İzmir 1 Mayısı’na alanda öne çıkan talepler yahut mitingteki politik atmosferden ziyade 1 Mayıs’ın örgütlenmesine dair öncesinde ve sonrasında yaşanan tartışmalar damgasını vurdu. İki ayrı alanda 1 Mayıs mitinglerinin düzenlendiği İzmir’de bu mitinglerden birini TKP gerçekleştirdi. TKP’nin Bostanlı Demokrasi Meydanı’nda düzenlediği 1 Mayıs mitingi kendi seslendiği kesimlerden ibaret sınırlı bir katılımla gerçekleşti.

Türk-İş, DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve İzmir Barosu’nun tertip komitesini oluşturduğu 1 Mayıs mitingi ise Gündoğdu Meydanı’nda yüksek bir katılımla gerçekleştirildi.

Tertip Komitesi’nin 1 Mayıs Kurgusu: “Karıştır Barıştır”
Tertip komitesi geçtiğimiz yıl 1 Mayıs öncesinde yapılan tüm uyarılara rağmen göreve geldiği andan itibaren işçi düşmanı politikalara imza atan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın ve başka CHP kurmaylarının selamlama kisvesi altında 1 Mayıs kürsüsünde boy göstermeleri ve konuşmalarına cevaz vermişti. Üstelik aynı Cemil Tugay 1 Mayıs’tan kısa bir süre sonra binlerce belediye işçisini işten atmış, grev kırıcılığına soyunmuştu. Buna rağmen tertip komitesi 2025 1 Mayısı sonrası mitingle ve bu tutumla ilgili tepkileri ve eleştirel değerlendirmeleri görmezden gelmeyi tercih etmiş, ölü taklidi yaparak yükselen çağrıları yanıtsız bırakmış, 2025 yılı 1 Mayısı’na dair dışındaki kesimlerle bir değerlendirme toplantısı yapmaktan dahi imtina etmişti. Bunun üzerine pek çok sol-sosyalist-devrimci örgütlenmenin katılımıyla 1 Mayıs’a dair ortak bir değerlendirme alınmış ve “İzmir’de 1 Mayıs Sınıf Uzlaşmacılığına Mahkum Değildir!” başlıklı ortak deklarasyon yayımlanmıştı.

Bu sene de yine aynı, değişmeyen kurumlardan müteşekkil tertip komitesi 1 Mayıs’a az bir zaman kala, geçen sene yapılan değerlendirmeler adeta hiç yapılmamış gibi kendisiyle sınırlı, dışındaki güçleri göz ardı eden aynı usûlle 1 Mayısı örgütlemeye girişti. 1 Mayıs öncesinde de miting programının, yürüyüş güzergahlarının gelen kurumlara deklare edileceği ve kura çekimi yapılacağı bir toplantı düzenledi. Teknik detayların konuşulması ile sınırlı tutulmak istenen bu toplantı kurgulandığı gibi gerçekleşmedi. Öncesinde bir araya gelen sol-sosyalist-devrimci örgütlenmeler bu toplantıya ortak bir hazırlıkla ve “1 Mayıs İşçi Sınıfının Günü Olmalı! 1 Mayıs İşçi Sınıfının Günü Olacaksa; 1 Mayıs’ta Kürsüde Düzenin Temsilcileri Değil, Sınıfın Temsilcileri Olmalı!” başlıklı ortak metinle gelerek 1 Mayısın mevcut örgütlenme biçimini tartıştırdılar. Cemil Tugay gibi bir grev kırıcının kürsüye çıkarılmasına karşı sessiz ve eylemsiz kalmayacaklarını beyan ettiler. İstiklal Marşı okunması gibi 1 Mayıs’a uzak, sonradan uydurulmuş milliyetçi dayatmaların adeta bir kaide haline getirilmesi de tartışma konusu oldu. Kürsünün tertip komitesini oluşturan devasa bütçelere sahip kurumların değil de CHP’li belediyenin imkanlarına yaslanarak kurulmasının 1 Mayıs’ta kürsü bağımsızlığını örselediğini, CHP’li bürokratların bundan güç alarak kürsüde arzı endam etme hakkını kendilerinde bulduğu da toplantıda dile getirildi. 1 Mayıs sonrasındaki konser için sanatçı olarak sosyal-şoven görüşleri ile tanınan Selda Bağcan’ın kimsenin fikrini almaya dahi gerek duymadan ve yine belediyenin imkanlarıyla bir oldu bitti ile programa dahil edilmesi de yoğun tartışmalara sebep oldu. Pek çok kurum bu noktalardaki ve pek çok başka konuda itirazlarını dile getirdi. Tertip komitesi adına toplantıya katılanlar bu eleştirilere anlamlı bir yanıt üretemediler. Aynı alanda yarımşar saat arayla adeta “iki 1 Mayıs” sahnelenmesine neden olan mevcut işleyiş ve düzenin İzmir’deki hassasiyetler ve birlik bütünlük içindeki bir 1 Mayıs açısından kaçınılmaz olduğu yönünde görüşler ileri sürdüler. Belediye başkanının 1 Mayıs kürsüsünde yer almasının, hiçbir gerçekliği olmamasına rağmen, “bir İzmir geleneği” olduğunu iddia ettiler. Dolayısıyla tertip komitesinin toplantıda dile getirilen eleştiriler doğrultusunda bir düzenleme yapmak yerine yine kendi bildiğini okuyacağı da aynı toplantıda açığa çıkmış oldu.

1 Mayıslar’ı düzen muhalefetinin güdümünde, sınıf uzlaşmacı bir çizgide ve sosyal şovenizmin pompalandığı bir kurguyla ele alanlar yıllardır bu tutumlarını kapsayıcılık, kitlesellik, herkesi bir arada tutmak adına gerekçelendiriyorlardı. Ancak son birkaç senedir hem alanda hem 1 Mayısların örgütleniş süreçlerinde açığa çıkan tablonun gösterdiği çıplak gerçek şudur: İzmir 1 Mayısı sınıf mücadelesinden, onun tarihinden ve değerlerinden kopuk, organizasyon açısından karmaşanın hüküm sürdüğü, politik açıdan da sınıf uzlaşmacı ve liberal bir karnavala benzemektedir. İzmir 1 Mayısı; onu düzenleyenler, CHP ve onun sadık kuyrukçuları dışında kimseyi tatmin etmemektedir. 1 Mayıs’a katılan geniş kitleler kürsüde kendilerine hitap eden, sınıf mücadelesini alana taşıyan hiçbir şey görmemekte, bulamamaktadır. Alana sendikalarıyla gelen işçi çoğunluğunun alana girmesiyle alanı terk etmesinin bir olması basit bir detay değildir. Zira İzmir 1 Mayısı işçilerin kendisini bulduğu, onların sözünün geçtiği bir sınıf kürsüsü olmaktan çok uzaktır. İzmir 1 Mayısı vasat bir CHP mitingi gibi düzenlenmektedir. İzmir 1 Mayısı örgütlenişinden kürsüsüne kadar düzen içi, sınıfın ayrıcalıklı kesimlerinin yönelimlerine uygun, burjuva muhalefetin dizayn ettiği bir sınıra hapsedilmiş, reformist-parlamentarist, sosyal-şoven bir içeriğe mahkum edilmiştir.

Ancak bu sınırlar herkesi artık eskisi kadar rahat içeride tutamamaktadır. Sendika bürokratlarının ve CHP’nin dizinin dibinden ayrılamayan reformist akımların sendikalardaki uzantılarının kendi akıllarınca belirlediği ve kimseye söz hakkı tanımadığı 1 Mayıslar’ın dolgu malzemesi haline gelmek istemeyen, bu tablodan rahatsız, devrimci kaygılarla bu gidişata itiraz koyan sol-sosyalist-devrimci akımların ve kesimlerin sayısı artmıştır. Bu dinamiğin ortak ve etkin bir müdahale iradesine, hatta sendikal bürokrasi ve düzen güçlerinden bağımsız bir eylem örgütleme kapasitesine dönüştürülmesi görevi devrimci iddialar ve kaygılar taşıyan tüm kesimlerin karşısında durmaktadır. Devrimci odağın yaratılması ihtiyacı ve ödevine bir de bu gözle bakılması gerekmektedir.

Tertip komitesinin sınıf uzlaşmacı bir tavırla, sosyal-şovenizme kapıları ardına kadar açan bir “karıştır barıştır” zihniyetiyle herkesi bir arada tutma çabası ise şimdiden yara almıştır. Gündoğdu’daki mitingle aynı sosyal-şoven zemini paylaşan, devrimci kaygılardan ziyade grupçu-rekabetçi kaygılarıyla örgütlendiği için kendi kitlesinden başkasını katma hedefi olmayan, o yüzden bir alternatif olmaktan ziyade mevcudun karikatürü olan bir başka kürsünün Bostanlı’da kurulması, yani aslında İzmir’deki 1 Mayıs’ın yanlış temelde bile olsa şimdiden fiilen bölünmelere maruz kalması da bu durumun kanıtıdır.

İzmir 1 Mayısı’nda açığa çıkan tablo yerel bir takım özgünlükler taşısa da genel tablonun bir yansımasıdır. Artık düzenle iç içe geçmiş, kimi açıktan hükümetin kimi düzen muhalefetinin hizmetindeki sendika bürokratlarının 1 Mayısı kendi tekellerinde gören ve 1 Mayısa ipotek koyan tutumları artık sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Hükümetin sınıfa saldırı politikalarına karşı icazetsiz ve düzenin sınırlarına mahkum olmamış bir 1 Mayıs özlemi ve talebi pek çok yerelde güçlenmektedir. Tertip komitesinin pek çok konudaki vasatlığı bu ihtiyacın İzmir’de sadece daha yakıcı ve görünür hale gelmesine neden olmuştur.

İzmir 1 Mayısı’nda Ne Öne Çıktı?
Alsancak Liman, Basmane ve Cumhuriyet Meydanı güzergahlarından alana giren kortejlerin oluşturduğu toplam kitle geçen senekilerden düşük değildi. Newroz’daki gibi alanı birkaç kez dolduracak bir kitleden bahsedilemeyecek olsa da ve alanda hiç aynı anda birarada bulunamasa dahi İzmir 1 Mayısı on binlerce insanı ağırladı. Alana ilk giriş yapan kortejlerin girişiyle son giriş yapan kortejler arasında nerdeyse bir saatlik bir zaman dilimi vardı. 1 Mayısın Cuma gününe denk gelmesi ve haftasonu tatili ile birleştirenlerin olması DİSK ve KESK’e bağlı sendikaların katılımını belli ölçüde zayıflatmıştı. Buna rağmen İzmir 1 Mayısı yoğun bir katılıma sahne oldu.

Kürsüde ise alana girenlerin selamlanması dışında tertip komitesi adına tek bir konuşma yapıldı. Tertip komitesinin ortak metnini DİSK’in yeni Ege Bölge Temsilcisi Deniz Şahin Gümüştekin okudu. Gümüştekin konuşmasında kısaca şunlara değindi: “Bugün burada yalnızca bir günü kutlamak için değil, içinde yaşadığımız düzeni bütün yönleriyle teşhir etmek ve onu değiştirme irademizi ortaya koymak için bir aradayız. Ücretlerimiz enflasyon karşısında erirken, hayat pahalılığı dayanılmaz bir noktaya ulaşmış, gelir dağılımındaki adaletsizlik derinleşmiştir. Emekçiler kaybederken sermaye büyümekte; milyonlar açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Gençler işsizlik ve umutsuzlukla karşı karşıya bırakılarak ülkeyi terk etmeye zorlanmıştır. Sendikal örgütlenme engellenmekte, grev hakkı fiilen ortadan kaldırılmaktadır. Hak arayan işçiler baskıyla susturulmak istenmektedir. Emeğe yönelik bu saldırı düzenine derhal son verilmelidir.”

Mehmet Türkmen şahsında tutuklu sendikacılara özgürlük istenen kürsüde, Cumhuriyet Meydanı’nda Sol Parti’nin “Kaderimizi Biz Belirleriz/Yanke Go Home/Bağımsız, Saraysız-Saltanatsız Bir Ülke Kuracağız!” pankartının alana polis tarafından sokulmaması da protesto edildi. Bu pankart polis engeli aşılıp alana sokulduktan sonra pek görülmemiş bir uygulama olarak kürsüye çıkarıldı ve takdim edildi. Daha önceki senelerde pek çok yapının alana girişlerinde yaşanan zorluk ve müdahalelere bu denli ilgi göstermeyen tertip komitesinin söz konusu pankartı defalarca anons etmesi tertip komitesinin dayanışmacı reflekslerinden ziyade siyasal yönelimlerinin ve tercihlerinin göstergesiydi.

Kürsüye ilginin yükseldiği an ise İzmir’de iki ayrı fabrikada direnişte bulunan işçilerin kürsüye çıktığı an oldu. Nitekim tertip komitesi tarafından salt bir “selamlama” için sahneye çıkarılan ve söz verilmesi düşünülmeyen DIGEL Tekstil ve Temel Conta işçileri adına iki kadın işçi mikrofonu kelimenin tam anlamıyla tertip komitesinden söküp alarak kürsüde söz kullandılar.

Direnişteki DIGEL Tekstil işçisi Bahar Tunçer, “Elimden mikrofonu almaya kalkarlarsa haykırırım!” diyerek yaklaşık 500 gündür sürdürdükleri direnişi anlattı, adını vermeden CHP’yi direnişe destek vermemekle suçladı ve alanın desteğini istedi.

Direnişteki Temel Conta işçisi Sinem Kaya da söz alarak, “Bizler sendikal haklarımız için direniyoruz. Anayasada sendika hak yazıyor ama bundan rahatsız olan patron suç işliyor. Mücadelemizden, sesimizden rahatsız olan patron bizi evlerimizden yaka paça gözaltına aldırıyor. Biz suçlu değiliz. Biz bu ülkenin Anayasasına ve adaletine güvenen anneleriz. Bir kez daha Temel Conta patronuna sesleniyoruz: Yeter artık suç işliyorsun. Vicdanının sesini dinle. Bizler asla geri adım atmayacağız. Temel Conta işçisi kazanana kadar geri adım atmayacak.”

Kurulan cümlelerin niteliğinden bağımsız, en azından direnişteki işçilerin kürsüdeki kuru programın akışını bozarcasına beklenmedik bir biçimde çıkıp kendilerini kendi bildikleri gibi ifade etmesi bile alanda heyecan yarattı.

Cemil Tugay Alandan Boynu Bükük Ayrıldı
Bu seneki 1 Mayıs’ın bekleneni ise Cemil Tugay’ın kürsüye çıkıp çıkmayacağıydı. Tertip komitesinin karşıt bir tutum takınmayacağını önceden belli ettiği bu olasılığa karşı alanda pek çok sol-sosyalist-devrimci yapı hazırlıklı idi. Böyle bir gelişme olduğu takdirde Cemil Tugay alelade bir tutumsuzlukla değil, güçlü ve eylemli bir protesto ile karşılaşacaktı. Ancak alana partisi ile gelen Cemil Tugay kürsü etrafında dolansa da kürsüye çıkamadı. Alanda basına da yansıyacak şekilde muhtelif kesimlerin tepkisi ile karşılaşan belediye başkanı kürsüyü kullanmaya cesaret edemedi. Kendisine yönelik tepkileri basına “ucuz kahramanlık” olarak değerlendiren Cemil Tugay 1 Mayıs için kurulan platformu ve gelen sanatçıyı başkanı olduğu belediyenin finanse ettiğini söylemekten de geri durmadı. Ancak parayı bastığı için büyük bir pişkinlikle çıkabileceğini sandığı kürsüye bu sefer çıkamayan Cemil Tugay hayal kırıklığı ile alandan ayrıldı.

Tertip komitesinin Cemil Tugay’ı geçtiğimiz son iki senede olduğu gibi rahat rahat kürsüde takdim edememesi kendiliğinden tepkilerle açıklanamaz. Başta İşçi Emekçi Birliği İzmir bileşenleri olmak üzere sol-sosyalist-devrimci yapıların konuyu ısrarlı biçimde gündem etmesi, grev kırıcı belediye başkanını konuya ilişkin her platformda teşhir etmesi, bu tartışmayı arttırarak sürdürmesi ve 1 Mayıs kürsüsünde burjuvaların varlığını sorgulayarak buna tepkiyi örgütlemesinin Cemil Tugay’ın 1 Mayıs’ta alanının daralmasında hatırı sayılır payı vardır. 2026 1 Mayısı, bir grev kırıcıyı kürsüye çıkarmanın yaratacağı tepkilerden duyulan korkudan ötürü en azından bu pespayeliğe sahne olmamıştır.

İşçi Emekçi Birliği İzmir Bileşenleri Basmane Kolundaydı
İşçi Emekçi Birliği İzmir Bileşenleri 2026 1 Mayısı’nda da önceki senelerde olduğu gibi düzenli bir kol olarak Basmane’den yürüdüler. Bu kolda DİSK ve bağlı sendikaların ardından emekli sendikaları ve toplulukları, onların ardından İşçi Emekçi Birliği bileşenleri, ardından da Emeğin Kurtuluşu, Ege İşçi Birliği, ve Dev Tekstil yürüdü.

İşçi Emekçi Birliği İzmir bileşenlerinin ortak pankartı arkasında kendi pankartı ile Söz ve Eylem, DK-DER, Kaldıraç, Soma Sosyal Haklar Derneği, Deri-Tekstil-Kundura İşçileri Derneği ve son olarak da Konak Mülteci Merkezi pankartının arkasında göçmen toplulukları yürüdü. Alınteri ve Köz’ün ortak korteji de bu kolda yer aldı.

Alınteri ve Köz Korteji Devrimci Odak Çağrısını 1 Mayıs’a Taşıdı
Alınteri ve Köz’ün oluşturduğu ortak kortej devrimci dayanışmayı bir slogan olmaktan çıkarıp somutlayan ve pratiğe döken bir faaliyetin ürünüydü. Bu ortak pratik hem yürüyüş boyunca hem de alanda kendini hissettirdi.

Ortak kortejimizde şu ajitasyonlar eşliğinde şu sloganları haykırdık:

“Dostlar, kardeşler, yoldaşlar!
1 Mayıs’ta buluştuk, yine alanlardayız. 1 Mayıs neredeyse bir buçuk asırdır işçi sınıfının uluslararası mücadele günü. 8 saatlik işgünü mücadelesinden yola çıkıldı, bugünlere gelindi. Ama bugünlere sınıf savaşımında canlar verilerek, bedel ödenerek gelindi. Haymarket’ten ’77 Taksim 1 Mayısı’na, 89’dan ‘96 Kadıköy 1 Mayısı’na, 1 Mayıs’ta düşenleri, sınıf mücadelesinde kaybettiklerimizi unutmadık, unutmayacağız. Zincirsiz, özgür 1 Mayıslar’a, zafere kadar onların anılarını mücadelemizde yaşatacağız. (Devrim Şehitleri Ölümsüzdür! / 1 Mayıs’ta Düşenler Kavgamızda Yaşıyor! / Yaşasın 1 Mayıs, Biji Yek Gulan! Taksim’de Düşene Dövüşene Bin Selam!)

1 Mayıslar bugün düzen muhalefetinin güdümünde, onların dümen suyunda örgütlenilmek isteniyor. Adını hak eden 1 Mayıslar için sadece yasaklar ve baskılarla değil, aynı zamanda 1 Mayısları düzenin hizmetine sokmaya çalışan, reformizme zincirleyen sendika bürokratları ve düzen siyasetçileri ile de mücadele etmemiz gerekiyor. 1 Mayıs bir mücadele günü olacaksa 1 Mayısı burjuva siyasetçilerinin, burjuva bürokratların kürsüde boy gösterdiği, ezen ulus şovenizminin pompalandığı bir müsamare olmaktan çıkarmamız gerekiyor. 1 Mayıs işçi sınıfının kürsüsü olacaksa düzen güçlerinden bağımsız olmalı. 1 Mayıs işçi sınıfının günü olacaksa; 1 Mayıs’ta kürsüde düzenin temsilcileri değil sınıfın temsilcileri olmalı! (1 Mayıs Kızıldır Kızıl Kalacak! / Karnaval Değil, Devrimci 1 Mayıs!)

Bugün Alınteri ve Köz olarak 1 Mayıs’a birlikte yürüyoruz. Çünkü bu topraklar devrim toprağı. Çünkü emperyalist zincirin zayıf halkası ayaklarımızın altında. Çünkü bu zincir ancak bu topraklardaki devrimciler güçlerini birleştirdiğinde, devrimci bir odak yarattığında kırılacak. Biz dosta düşmana haykırıyoruz. Devrimci dayanışmayı slogan olmaktan çıkaracağız. Devrimci bir faaliyeti birlikte omuzlayacağız. Devrimci güçbirliğimiz sürecek, güçlenecek. Devrimci bir odak yaratacağız! Bu topraklarda devrim, dünyada komünizm davasını büyüteceğiz! (Devrimci Odağı Yaratacağız!/ Komünist Bir Dünya Kuracağız!)

Kardeşler, dostlar, yoldaşlar; Bugün sömürü de yoksulluk da had safhada. İşçiler ücretli kölelik koşullarına, sefalet ücretlerine mahkum edilmek isteniyor. Asgari ücret bir yandan pul haline getirilirken bir yandan da genel ücret haline getirildi. İşçi sınıfına örgütsüz, sendikasız, sigortasız, güvencesiz, kayıtdışı bir çalışma ve yaşama biçimi dayatılıyor. İşçi cinayetleri kitlesel boyutlara ulaştı. Göçmen işçiler sömürüyü katmerli bir biçimde yaşarken, her gün ayrımcılığa, ırkçılığa maruz kalıyor.
Bu cendereyi kırmanın yolu sermaye egemenliğine ve onun iktidarına karşı örgütlü mücadeleden geçiyor. Sermaye düzenini ortadan kaldıracak devrimci bir mücadeleyi büyütmekten geçiyor. İEB İzmir bileşenleri bu yüzden ortak bir faaliyeti birlikte omuzluyor. İEB İzmir bileşenleri bu yüzden ‘Kurtuluş Kendi Kollarımızda’ diyerek 1 Mayıs alanına birlikte yürüyor. Alınteri ve Köz bu yüzden devrimci bir güçbirliğini örerek 1 Mayıs’a birlikte yürüyor. (Yaşasın Devrimci Dayanışma! Kurtuluş Yok Tek Başına, Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz! Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!)

Emperyalistler arası paylaşım kavgası kızışıyor. Yanıbaşımızda emperyalist haydutluk, savaş, yağma devam ediyor. İran’dan Yemen’e, Lübnan’dan Filistin’e yoksul emekçilerin tepesine bombalar yağıyor. Orta Doğu’da emperyalistler arası savaşa, emperyalist-siyonist saldırganlığa ancak sınıf savaşımı ile yanıt verilebilir. Bu yanıtı ancak “asıl düşman kendi yurdunda!” diyenler verebilir. “NATO’da ne işimiz var” diye sormakla yetinmeyeceğiz. İncirlik ve Kürecik’teki ABD’nin saldırı üsleri ancak emekçi ve ezilenlerin birleşik mücadelesiyle sökülüp atılacak. (Emperyalist Savaşa Devrimler Son Verecek! / Savaşa Karşı Sınıf Savaşı!)

Dünyanın bütün ülkelerinde işçiler, bu paylaşım kavgasına, şu ya da bu devleti destekleyerek değil; kendi devletlerine karşı sınıf mücadelesini yükselterek, ezilen ulusların haklı başkaldırılarıyla saf tutarak yanıt verebilirler. 1 Mayıs tam da bu nedenle uluslarası bir mücadele günü. 1 Mayıs’ta emperyalist-siyonist saldırganlığa; Kürdistan’da, Filistin’de ve Suriye’de işlenen katliamlara karşı sesimizi yükseltiyoruz. Başkasını ezen ulusun işçileri de özgür olamaz. Filistin ve Kürt ulusunun özgürlüğünün Ortadoğu’daki barışın koşuludur. Burjuvazi ve uşakları Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine hazırlanıyor. Söz konusu zirvede NATO’dan icazet alarak Ortadoğu’daki gerici rollerini pekiştirmeye hevesleniyorlar. Bu rol emekçiler açısından daha fazla zulüm ve sömürü demektir. Onlarca yıl yok sayılan Kürtleri daha fazla baskı altına alma, ilhak edilmiş dört parçaya yayılan ve tüm Ortadoğu’da devrimci rüzgârlar estiren Kürt özgürlük arayışını daha fazla ezme girişimidir. Maksatları bizi kendi davamızdan daha fazla uzaklaştırmak, şovenizm zehriyle kölelik zincirlerimizi sıkılaştırmaktır. Ezen ulus şovenizmine, egemen sınıfın planlarına geçit vermeyeceğiz! (Kürtlerin Esareti İşçilerin Esaretidir! Biji Yekitiya Karkeran, Bratiya Gelan! Kürtlere Özgürlük, Kurdara Azadi! Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi!)

AKP-MHP koalisyonu iktidarını elinde tutmak için debeleniyor, saldırdıkça saldırıyor. Zindanlar ağzına kadar dolu. Türkiye’de milyonlar en basit demokratik hak ve özgürlüklerinin bile ya gasp edildiğini ya da tehdit altında olduğunu görüyorlar. Kürtler’i ulusal bir boyunduruk altında tutmaya çalışanlar, kadınları, Aleviler’i, LGBTİ’leri, toplumun ezilen tüm kesimlerini de baskı ve şiddetle sindirmeye çalışıyor. Bu topraklarda demokrasinin yolu devrimden, sermaye egemenliğinin yıkılmasından geçiyor. Demokrasi savaşımı sınıf savaşımından geçiyor. İşçilerin emekçilerin kendi demokrasisi de demokratik talepleri de bu düzenin sınırlarına sığmaz. O yüzden bu düzenin sınırlarında bir demokrasi müsameresinin figüranı olmayacağız. İşçiler, emekçiler bu topraklarda sahici bir demokrasi savaşımının, yani sınıf savaşımının öncüsü olacak. Demokrasi de, barış da, özgürlük de işçi sınıfı ve tüm ezilenler savaşarak kazandığında gelecek! (Zindanlar Yıkılsın, Tutsaklara Özgürlük! Özgürlük Savaşan İşçilerle Gelecek! İçeride Dışarıda Hücreleri Parçala! Seçimle Değil, Devrimle Gidecek!)”

“Ekmek, Onur, Özgürlük için; Sınıf Mücadelesine!” ve “Devrimci Dayanışmayı Büyütüyoruz! Devrimci Bir Odak Yaratacağız!” şiarlarını taşıyan Alınteri ve Köz imzalı iki pankartımızla yürüyüşe geçen kortejimize ortaya konan ortak devrimci çaba ve sergilenen sahici devrimci dayanışmanın yarattığı moralli hava hakimdi. Toplanma noktasında ve alanda yine ortak imzalı bildirilerimizin dağıtımı gerçekleştirildi. Bunun yanı sıra NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik’in 6 Mayıs’ta düzenleyeceği eylemin çağrı bildirisi de yaygın dağıtıldı. Alanda sınırlı olsa da gazetemizin son sayısının satışını da gerçekleştirdik.

Kortejimiz alanda da dağınık bir varlık sergilemedi. Mitingi takip ederek gerektiği zaman ortak devrimci refleksler üretecek bir şekilde konumlandık. İşçi Emekçi Birliği İzmir bileşenleri ile alanda aynı noktada toplanarak tertip komitesinin şoven hassasiyetleri okşayarak yasak savma kabilinden gerçekleştirdiği saygı duruşu ve İstiklal Marşı dayatmasına sessiz kalmadık. Alanda oluşan sessizliği bu toplamın “1 Mayıs Kızıldır, Kızıl Kalacak!” sloganları bozdu.

Gerek kortejimiz gerek kortejdeki vurgularımız, gerek ortak tutumlarımız alanda merak ve ilgi uyandırdı. Alanda devrimci odak konusundaki faaliyet ve çağrılarımıza dair farklı kesimlerden pek çok kişinin sorularına muhatap olduk. Devrimci kaygılar taşıyan kesimlerden de vurgumuza dair olumlu geri dönüşler aldık. Dolayısıyla Alınteri ve Köz’ün ortak korteji düzen muhalefetinin dümen suyunda müsamereye dönüştürülmeye çalışılan İzmir 1 Mayısı’nda hem kızıl bir blokun parçası olmayı hem de devrimci odak ihtiyacına dair vurgu ve bu konudaki ortak çağrımızı yansıtmayı başardı.

Alandaki pek çok sol-sosyalist-devrimci kurum alınan ortak karar doğrultusunda Selda Bağcan’ın sahneyi almasıyla alanı terk etti.

Mütevazi olsa da umut ve moral verici bir biçimde devrimci siyasetin, komünist görüşlerin 1 Mayıs’a taşındığı ortak faaliyetimizi, kızıl ve zincirsiz 1 Mayıslar’a kadar sürdürecek ve büyüteceğiz!

Devrimci Bir Odak Yaratacağız! Komünist Bir Dünya Kuracağız!

İzmir’den Komünistler