19-21 Eylül 2025 tarihlerinde İzmir’de Mayısta Yaşam Kooperatifi, Deri Tekstil Kundura İşçileri Derneği ve Özgür Yaşam Derneği’nin örgütlediği Kitle Örgütleri Yaz Kampı, emekçilerin farklı alanlardaki mücadelelerini yan yana getirmeyi ve ortak bir siyasal çizgide tartışmayı hedefleyen önemli bir buluşma oldu. Mayısta Yaşam’da çalışma yürüten komünistler olarak, kitle örgütlerini buluşturan bu kampı sınıf mücadelesinin güncel ihtiyaçlarına yanıt verme yönünde somut bir çaba olarak değerlendiriyoruz. Kamp, parçalı ve dağınık ilerleyen emekçilerin mücadelelerinin ortaklaştırılması doğrultusunda kitle örgütleri arasında eş güdüm sağlamak üzere atılmış mütevazı ancak önemli bir adımdı.
Hükümetin krizi derinleşirken en geniş anlamda emekçi hareketinin de yükselişe geçtiği bir dönemin içindeyken sadece saldırılara karşı savunma anlarında değil emekçilerin saldırıya geçip hükümete karşı topyekun bir mücadeleyi yürütmesi gerektiği anlarda da özellikle parçalı ve kısmi mücadelelerin sınırları daha hissedilir, komünistlerin ise işçilerin birliğini sağlamaya dair sorumluluğu daha belirgin hale geliyor. Komünist Manifesto, işçilerin asıl kazanımlarını “sürekli genişleyen birleşmeleri” olarak tanımlıyordu. Bugün de böyle bir siyasi iklimde, komünistler olarak ilk önce emekçi örgütlerinde devrimci kaygılarla çalışma yürütenleri bir araya getirme doğrultusunda adım attık. İçinde çalışma yürüttüğümüz Mayısta Yaşam Kooperatifi’nin, İzmir’deki diğer iki kitle örgütüyle beraber örgütlediği bu yaz kampının çalışmalarında, sınırlı imkanlara ve çeşitli deneyimlere sahip farklı alanlardaki bu çalışmaları ortaklaştırma, bu çabaları koordine etmek için aktif bir şekilde sorumluluk aldık. Düzenlenen yaz kampını yalnızca geleneksel olarak yapılan bir kamp olarak değil, sınıf dayanışmasının ve emekçilerin ortak mücadelesinin sürekliliğini sağlamak için mütevazı ve süreklileştirilip genişletilmesi gereken bir zemin olarak gördük.
Koordinasyon Deneyiminden Bugüne
Köz’ün arkasında duran komünistler olarak içinde çalıştığımız kitle örgütlerinden biri olan Mayısta Yaşam’ı 2003’ten itibaren farklı kitle örgütlerini bir araya getiren koordinasyon buluşmalarının örgütlenmesinde yer alması doğrultusunda yönlendirdik. Bu buluşmaların temel hedefi, parçalı ilerleyen mücadele deneyimlerini ortaklaştırmak, kurumların birbirini tanımasını sağlamak ve ortak mücadele için zemin oluşturmaktı. Sınıf dayanışmasını büyütmenin ilk koşulunun önce kendimizi büyütüp genişletmek, dar anlamda işlerimizi yoluna koymayı beklemek olmadığını; tam tersine proletaryanın zaten birleşmeden, örgütlenmeden her zaman yetersiz kalacağını, bu nedenle de sınıf içerisindeki güçlerle bir araya gelmek gerektiğini, sınırlı ve dar imkanlarımızı ve farklı alanlardaki birçok deneyimimizi bir araya getirmenin bizi daha güçlü kılacağını biliyorduk.
2003’te altı kurumla başlayan bu süreç, farklı şehirlerde ve farklı gündemlerle gitgide genişleyen buluşmalarla devam etti. En son 2015’te 13 örgütleyici ve yaklaşık yüz katılımcı kurumun yer aldığı geniş bir buluşma gerçekleşmişti. Son on yıl boyunca ise bu ölçekte bir koordinasyon buluşması düzenlenememişti. 2025’te düzenlediğimiz kamp, bu boşluğu doldurma ve yeniden böyle bir zemin oluşturma yönünde atılmış bir ön adım oldu.
Kampın Örgütlenmesi: Kolektif Bir Süreç
Mayısta Yaşam Kooperatifi, İzmir Özgür Yaşam Derneği ve Deri Tekstil Kundura İşçileri Derneği’nin birlikte örgütlediği kampın programı İzmir ve İstanbul’daki Genel-İş üyesi belediye işçileriyle beraber şekillendirildi.
Kampın örgütlenmesi, programının tasarlanması ve yürütülmesi sürecine ulaşabildiğimiz diğer kitle örgütlerini de dahil etmeye çalıştık. Tüm bu kurumları örgütleme ve katılmaya davet ederken asıl olanın somut olarak imkanı ve gücünün ne olduğu değil, bu kampı birlikte planlayıp organize etme, ortak bir şekilde sahiplenme olduğunu vurgulayarak hareket ettik.
Kampa dair tüm kararlar düzenli toplantılarda kolektif bir biçimde, rekabeti değil dayanışmayı esas alan bir perspektifle alındı. Üstelik Mayısta Yaşam Kooperatifi’nin de daha fazla ortak ve dostuna yaz kampını gündem etmek ve kamp organizasyonunu ortak bir şekilde hayata geçirmek için düzenli toplantılar yaptık. Başta özetlediğimiz esas amaçta buluştuğumuz için kamp programının oluşturulmasından kimlerin davet edileceğine diğer tüm konular hem diğer kitle örgütleriyle hem de kitle örgütleri üyeleriyle konuşularak beraber esnek ve dinamik bir şekilde belirlendi.
Kampın maliyeti, kampa katılanların katkıları ve bağışlarla karşılandı. Kampın emekçiler ve emekçi örgütlenmelerinde çalışanlar açısından erişilebilir olmasını hedefleyen politik bir tercih olarak kişi başı katkı düşük tutuldu. Kooperatifin ortak ve ilişkilerine gündem edilerek istenilen bağışların yanı sıra varoşlarda esnaflara bilet satışıyla, ikinci el eşyaları satmak için açılan standlarla bağış çalışması genişletildi. Aynı zamanda, İşçi Sınıfının Kurtuluşu ve DİSK Genel İş Anadolu Yakası Temsilciliği kampa bağışta bulundu. Sonucunda kampın gelirlerinin yarısını topladığımız bağışlar oluşturmuş oldu. Ancak yine de daha fazla kişiden daha az miktarlarda alacak şekilde bağış kampanyası daha genişletilerek yapılabilirdi, bu Mayısta Yaşam’ın kalkış noktalarına da daha uygun olurdu.
İstanbul, İzmir, Ankara, Dersim ve Kırşehir’den 15’ten fazla kurum ve 80’in üzerinde katılımcı kamp alanında bir araya geldi. Üç gün boyunca örgütleyici kurumların tasarladığı şekilde sekiz ayrı oturum gerçekleşti.
Farklı Mücadeleler Ortak Zeminde Buluştu: Kamp Programının Merkezinde Belediye İşçilerinin Mücadelesi Vardı
Kamp boyunca eğitim alanındaki baskılardan göçmen işçilerin sorunlarına, sendikalı işyerlerinde kadınların mücadelesinden belediye işçilerinin grev ve direniş deneyimlerine uzanan çeşitli mücadele başlıkları tartışıldı. Kampa aynı zamanda Çiğli Belediyesi’nde direnen kadın işçiler ve Emekçiler Dayanışması adına dayanışma mesajları gönderildi.
“Emekçilerin Gözünden Eğitim Sorunu” başlıklı ilk panelde Eğitim-Sen İzmir 1 ve 3 No’lu Şube ve Mayısta Yaşam konuşmacıydı. MESEM’ler, laik ve anadilde eğitim, üniversite öğrencileri için yoksulluk ve barınma sorunları, eğitimin işlevsizleştirilip değersizleştirildiği gibi konular tartışıldı. Mayısta Yaşam’ın konuşmasında ise AKP’nin eğitim politikasının sol hareketin önüne set çekme, dinin eğitimdeki yerinin ve ağırlığının arttırılması, özelleştirmeler başlıklı üç temel alanda 12 Eylül darbesi ve rejimiyle sürekliliğinin görülebileceği anlatıldı.
Mülteci Medyası, Konak Mülteci Derneği ve Mayısta Yaşam’ın konuşmacı olduğu “Sınıfın Parçası Göçmen İşçiler Arasında Dayanışma ve Mücadele” başlıklı panelde göçmenlerin işçi sınıfının bir parçası olduğu ve onlarla yardımseverlik/hayırseverlik kapsamında değil hakiki bir dayanışma içerisinde olmak gerektiği vurguları öne çıktı. Aynı zamanda, Zonguldak’ta madende çalışırken yakılarak öldürülen Vezir Muhammed Nourtani’nin dava süreci anlatıldı. İzmir Basmane’de ve Ayakkabıcılar Sitesi’nde yürütülen dayanışma çalışmaları aktarıldı. Mayısta Yaşam adına yapılan konuşmada da Tarlabaşı’nda iki yıldır göçmen işçiler arasında yapılan eğitim dayanışmasının bir göçmen çalışması değil sınıf çalışması olduğunun yanı sıra sınıfın en ayrıcalıksız kesimleri olan göçmen işçiler için vatandaşlık hakkının neden önemli olduğu vurgulandı.
Deri Tekstil Kundura İşçileri Derneği’nin örgütlediği ve Alper Öztaş ile Veli Güner’in konuşmacı olduğu “Ücret, Asgari Ücret ve Toplu Sözleşmeler” söyleşide bu kavramların Marksist tanımlanması ile burjuva iktisatçıları tarafından tanımlanmaları arasındaki fark anlatıldı. Marx’ta emek ve emek gücü, öz ve biçim diyalektiği, artık emek ve gerekli emek kavramlarının ne olduğu açıklandı. Ücretin sınıf mücadelesinin konusu olduğu, sömürü düzeninin ortadan kaldırılması ve sosyalist bir dünya kurulması gerektiği vurgulandı.
Genel-İş İzmir ve İstanbul üyesi belediye işçilerinin önerileriyle düzenlenen “Sendikalarda ve Belediye İşkolunda İşçi Kadın Mücadelesi” etkinliğinde Mor Liste ve Genel İş İzmir üyesi arkadaşlar sendikal bürokrasiye karşı taban inisiyatifi mücadelesinin yanı sıra sendika içindeki erk yapıya karşı mücadele anlatıldı. Sendikalarda kadın temsiliyetinin durumu anlatıldı. Kadıköy Belediyesi’ndeki Mor Liste deneyimi aktarıldı. “Grev ve Direnişteki Belediye İşçileri, Mücadele Yöntemleri ve Deneyimler & Belediye İşkolunda Sendikal Örgütlenme Sorunları, Mücadele Sorunları ve Stratejileri, Ne Yapmalı?” başlıklı forumda, İzmir’den, Dersim’den, Kırşehir’den, Ankara’dan ve İstanbul’dan belediye işçileri buluştu. Kayyımlara ve havuz sistemine karşı direnişlerden bahsedilen forumda ortak bir koordinasyon ihtiyacı da vurgulandı. “Son Direnişler Işığında İşçi Sınıfının Mücadelesini Nasıl Örmeli?” panelinde ise İnşaat İş, Kataş-Sen, OTİS ve Mayısta Yaşam konuşmacıydı. OTİS asgari ücret değil yoksulluk sınırı ücreti, göçmen işçilere vatandaşlık hakkı, 2 gün izin haftalık 30 saat çalışma süresi taleplerini anlatmanın yanı sıra sendikal bürokrasiye karşı mücadelenin önemine değindi. Kataş-Sen sarı sendikalardan kopmak gerektiğini vurgulayarak MESEM, OVP gibi politikalara karşı fiili meşru mücadeleyi yükseltmek gerektiğini anlattı. İnşaat İş Sendikası, büyük sanayi havzalarında sürekli ve istikrarlı bir çalışma yürütmenin önemine, rekabetçi tutumdan uzak işçi sınıfının genel çıkarlarıyla uyumlu ortak fiili meşru bir mücadeleyi örebilecek birleşik bir sosyalist odak yaratmanın ihtiyacına vurgu yaptı. Mayısta Yaşam ise burjuvazinin ve proletaryanın örgütlenme mantığı arasındaki farkları anlattı.
Kampın programına belediye işçilerinin mücadelesi damgasını vurdu. Farklı belediyelerden işçiler bir araya gelerek direniş deneyimlerini, sendikal örgütlenme sorunlarını ve mücadele yöntemlerini tartıştı. Bu özellikle de İzmir’in belediye işçilerinin grev ve direnişleriyle sarsıldığı bir dönemde daha yakıcı bir şekilde ihtiyaç duyulan tüm ülke çapında belediye işçilerinin koordinasyonunu sağlamak için de bir ilk adım ve tanışma mahiyetine kavuştu.
Bu buluşma, farklı şehirlerde yürüyen mücadelelerin birbirinden kopuk ilerlemesinin yarattığı sınırlılıkları aşma yönünde önemli bir deneyim oldu. İşçilerin kendi mücadelelerini kendilerinin anlatması ve deneyimlerini doğrudan aktarması, farklı alanlardaki direnişlerin birbirini besleyebileceği olanakların görünür hale gelmesini sağladı. Bu nedenle hem karşılıklı öğrenmeyi güçlendirdi hem de ortak bir mücadele perspektifinin gelişmesine katkı sundu.
Anayasa ve Sınıf Mücadelesi
Kitle örgütlerinde “önce güçlenelim sonra birleşiriz” mantığının yanı sıra “siyaset böler” yaklaşımıyla da sık sık karşılaşırız. Aslında bu yaklaşım da bir önceki gibi sadece emekçilerin mücadelesinin en temel siyasi sorunlardan bilinçli biçimde uzak tutulmasını ifade etmez, aynı zamanda sınıf mücadelesinin siyasi karakterini gizleyen burjuva ideolojisini kitle örgütlerinde yeniden üretmeye hizmet eder. Onları dar ekonomik taleplere sıkıştırır. Aslında bu da sınıfın tüm kesimleri için en geniş paydayı oluşturmayı geçelim çoğu zaman çeliştiği ve birbiriyle rekabet içinde olduğu için darlaştırır. Siyaset ise tam tersine sınıfın parçalı ve kısmi mücadelelerini ortak bir programa ve hedefe bağlar; bu yüzden solda da gördüğümüz yaygın yaklaşımın aksine sınıfı bölmez, birleştirir.
Türkiye’de uzun bir süredir anayasa sorunu gündemdeyken, hakim sınıfın farklı blokları bu soruna kendi cephelerinden çözümler bulmaya çalışıyorken, emekçilerin bu siyasi soruna kayıtsız kalmaları düşünülemez. Geçelim kayıtsızlığı zaten hakim sınıf emekçilere bu siyasi gündemi taşıyarak kendi dar sınıf çıkarları doğrultusunda onları hareket ettirmeye çalışır, onlara kendi çözümünün emekçilerin lehine olduğu yalanını pompalar. Tam da bu sebeple, komünistlerin bir diğer sorumluluğu da elbette içinde çalışma yürüttüğü kitle örgütlerine bu siyasi gündemleri taşımak, emekçilere bunu tartıştırmak ve bu sorunlara yönelik proleter çözümün ne olduğunu propaganda etmektir.
Daha önce de sorumluluk aldığımız Kitle Örgütleri Koordinasyonu girişimlerinde aynı perspektifle yaklaşmıştık. İçinde çalışma yürüttüğümüz kitle örgütlerine deprem sorunundan yerel seçimlere siyasi gündemleri taşımaya çalıştık. Bu kitle örgütlerinin ve bu örgütlerdeki emekçilerin gündemlerine “siyaset sokmayı” hedefledik. Yaz kampı için de Mayısta Yaşam’ı geçmiş deneyimlerini de örnek göstererek neden bir anayasa forumu yapması gerektiği doğrultusunda yönlendirdik. Hatta bu doğrultuda gündemlerinde kurucu meclis ve demokratik anayasa olduğunu bildiğimiz için EMEP’li milletvekillerini de çağırabileceğimizi söyledik.
Bu doğrultuda kampın son günü “Emekçiler İçin Demokratik Bir Anayasayı Nasıl Yapmalı?” başlıklı bir forum örgütlenmiş oldu. Alınteri, EMEP ve Köz forumda söz aldı. EMEP adına katılan Hasan Hüseyin Evin, hakkın yasadan önce geldiğini vurgulayarak burjuva hukukunun sınırlarına hapsolan bir mücadelenin başarısız olacağını söyledi. 1921 Anayasası’nda ve Amasya Protokolü’nde ifade edilen yerel özerkliklerin bugün bölücülük olarak itham edildiğini, 1924 Anayasası’nın Türkiye’nin kapitalist karakterini tescillediğini, 1961 Anayasası’nın görece en geniş hak ve özgürlükleri tanıdığını ve 1982’de yapılan değişikliklerin ise emekçilerin aleyhine olduğunu anlattı. Haklar için esas olanın fiili meşru, örgütlü ve birleşik mücadele olduğunu belirten Evin, bugün yeni anayasanın ancak emekçilerin olduğu bir kurucu meclis tarafından yapılabileceğini vurguladı.
Forumda söz alan Alınteri ise anayasa ve demokrasi meselesinde sınıf mücadelesinin esas belirleyici olduğunu belirterek, emekçiler lehine demokratik bir anayasanın fiili meşru mücadele ve sürekli bir örgütlü güç olmasıyla yazdırılabildiğini ve korunabildiğini vurguladı. Türkiye’de demokratik bir anayasanın demokratik devrimin bir sorunu olduğunu ifade etti. Köz adına yapılan konuşmada ise Türkiye’deki anayasa krizinden bahsedildi. Burjuvazinin emekçiler lehine bir anayasa yapamayacağını söyleyerek, burjuvazinin işçi sınıfını bölmesine karşın bizlerin bağımsız bir siyasi mücadeleye dayanan bir kurucu meclis hareketi yaratması gerektiğini vurguladı.
Tartışmalarla devam eden forum aynı zamanda üç gün boyunca eğitim sorunundan göçmen işçilerin sendika ve sigorta hakkına kadar tartışılan başlıkların siyasal bir bütünlük içinde ele alınmasını da sağladı.
Kampın Ardından
Kampın ardından belediye işçileri arasında koordinasyon girişimleri başladı. Ortak toplantılar ve temaslar, kampın yalnızca bir etkinlik değil, mücadele içinde süreklilik yaratabilecek bir zemin olduğunu gösterdi. Kitle Örgütleri Yaz Kampı, emekçi hareketinin farklı alanlarını bir araya getiren, mücadele deneyimlerini ortaklaştıran ve sınıf mücadelesinin ortak bir siyasal perspektifle tartışılmasına zemin sunan bir buluşma oldu. Emekçilerin kısmi mücadelelerinin birleştirilmesi, dayanışmanın somutlanması ve sınıf eksenli siyasal bir hattın güçlendirilmesi, bu tür ortak deneyimlerin sürekliliğini zorunlu kılıyor.
Kitle Örgütleri Yaz Kampı, emekçi mücadelesinin parçalı yapısını aşma yönünde atılmış sınırlı ama politik olarak önemli ve başarılı bir pratik oldu. Kampın açtığı tartışma ve temas kanallarını süreklileştirmek ve bu deneyimleri güçlendirmek komünistlerin önündeki temel görev olarak durmaktadır.
İstanbul’dan Komünistler










