Asgari ücretin belirlenmesinin üzerinden henüz kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen, etkileri tüm işçi sınıfı açısından belirleyici olmaya devam etmektedir. Türkiye’de ister asgari ücretle, ister onun 1,5–2 katı ücretle çalışan işçilerin gelirleri fiilen asgari ücret üzerinden şekillenmektedir. Ücret artışları başta olmak üzere, birçok ekonomik düzenleme asgari ücret esas alınarak belirlenmektedir. Hatta ücret dışı zamların belirlenmesinde dahi asgari ücretin açıklanması beklenmektedir. Bu nedenle asgari ücret yalnızca belirli bir kesimin değil, tüm emekçilerin doğrudan gündemidir.
Çalışma yürüttüğümüz kitle örgütünün bu başlıkta bugüne kadar bir çalışması olmamakla birlikte, işçi sınıfının içinde çalışma yürüten devrimciler açısından önemli bir gündem olduğunu değerlendirerek bir forum örgütlenmesi önerisinde bulunduk. Örgütlenen etkinlik müzik dinletisi ve forum olarak planlandı ve forumda asgari ücrete dair kampanya yürüten İnşaat İş Sendikası ve Dev Yapı İş davet edilecek şekilde yapıldı.
İlk olarak forum açılış konuşması yapıldı:
Sözümüzde iki sınıf var. Bunların biri asalaklar, diğeri ise şantiyelerde, tersanelerde, atölyelerde emek gösteren emekçiler. Emekçilerin üretmiş olduğu zenginliklerle bu asalaklar günlerini gün ederken diğer tarafta emekçiler evlerine götüreceği ekmeği, ödeyecekleri kirayı, çocukların eğitim masraflarını düşünüyorlar.
Bu eğitim sorunları ile alakalı Mayısta Yaşam Kooperatifi eğitim dayanışması örgütlüyor. Fakat karşılaştığımız bu sorunları ancak ortak bir mücadele ile çözülebileceğini biliyoruz. Bu doğrultuda yazın bir kamp örgütledik ve bu kampta İnşaat-İş Sendikası da yanımızdaydı.
Bu kampta dernekler, sendikalar, belediye işçileri aramızdaydı. Amacımız beraber mücadelelerimizden öğrenmek ve bir koordinasyon geliştirmekti. Bugün bizi inşaat işçi ile bir araya getiren de bu. İnşaat işçi bir asgari ücret kampanyası düzenlemişti asgari ücret sürecinde. Bu kampanyada öğrendikleri asgari ücrete dair görüşlerini, düşüncelerini bizimle paylaşacak. Bugün aramızda İnşaat İş ve Mayısta Yaşam dışında EMEP, Partizan, Pir Sultan Abdal Cemevi Maraş Güçler Derneği var.
İnşaat işçi ve kurumlardan sonra soru cevap kısmında söz hakkı vereceğiz. Sonrasında bir müzik dinletisi olacak. Bu şekilde ilerleyeceğiz. Hepiniz tekrar hoş geldiniz.
İnşaat İş Sendikası adına Yunus Gürgen ilk sözü aldı ve şunları vurguladı:
Asgari ücret meselesini, inşaat işçilerinin çalışma koşullarından ve şantiyelerdeki gerçeklikten bağımsız ele almak mümkün değil. AKP döneminde ciddi biçimde büyüyen bu sektör, bugün resmî verilere göre 2,5 milyon işçiyi kapsıyor; kayıt dışıyla birlikte bu sayı çok daha fazla. Ancak bu büyüklüğe rağmen şantiyelerde uzun yıllar son derece ağır ve güvencesiz koşullar hâkim oldu. Uzun çalışma saatleri, düşük ücretler ve iş güvenliği eksikliği neredeyse normal hale geldi. Öyle ki işçilerin sahip olduğu haklar, 1800’lü yılların ilk dönemlerini andıracak kadar sınırlıydı.
2015-2018 öncesinde kıdem ve ihbar tazminatı gibi en temel haklar fiilen yok sayılıyor, 45 saatlik çalışma süresi uygulanmıyordu. Ancak 2018 sonrasında özellikle İnşaat-İş ve Dev Yapı-İş’in mücadelesiyle birlikte kısmi bir değişim ve farkındalık oluştu. 3. Havalimanı süreciyle birlikte şantiyelerdeki gerçeklik açığa çıktı. Finanskent’te işçilerin tahtakurusu nedeniyle parklarda yatması, Kalyon şantiyesinde yemeklerin ancak işçiler yemekhaneyi yaktıktan sonra düzelmesi gibi örnekler yaşandı. Bu da bize şunu gösterdi: Bu sektörde hak ya mücadeleyle alınır ya hiç yoktur.
Bugün bazı haklar biliniyor olsa da uygulanması hâlâ işçinin mücadelesine bağlı. Şantiyede hak istiyorsan her gün yeniden mücadele etmek zorundasın. Çünkü en temel mesele ücrettir. İşçi birçok soruna katlanabilir ama ücret sorununa katlanamaz. Çünkü ücret sadece maaş değil, doğrudan yaşam hakkıdır. Ücret gaspı dediğimiz şey de yaşam hakkının gaspıdır.
Şantiyelerde çalışanların büyük çoğunluğu gurbetçi ve yoksul işçilerden oluşuyor. Kürt illerinden, Kürdistandan, Karadeniz’den ve diğer yoksul bölgelerden gelen bu işçiler, neredeyse istisnasız biçimde hayatlarının bir döneminde ücret gaspı yaşıyor. Bu durum bireysel değil, sistematik bir sorundur.
Tam da bu noktada asgari ücret devreye giriyor. İlk bakışta inşaat işçilerini doğrudan ilgilendirmiyor gibi görünse de, bugün asgari ücret tüm ücretleri belirleyen temel ölçü haline gelmiştir. İnşaat işçisinin ücreti de, fabrikadaki işçinin ücreti de, akademisyenin maaşı da buna göre şekilleniyor. Bu yüzden asgari ücret yalnızca bir kesimin değil, tüm işçi sınıfının meselesidir.
İnşaat sektöründe en temel sorun nettir: ücret. Bu yüzden mücadelemizin merkezinde ücret meselesi vardır. Ancak bu mesele yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasal bir meseledir. Çünkü ücret, işçinin yaşamının tamamını belirler.
Asgari ücretin bir masa başında belirlendiği söylenir. Ancak gerçekte o masada belirleyici olan patronlar ve devlettir. Bu nedenle asgari ücret hiçbir zaman o masada belirlenmez; sokakta, sınıf mücadelesiyle belirlenir. Mücadele güçlü olduğunda sonuç da buna göre olur.
Bu yüzden asgari ücret mücadelesi bir aylık değil, yılın tamamına yayılan sürekli bir mücadeledir. Enflasyon karşısında ücretlerin eridiği bir düzende bu mücadele kesintisiz sürdürülmelidir. Ocakta yapılan zamların kısa sürede eridiği bir ortamda, mücadeleyi belirli dönemlere sıkıştırmak mümkün değildir.
Birleşik mücadeleye dair somut bir örnek vermek gerekirse: Finans merkezinde bir dönem 25-30 bin işçi çalışıyordu. Biz orada Dev Yapı-İş ile birlikte üç yıl boyunca ortak mücadele yürüttük. Normalde sendikalar arasında rekabet olurken, biz işçi sınıfının çıkarını öne koyduk. Kendi örgütsel çıkarlarımızı değil, işçinin sorunlarını merkeze aldık. Bu süreçte yüzün üzerinde eylem yaptık, baskılar gördük, gözaltılar yaşadık ama yüzlerce sorunu çözmeyi başardık.
Bu deneyim şunu gösterdi: Sınıfın çıkarı öne konduğunda herkes kazanır. Bugün birleşik mücadele artık bir tercih değil, zorunluluktur. Elbette bu kolay değildir; tartışmalar ve gerilimler yaşanır. Ancak sınıfın çıkarı esas alındığında bunlar aşılabilir.
Bugün ihtiyaç olan tam da budur: Daha büyük olanı, yani sınıfın ve toplumun ortak çıkarlarını öne koymak. Birleşik mücadele zor ama kaçınılmazdır.
İkinci Sözü Mayısta Yaşam Kooperatifi adına Güldes Önkoyun aldı:
Bugün sözlerime iki önemli duyuruyla başlamak istiyorum. İlki, bugün burada aramızda fiziken bulunamayan ama mücadelemizin ortasında yer alan Limter-İş Sendikası ve Beksav için olacak.
Bildiğiniz gibi yakın zamanda Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne yönelik bir operasyon gerçekleştirildi. Bu operasyon kapsamında mücadele arkadaşlarımız, sınıf mücadelesinin önemli bir parçası olan Limter-İş Sendikası’nın yöneticileri ve emekçileri gözaltına alındı, tutuklandı. Bu saldırı yalnızca bir kuruma ya da 83 devrimciye dönük değildir. Bu saldırı, doğrudan işçi sınıfının örgütlü mücadelesine, dayanışmasına, birlikte direnme iradesine yöneliktir.
Bizler burada bir kez daha ifade ediyoruz: İşçi sınıfının mücadelesi kapsamında yürüttüğümüz bütün çalışmalarda Limter-İş’le, Beksav’la, mücadele arkadaşlarımızla yan yana olduk, bugün de yan yanayız, yarın da yan yana olmaya devam edeceğiz. Onların uğradığı baskıyı, saldırıyı kendi mücadelemize yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz. Çünkü biliyoruz ki bu düzende işçilerin hak araması, emekçilerin örgütlenmesi, her zaman bir tehdit olarak görülüyor. Ama bizim açımızdan bu, tam tersine daha fazla dayanışmayı, daha fazla yan yana gelişi, daha fazla omuz omuza mücadeleyi zorunlu kılıyor.
Bu nedenle dostlarımızı, sınıf kardeşlerimizi, mücadele arkadaşlarımızı alıncaya kadar; onlar özgür kalıncaya kadar; baskılara, gözaltılara, tutuklamalara karşı her yerde aynı kararlılıkla durmaya devam edeceğiz. Yaşasın sınıf dayanışması! Yaşasın işçi sınıfının mücadelesi!
İkinci olarak da 1 Mayıs Mahalle Meclisi’ne ilişkin bir duyuru yapmak istiyorum. Mayısta Yaşam Kooperatifi’nin de içinde yer aldığı 1 Mayıs Mahalle Meclisi, “Uyuşturucuya ve çeteleşmeye geçit vermeyeceğiz” şiarıyla yaklaşık iki aydır çalışmalarını sürdürüyor. 1 Mayıs Mahalle Meclisi olarak mahallemizde yaşayan tüm emekçilerin, gençlerin, kadınların, ailelerin katılımıyla bu mücadeleyi büyütmeye çalışıyoruz. Çünkü uyuşturucu ve çeteleşme yalnızca birkaç kişinin sorunu değildir. Bu, bütün bir mahallenin, bütün emekçilerin karşı karşıya olduğu toplumsal bir sorun haline gelmiştir. Gençliği geleceksiz bırakan, çocukları umutsuzluğa iten, mahalleleri güvencesiz ve dayanışmasız hale getiren bu tabloya karşı ancak örgütlü, kararlı ve kolektif bir mücadeleyle cevap verebiliriz.
Bu nedenle iki aydır her pazartesi günü mahallemizde bulunan derneklerde toplantılar düzenliyoruz. Bu toplantılarda yalnızca bir araya gelmiyoruz; aynı zamanda tartışıyoruz, dinliyoruz, birlikte düşünüyoruz. 1 Mayıs mahalle meclisi olarak tüm mahalle emekçilerimizin katılımıyla mahallemizde uyuşturucu çeteleşmeye karşı mücadeleyi büyütüyoruz. Ve tüm emekçi halkımızı bu mücadeleyi büyütmeye, çalışmalarına destek vermeye davet ediyoruz.
Burada bulunan herkesi o toplantılara davet ediyoruz. Bu hafta yapılacak toplantı pazartesi günü Güçder Derneği’nde olacak. Burada bulunan herkesi bu toplantılara davet ediyoruz. Bu hafta yapılacak toplantı pazartesi günü Güçder Derneği’nde olacak. Tüm dostlarımızı, mahalle halkını, emekçi komşularımızı bu toplantıya katılmaya, sözünü söylemeye, birlikte düşünmeye ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.
Mayısta Yaşam Kooperatifi, 1 Mayıs 1999 yılında bu mahallede Güçder’in bir odasında eğitim dayanışması faaliyetine başladı. İşçi sınıfının çocuklarının eğitimden, üniversite sınavlarına, eleme sınavlarına hazırlanabilmek için nasıl yan yana geleceklerini tarif ettiğimiz ve asıl kavgayı, mücadeleyi verecekleri kişinin yanlarında sınıf kardeşleri olmadıklarını belirtiyoruz. Bu sınavlar tam tersine o sınavların, o eleme sınavlarının işçileri, kadınları, Kürtleri elemek için yapıldığını belirten ve bu anlamıyla da bizim gibi çalışmalar yürüten herkesle yan yana gelmeyi. İşçi sınıfının sınıf dayanışması anlamında omuz omuza faaliyeti yürütüyoruz.
İşçi sınıfının bir parçası olan ve zaten baştan işçisin sen işçi kal diyerek elemeye mahkûm olan sınıf kardeşlerimizle yan yana geliyoruz. Ve rekabet değil dayanışma sözümüzü somutluyoruz. Birbirimizin omuzuna basmadan yan yana durarak bir eğitim faaliyetini yıllardır sürdürüyoruz. Bu anlamıyla sürdürdüğümüz faaliyetin önemli aşamalarında, mesela 2007 yılında eleme sınavlarına karşı bu duvarları nasıl yıkacağız gündemiyle bir miting düzenledik.
Bu mitingin başlangıcını oluşturduk en azından. Bunu da bizim gibi eğitim dayanışması faaliyeti yürütenlerle birlikte yaptık. İkincisi, bu sınavın ne olduğunu anlatırken eleme sınavlarının nasıl belirlenmesi gerektiğini ya da bu sınavlara karşı birlikte mücadele nasıl yürütmek gerektiğine dair köşe taşlarını belirledik.
Bu sınavların belirlenme meselesi öğrencilerden, öğrenci ailelerinden, öğretmenlerden, özellikle Eğitimsen ve bunun gibi sendikalarla birlikte karar verilmeli dedik. Bugüne geldiğimizde bize asgari ücret nereden bağlıyor meselesinde? Az önce Yunus’un da söylediği gibi, işçi sınıfının içerisinde faaliyet yürütenlerin hepsinin gündeminde asgari ücret. Çünkü Türkiye’de yediğimiz yemekten içtiğimiz sudan aldığımız her şeye varana kadar asgari ücrete yapılan zam belirliyor. Bu aynı zamanda asgari ücret alalım veya almayalım fabrikalardaki işçiler, sanayilerdeki işçiler, atölyelerdeki işçiler, tersanedeki işçilerin bütün ücretleri vesaireleri asgari ücrete göre belirleniyor. Hepimizin zammı asgari ücret zammına endeksli veriliyor. Migros işçileri de bugün bunun üstünde zam talep ettikleri için mücadele ediyor. Asgari ücret açıklandıktan sonra her şeye takır takır zam geliyor. Bu, buradan bizi de ilgilendiren bir gündem.
Bununla ilgili nasıl bir mücadeleyi yürütmek gerektiği meselesini Yunus epeyce detaylı anlattı. O masada kimler olmalı? Asgari ücret nasıl ki eleme sınavlarında eğitime karşı olan bütün mücadelelerin içerisinde emekçilerin de söz hakkı olduğunu söylüyorsak, bu asgari ücret meselesinde de emekçilerin de söz hakkı vardır ve buna karşı mücadele yürütmeleri gerekir. Bu yıl birçok yıldan çok daha farklı bir şekilde gerçekleşti.
Bugün daha devam eden bir mücadele var. Tam bu şehrin ortasında Migros işçilerinin kazanımları, şok işçilerinin, A101 bin işçilerinin de sokağa çıktığı, fabrikalardan, atölyelerden birçok işçi sınıfının mücadelesinin yükseltildiğini görüyoruz. Biz buna dair az önce söylediğimiz gibi asgari ücret dünyamızı herkese ilgilendirilen ve bir mesele ise buna dair mücadeleyi de ortaklaştırmalıyız.
Bizim gibi çalışma yürüten sınıf mücadelesi içerisinde bu mücadeleyi yükseltmek isteyenleri, nerede, bizimle buluşmamız gerektiğini ve mücadelemizi yükseltmediğimiz sürece, topyekûn, Yunus’un az önce söylediği gibi kim belirliyor, kim var olmasının bir tarafında denildiği gibi, Burjuvazinin temsilcisi bu hükümet var. Bu hükümetin karşı mücadeleyi tek tek, parçalı bir şekilde değil, birlikte yürütmek gerektiğini düşünüyoruz. Etkinliğimizi de bunun için örgütledik.
Buraya katılan herkese teşekkür ederiz diyorum. Emeklerinize sağlık.
Forum soru cevap kısmından sonra müzik dinletisi gerçekleşti.
1 Mayıs Mahallesi’nden Komünistler










