NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik THKO kurucusu devrimcilerin idam edildiği 6 Mayıs’ta Karşıyaka İZBAN’dan Karşıyaka İskele’ye kadar süren bir yürüyüş düzenledi. Kayda değer bir katılımın olduğu yürüyüş devrimci dayanışmanın olumlu bir örneğini sundu. 1 Mayıs’ta ortak tutum alan pek çok kurum 6 Mayıs’ta da bir araya geldi ve bu moralli hava eyleme de yansıdı. Yürüyüş boyunca etrafta eylemi izleyen insanların olumlu tepkileri de güç verdi.

Eylemde “Emperyalistler, İşbirlikçiler; Altıncı Filoyu Unutmayın!”, “Emperyalistler Yenilecek! Direnen Halklar Kazanacak!”, “Katil İsrail/ABD, işbirlikçi AKP!”, “Emperyalizme Karşı Sınıf Savaşı!”, “Deniz, Yusuf, Hüseyin; Sürüyor, Sürecek Mücadelemiz!”, “Yaşasın Devrimci Dayanışma!” sloganları atıldı.

Yürüyüşün sonunda okunan ortak basın açıklamasında şu görüşlere yer verildi:
“Bugün devrimci önderler Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ın idamının 54. yılında alanlardayız. Onlar 6 Mayıs şafağında sloganlarıyla ölümsüzlüğe yürüdüler. Yaşamlarını, savundukları dava uğruna feda ettiler. Korkusuz, militan ve baş eğmez tutumları ile Türkiye devrimci hareketinin kurucu önderlerinden oldular. Başta gençlik olmak üzere işçilere, emekçilere, halklara devrimci bir karakter aşılayarak örnek devrimciler oldular. Onlar burjuva reformizminden kopuşun, düzene karşı militan ve ödünsüz bir başkaldırının temsilcisiydiler. Devrim mücadelesinde yaşıyorlar, yaşayacaklar! Onların emperyalizme ve NATO’ya karşı verdikleri mücadele bugün bizlere yol gösteriyor. Onların verdikleri mücadele sadece söylemde kalmayan, gençlik kitlelerini emperyalizme ve yerli iş birlikçilerine karşı sokağa döken, eyleme çağıran, emperyalist-siyonist barbarlığa karşı Filistin topraklarında savaş veren devrimci değerlere sahip çıkan bir mücadeledir. Tam da bu yüzden ‘Emperyalizme ve NATO’ya karşı Deniz Olunmalı!’ diyoruz.

(…) Ülkemiz açısından NATO, uzakta ve dışsal değil, içsel bir olgudur. Ülkemiz NATO’nun üyesi ve ayrılmaz bir parçasıdır. Ordu, NATO’nun ordusudur. NATO, halkların emperyalist efendiler tarafından sömürgeleştirilmesi ve köleleştirilmesinin aracıdır. Tüm bu şartlar incelendiğinde, halkların katili NATO’ya karşı mücadele etmenin, aynı zamanda emperyalist-kapitalist sisteme karşı mücadeleyi yükseltmek anlamına geleceğini bilmeliyiz. Türkiye işçilerinin, emekçilerinin NATO’ya karşı çıkması, ekmeğine sahip çıkmasıdır. Gençliğin NATO’ya karşı çıkması, geleceğine sahip çıkmasıdır. 7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanması planlanan NATO Zirvesi de dünya işçi sınıfına ve halklarına yönelik yeni savaş ve saldırı programlarının hayata geçirilmesinin bir adımı olacaktır. Bu zirvenin Türkiye’de toplanması hiç de tesadüf değildir. Emperyalist hegemonya savaşının ve sava ş-saldırı planlarında Türkiye’ye biçilmiş rolün bir sonucudur. Bizler NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik olarak, 7-8 Temmuz’da Ankara’da NATO Zirvesi’nin toplanmasına karşı, emperyalist savaş ve saldırganlığa karşı işçi ve emekçileri mücadeleye çağırmaya devam edeceğiz.”

İzmir’de genellikle Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından örgütlenen 6 Mayıs bu sene parçalı olarak örgütlendi. Emek ve Demokrasi Güçleri başlığı altında toplanan kurumların her sene geri bir yerden andığı THKO’lu devrimci önderler için bu sene, soldan iltisağını uzun yıllar önce kesen Kemalist bir çevreninkini saymazsak toplam beş ayrı anma yapıldı. Bunlardan üçü Karşıyaka’da gerçekleşti. Emek ve Demokrasi Güçleri Alsancak’ta bir anma yaptı. Bir diğer anma ise Şirinyer’de yapıldı. Bu dağınık tabloya rağmen reformist partiler tarafından hazırlanıp sendika bürokratlarının okuduğu bir basın açıklamasına katılınılmasından ziyade devrimci iddialarla siyaset yapan örgütlenme ve akımların birlikte ve bağımsız bir eylemi örgütlemesi hem nitelik açısından olumluydu, hem de katılanlar açısından daha memnun ediciydi. Üstelik NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik’in koyduğu eylem rekabetçi-grupçu bir eylemden ziyade azımsanmayacak bir toplamın ortaklığına ve birlikteliğine sahip bir eylem oldu.

1 Mayıs’ta açığa çıkan tabloyu tamamlarcasına Emek ve Demokrasi Güçleri’nin ikna ediciliğinin azaldığı, çoğu durumda politik olarak ileri eylemler örgütlenmesine çeşitli oyalama yöntemleri ile ket vuran ve devrimci akımlara söz hakkı tanımak konusunda son derece cimri bu toplamdan bağımsız bir eylemin önceden belirlenerek, hazırlığı yapılarak konulmasının isabetli olduğu görüldü. Denizler birer mağdur yahut kurban olarak değil, ’71 Kopuşu’nun öncüleri örgütlü devrimciler olarak hakları teslim edilerek anıldı.

Örgütlü Devrimcilerdi, Devrim İçin Öldüler!

İzmir’den Komünistler