24 Mayıs Cumartesi günü Bursa’da SMF ve Devrimci Parti’nin katılımıyla “Son siyasal gelişmeler ve devrimci sorumluluklar” başlıklı panelimizi gerçekleştirdik. Bağımsız Direnişçi İşçiler Sendikası’nda gerçekleştirdiğimiz panele yirmiye yakın kişi katıldı.
Panelde ilk sözü SMF temsilcisi aldı, yaptığı sunumda şu noktalara değindi: “Bugün burada siyasal gelişmeleri ele alırken dünya ölçeğindeki gelişmelere de bakmak gerekir. Her ne kadar vaktimiz kısıtlı olsa da kısaca dünya üzerindeki siyasal gelişmelere değinmeliyiz. Ortadoğu emperyalist güçlerin sürekli üzerinde savaş yürüttüğü bir coğrafya. ABD İsrail’le birlikte Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Son süreçte özellikle Suriye meselesinde kendi rakibi olan Rusya’yı geriletmiş durumda. Bu gelişmelerin hepsi yeni bir paylaşım savaşının ön adımları olarak önümüzde duruyor. Tüm emperyalist güçler böyle bir paylaşım savaşına kendisini hazırlıyor. Emperyalistlerin bu hamleleri hem toplumsal hem de coğrafik anlamda yeni gerilim hatları ortaya çıkarıyor. Son süreçte Ortadoğu’daki bu amaçlar doğrultusunda DEM Parti ve AKP kullanılmak isteniyor. Türk egemenlik sistemi kendisini yeni Osmanlıcılık ve yayılmacılık politikaları üzerinden tahkim etmek istiyor. Kürt ulusal hareketini ‘barış ve çözüm’ sürecinin içerisine sokan şey ise tüm gelişmelerin tamamı. Sürecin kendisi gerilimli ve şeffaf olmayan bir süreç. Kürt hareketine bir tasfiyecilik dayatılıyor. Ulusların kendi kaderini tayini hakkında komünistlerin tutumu belli. Ulusal hareketin kendisinin belirlediği konumlanış ve yönelim onun tasarrufudur ve komünistler açısından bu meşrudur, saygı duyulur. Ancak komünistler sürecin ve ulusal hareketin konumlanışının nereye varacağını uyarmak, gerekirse eleştirmek konusunda sorumludur. Biz de bu açıdan baktığımızda bugünkü süreci tasfiyeci bir süreç olarak görüyoruz ve PKK’nin bu hamle ve kararını her ne kadar meşru görsek de eleştiriyoruz.”
SMF temsilcisinin sunumunun ardından Devrimci Parti temsilcisi söz aldı. Yaptığı sunumda şunlara değindi: “AKP yirmi üç yıldır hükümet konumunda. Kurtulmak istiyoruz ancak kurtulamıyoruz. Yıllardır girdiği seçimleri kazanıyor. 2015 Haziran seçimlerinde kaybetmişti ancak seçim sonuçlarını kabul etmedi. AKP iktidarı süresince halk daha fazla yoksullaştı ve gelecek kaygısı her dönem daha da arttı. Emekçilerden yana mücadele yürütenler toplumsal muhalefeti öremiyor. 19 Mart’tan bugüne toplumsal muhalefet daha da artmış durumda. Toplumun farklı birçok kesimi yan yana geldi. Ancak bu yan yana gelerek ortaya çıkan hareket hedefsiz bir hareket. CHP kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek bu kesimleri kendi amaçları doğrultusunda kullanmak istiyor. Devrimciler ise bu süreç içerisinde kendi tavrını gösteremeyen bir pozisyonda kalıyor. Bu süreci devrimciler olarak karşılayamadık ve o yüzden 1 Mayıs mitinglerinde çok zayıftık. Bu durumu tersine çevirecek hamleler geliştirmek zorundayız. Bir diğer yandan ortaya çıkan çözüm süreci de bugünkü siyasal gelişmeleri etkileyen ana unsurların başında geliyor. Ulusların kendi kaderlerini tayin hakları meşrudur. Bu sürecin içerisine girerek PKK’nin kendisini tasfiye etme kararı kendi kararıdır ve biz bunu eleştirmeyiz, destekleriz. Kürt ulusu bu ülkeyle birlikte kalmak istiyorsa kalabilir kendi kararlarıdır ve bunu destekleriz biz. Ancak bugün kimi sol hareketler Kürt hareketine ders vermeye çalışıyor. Bu doğru bir tutum değil. PKK bu süreci ele alırken sadece Türkiye için değil, diğer parçaları da hesaplayarak hareket ediyor olabilir.”
Devrimci Parti temsilcisinin ardından Köz adına söz alan yoldaş ise şu vurguları öne çıkardı: “Öncelikli olarak emperyalizm çağında olduğumuzu akılda tutmamız gerekir. Emperyalizm çağında herhangi bir ülkede ya da bölgede ortaya çıkan siyasal gelişmeler emperyalistler arasındaki çekişmeyle doğrudan ya da dolaylı olarak ilintili olur. Devrimcilerin bu siyasal gelişmeler karşısında takınacakları tutum elbette emperyalist güçlerden birisine karşı diğerine yedeklenmek değil, her iki gücü de karşısına alacak şekilde emekçilerin bağımsız mücadelesini yükseltmek yönünde olmalı. Bu söyleşide emperyalistlerin kendi içindeki krize ve kendi aralarındaki kavgaya çok girmeyecek olsam da, Türkiye’deki siyasal gelişmelerin bunlarla bağlantılı olduğu gerçeğini baştan belirtmekte fayda var. Bugün gelinen süreçte bir dizi siyasal çalkantılar, toplumsal kalkışmalar ve kitlesel eylemlilikler içerisindeyiz. Ezilenler ve emekçiler kurulu düzende şu anki haliyle yönetilmek istemiyor, uzun süredir ortaya koydukları başkaldırılar ve eylemlerle bunu gösteriyor. Bu süreçte ezilenlere emekçilere onların kurtuluşu yolunda bir hat çizmek için üç temel soruyu sormak ve bu sorulara verilmesi gereken yanıtları ortaya koymak gerekir. Bu sorulardan birincisi, bu hükümetten nasıl kurtulacağız sorusu. İkincisi demokratik anayasayı kim nasıl yapacağı ve sonuncusu barışı kim, nasıl getirecek soruları. Kısmî ve yerel mücadelelere kapılarak yahut bunları bahane ederek bu soruları yanıtsız bırakmak bilinçli bir şekilde ezilenlerin kurtuluşu yolunda devrimci mücadelenin bu döneme dair önümüze koyduğu politik görevlerinden kaçmak anlamına gelir. Komünistlerin ve devrimcilerin bu görevlerden kaçmak değil aksine bu görevleri en iyi şekilde icra etmek ve tüm kesimlere bu görevleri hatırlatmak gibi bir sorumluluğu var.
Bu soruların iki türlü çözüm yolu var. Madem iki sınıf var, burjuvazi ve proletarya, o halde sorunların da iki ayrı çözüm yolu olur: burjuva çözüm ve proleter çözüm. Burjuva çözüm elbette kitleleri dışlayan; ortaya çıkmış olan rejim krizini de hükümet krizini de, anayasa krizini de, pahalılık sorununu da çözerken emekçilerden bağımsız hareket eden; onları dahil etmeyen ve en nihayetinde ezilen sömürülen kesimlerin değil burjuvazinin çıkarları doğrultusunda çözüm geliştirir. Proleter çözüm ise bu soruların çözümleri için; yeni bir rejimi, egemen bir kurucu meclisi ve hükümetten kurtulmayı şart koşar. Bu çözümün kendisi en başta siyasi yasakların parçalandığı, emekçilerin siyasi özgürlüklerini tam anlamıyla kullanabildikleri bir çözümdür. Geçtiğimiz 1 Mayıslar’daki talepler yukarıda sıraladığımız temel soruyla doğrudan bağlantılı olan taleplerdi. Bu sorunların odağında hükümet var. Bu hükümet bu ülkedeki anayasal kriz sayesinde ayakta kalıyor. Erdoğan, fazlasıyla zayıf olmasına rağmen rejim krizine yaslanarak ve rakiplerinin zayıflığına bağlı olarak seçimlerde kaybetmiyor, kaybettiği seçimleri de kabul etmiyor. Erdoğan hükümetinin zayıflığının artması tüm rakiplerine karşı savaş açmasını da beraberinde getirdi.
2015’lerden sonra başlattığı içsavaşın yükünü taşıyamayan hükümet savaş açtığı kesimleri de teslim alamadı ve barış arayışları ve çırpınışları içine girdi. Erdoğan’ın, anayasa değişikliğine ve gelecek seçimlerde tekrardan aday olabilme olanağına ihtiyacı var. Bu yüzden CHP ile rehine pazarlığına tutuştu aynı zamanda, Öcalan’ın eline sarılmak zorunda kaldı. PKK ile başlatılan müzakere sürecinde kaybedenin PKK değil hükümet olduğu açıkça belli. Erdoğan bu hamleleriyle DEM partinin 2024 yılı seçimlerindeki tutumunu değiştirmek istiyor. İmamoğlu’nu rehin alarak, CHP’yi sıkıştırarak kendi adaylığının yolunu açtırmaya ya da kendisinin istediği bir tarihteki erken seçime razı etmeye çalışıyor. Bu hamlelerine karşı CHP’nin ve çevresinin çaresizliği Erdoğan’ı daha da pervasızlaştırıyor ve CHP’yi bu rehine pazarlığının bir parçası haline getiriyor. Tüm bu saldırılar merkezinde Erdoğan hükümetinin olduğu bu siyasi rejim tarafından gerçekleştiriliyor. Saldırılara karşı mücadelenin yolu da merkezine hükümet karşıtlığını koyan, seçimle değil emekçilerin bağımsız eylemli mücadelesini ören bir hattan geçiyor. Demokrasi savaşı ancak eylemli bir pratikle verilebilir. Devrimcilerin bugünkü sorumluluğu da bu hattan ilerleyen bir eylemli mücadeleyi ortak bir şekilde örme gayretidir.”
Konuşmacıların sunumlarının ardından panele katılanların soru ve görüşlerinin alındığı bölüme geçildi. Değişik başlıklar altında birçok soru sorulduğu için, panelistler bir saate yakın süre boyunca farklı konulara değinerek soruları cevapladı, aynı zamanda ilk turda eksik kalan konuşmalarını tamamladı. Devrimci Parti ve SMF ile gerçekleştirdiğimiz panelin oldukça verimli olduğunu değerlendirdik.
Bursa’dan Komünistler










