22 Mart Pazar günü Gündoğdu Meydanı’nda gerçekleşen 2026 İzmir Newrozu kitleselliğiyle öne çıktı. Erken sayılabilecek bir saate konulan Newroz programının başlamasından saatler sonra dahi alana on binlerce insan giriş yapmaya devam etti. Newroz boyunca sadece kürsünün kurulduğu meydanda değil, çok daha geniş bir bölgeye yayılmış bir katılımcı sirkülasyonu yaşandı.
Alınteri ve Köz Alana Birlikte Yürüdü
Devrimci dayanışmayı bir temenni olmaktan çıkararak devrimci bir güç ve eylem birlikteliğine dönüştüren Alınteri ve Köz “Yaşasın İşçilerin Birliği, Halkların Kardeşliği!” ortak pankartıyla alana birlikte yürüdü.
Son yıllarda Newroz tertip komitesi doğrudan alana çağrı yaparak geçmiş yıllarda olduğu gibi yürüyüş kollarıyla toplu bir biçimde alana gelinmesinin bir bakıma önüne geçti. Buna rağmen bizler meydana geçmiş yıllarda olduğu bir kortej oluştururak, ajitasyon ve sloganlarımızla yürümek üzere Cumhuriyet Meydanı’nda buluştuk. Toplanma noktasında “Kürtlere Özgürlük, Ortadoğu’ya Barış!” başlıklı özel sayımızın dağıtımı gerçekleştirildi. Aynı noktada kendi kortejlerini oluşturan Kaldıraç, Partizan, BDSP, Mücadele Birliği ve TÖP ile bir yürüyüş kolu oluşturmamız başlı başına olumluydu.
Yürüyüş boyunca Ortadoğu’da barıştan ancak esaret altındaki Filistin ve Kürdistan’ın zincirlerinin kırılması halinde söz edilebileceğini, bu topraklarda barışın da demokrasinin de devrim sorunu olduğunu vurgulayan ajitasyonlar gerçekleştirdik. Alınteri ve Köz’ün kendi bayrakları ile yer aldığı ortak kortejde Newroz alanına kadar “Biji Serhıldan, Azadîya Kürdistan!”, “Emekçilere Özgürlük, Kürt Ulusuna Özgürlük!”, “Zindanlar Yıkılsın, Tutsaklara Özgürlük!”, “Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur!”, “İçeride Dışarıda Hücreleri Parçala!”, “Asıl Düşman Kendi Yurdunda!”, “Kürtlere Özgürlük Ortadoğu’ya Barış!”, “Kürtlerin Esareti İşçilerin Esaretidir!”, “Özgürlük Savaşan İşçilerle Gelecek!”, “Seçimle Değil, Devrimle Gidecek!” sloganları atıldı.
Alana girişlerde polisin şal şepik gibi kıyafetlere zorluk çıkarttığı, girişlerdeki keyfi ve baskıcı tutumunu sürdürdüğü görüldü.
Son dönemde ciddi bir tutuklama terörüne maruz kalan ESP ile dayanışma ve destek için ortak bir yayın masasının kurulması da alandaki olumluluklardan birisiydi. Bu masada Köz ve Devrimci Proletarya da farklı akımların yayınları ile birlikte dayanışma için ortaklaşa satıldı.
Meydanda Ala Rengînlerin Sayısı Artıyor
Newroz meydanında son yıllarda göze çarpan ve 2026 Newrozu’nda belirgin hale gelen eğilim meydanda Kürtler’in ulusal bayrağı Ala Rengînlerin sayısının artması idi. Kürsüde yapılan vurgular DEM Parti’nin “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”, hükümetteki Cumhur İttifakı’nın ise “Terörsüz Türkiye” olarak formüle ettiği sürecin içeriğiyle uyumlu, daha çok hükümete yapılan çağrılar ve cılız eleştiriler niteliğindeydi. Ancak alana hakim heyecan ve dinamizm bu sürece dair vurgulardan ziyade 2026 başında Rojava ve Rojhilat’taki gelişmelerin izini taşıyordu. Nitekim Rojava’ya karşı gerçekleştirilen kuşatma saldırısı sırasında yaygın bir biçimde kullanılmaya başlanılan Kürdistan’ın birliği hedefli sloganlar alanda sıklıkla atıldı.
Kürsüden demokratik entegrasyon, komünal yaşam, demokratik siyaset, barış, kardeşlik çağrıları yapılıyorken Newroz’a katılan geniş kitlede son birkaç ayda Kürdistan’ın dört parçasında açığa çıkan ulusal uyanışın yarattığı etkiyi görmek daha mümkündü. Abdullah Öcalan’ın “Westfalya Anlaşması”na dair bir referansla başlayan Newroz mesajının okunduğu bile alanın çoğu açısından ancak mesajın sonunda metindeki imza okunurken fark edildi.
Kısacası kürsüden yapılan aynı yöne bakan ve düzen içi çözümlere odaklı konuşmalarla alandaki kitlenin ruh hali arasında ciddi bir açı farkı vardı. 2026 Newrozu’na damga vuran artan kitlesellik ve alandaki heyecan düzeniçi çözüm beklentilerinin ya da yeni ve orijinal gibi sunulsa da bilindik, vasat reformist bir programın yarattığı ilgi ve umuttan ziyade Kürdistan’ın muhtelif parçalarındaki hareketlenmenin yarattığı kırılamayan bir dinamizmden ileri geliyordu.
Konuşmalarda Ne Öne Çıktı?
DEM Parti İzmir il eşbaşkanlarının açılış konuşmalarının ardından kürsüde konuşmasını yapan HDK Eş Genel Sözcüsü Ali Kenanoğlu “ülkenin her yerinde aynı hukukun uygulanmadığını” ifade etti. Diyarbakır’da rahatlıkla açılan Öcalan posterlerine İzmir’de alanın girişlerinde yasak konulması üzerine Kenanoğlu şunları söyledi: “Amed Newrozu’nda Abdullah Öcalan’ın posteri dağıtılırken, burada içeride bir tane poster açılınca, İzmir polisi onun peşine düştü. Abdullah Öcalan barıştan, kardeşlikten yana tavrını ortaya koymuş. Bu tavra sahip çıkacağız. Savaş, çatışma Ortadoğu halklarının kaderi değildir. Bu paradigma sadece Türkiye için değil Ortadoğu barışı açısından ortaya çıkmıştır. Barış ve kardeşlik birini yok sayarak, ötekini asimile etmeye çalışarak olmaz. Herkesin hak hukuk adalet içinde yaşayabileceği bir sistem inşa edeceğiz. O nedenle de zindanları boşaltmak için bu alanlardayız. Ezilen bütün halkların sesi olmaya devam edeceğiz. Bu topraklarda çok farklı inançlara sahip halkların varlığını kabul etmek zorundayız. Suriye’de Alevilere yönelik katliamalar soykırım boyutuna varmıştır. Alevileri de bu topraklarda özgürce yaşamaya hakları var. Özgürlük ve demokrasi iktidarların lütuf edeceği bir şey değildir. Halkların buna sahip çıkmasıyla oluşacaktır.”
ESP adına konuşan Meliha Kayacı ise şunları ifade etti: “Bugün Dehaklara karşı birleşik, özgür bir mücadeleyi birlikte yürütmek ve başarıya ulaştırmak için alanları doldurduk. İşçiler, kadınlar, gençler, alanlara gelmiş. Eşitlik, özgürlük istediğimizi bu alanları doldurarak dile getiriyoruz. Eşitliğe, özgürlüğe susamış kadınlar olarak, bunu sağlayacağız. Örgütlü mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Bugün barışa en çok ihtiyacımız olduğu anda ezilen halklar olarak taleplerimiz var. Terörle Mücadele Yasası’yla özgürlüğümüzü sağlayamıyoruz. Zindanlar tutsak yoldaşlarımızla dolu. Kürt halkı eşitlik hakkı kabul ettirilemiyor. Eşit yurttaşlık hakkı Kürt halkının en temel hakkıdır. Kürt halkının önderi Abdullah Öcalan’ın tecrit koşullarının son bulması gerekmektedir. Eşitliği de, özgürlüğü de, adaleti de birlikte kazanacağız.”
DBP Eş Başkanı Keskin Bayındır ise konuşmasında şunları dile getirdi: “Bu Newroz, özgürlük Newrozu’dur, demokrasi Newrozu’dur. Bu Newroz, Kürt halkının birlik Newrozu’dur. Kürtler Önderleriyle birlikte özgürleşecek. Yüzyıl önce bu şehirde, Kürtlerin statü hakkı konuşuluyordu, Kürtlerin hakları olduğu söyleniyordu. Ancak yüzyıl boyunca Kürtlerin varlığını inkar ettiler. Yüzyıl önce burada Kürtlerden bahsettiklerinde Kürtler burada değildi ama bugün bizler bu şehirdeyiz. Milyonlarız ve özgürlüğümüzden bahsediyoruz. Statü mücadelesi veriyoruz, dilimizin mücadelesini veriyoruz. Kimse Kürt halkını inkar edemez, kimse Kürt dilini yasaklayamaz. Mücadele ettik, direndik. Çok ağır bedeller verdik. Bazıları bize ‘Zayıf mısınız da barışı istiyorsunuz’ diyor. Hayır, biz barışı güçsüz olduğumuz için istemiyoruz. Biz barışı ve özgürlüğü hak ettik. (…)Eğer Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan özgür olmazsa biz de özgür değiliz, dilimiz de özgür değil, statümüz yoktur. Bu nedenle diyoruz ki; Önder Apo’nun özgürlüğü, Kürt halkının özgürlüğüdür. Önder Apo’nun özgürlüğü, Kürdistan halkının özgürlüğüdür. Bizim için birlik ve dayanışma artık farz olmuştur. Bizler birlik ve dayanışma ile özgürlüğümüzü hızlandıracağız. Bunun en iyi örneği Rojava’dır. Kürt halkı ve Kürt halkının dostları, dünyanın her yerinde ayağa kalktı ve Rojava üzerindeki tehdit ve tehlikeyi geri püskürttü. Bizim büyük bir gücümüz var. Kürtler nerede olurlarsa olsunlar güçlüler, bilinçliler. Bizler, özgürlüğümüzü, Önderimizin özgürlüğünü ve topraklarımızın özgürlüğünü sağlayacağız. Biz kendimize inanıyoruz.” diye konuştu.
Konuşmalarda Türkiye’de demokrasinin, Kürtler’in özgürlüğünün muhakkak kazanılacağı, siyasi tutsakların özgür kalacağı vurgusu sıklıkla yapıldı. Ancak bunların egemen bir ezen ulus devletinin çatısı altında, bu devlet ortadan kaldırılmadan hangi yol ve yöntemlerle yapılabileceği konusunda genel geçer bir ajitasyondan başka bir şey duyulmadı. Konuşmalar sırasında programı sunan kürsü görevlisinin Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ için özgürlük çağrısı yaptığı ve “Siyasi Tutsaklara Özgürlük!” sloganını kitleye attırdığı kısımda alandaki kitleden güçlü bir destek yükseldi. Bunun dışında alandaki kitle ile kürsü arasında sıkı bir bağın olduğunu yahut konuşmalara yönelik güçlü bir reaksiyon ve ilgi olduğunu söylemek mümkün değildi.
Önüne hangi siyasal program konulursa konulsun, bunların içeriğinden bağımsız çözülemeyen bir Kürdistan sorunu hüküm sürdüğü müddetçe düzeniçi ve reform odaklı bir takım teori ve programların Newrozlar’da alana çıkan milyonlarca Kürt emekçisinin siyasal gücünü ve dinamizmini ortadan kaldırılamadığı, Kürdistan dinamiğinin söndürülemediği bu Newroz’da da görüldü. Ancak her önemli siyasal gelişme gibi bu Newroz da hem yaşadığımız topraklarda hem Kürdistan’da bu kabına sığmayan düzendışı dinamiği devrimci bir programla buluşturacak devrimci bir önderliğin yokluğunu ve bu ihtiyacın arttığını da yine gösterdi.
Kürtlerin Esareti İşçilerin Esaretidir!
Bindestîya Kurdan, Bindestîya Karkeran e!
İzmir’den Komünistler










