekçiler siyasi özgürlüklerine kavuşmadan proleter çözüm olmaz!